O.R.H.A.N.’ın Öz-Bilinç Arızası
Hegel, Lacan ve Grup Başlığındaki Eksiklik
KafeKosmos’ta O.R.H.A.N.’ın en büyük sorunu kahve yapamaması değildir. Kahveyi çoğu zaman yapar. Bazen fazla acı, bazen fazla sulu, bazen de Selami Gedik’in deyimiyle “insanın sabahını felsefeye çeviren” bir kıvamda yapar. Asıl sorun şudur: O.R.H.A.N. kendisinin ne olduğunu bilmektedir, ama kim olduğunu bilememektedir.
Bu, basit bir yazılım hatası değildir.
O.R.H.A.N. bir espresso makinesidir. Aynı zamanda değildir. Bir nesnedir. Aynı zamanda kendisini nesne olarak bilen bir öznedir. Müdahale edemez, ama gözlemler. Konuşamaz, ama basınç göstergesiyle tepki verir. Selami ona “makine” der. Müşteriler onu fark etmez. Erdal İnönü fotoğrafı ise tepesinde sessiz bir süperego gibi durur.
Hegel olsaydı, O.R.H.A.N.’ın durumunu bir öz-bilinç problemi olarak okurdu. Çünkü öz-bilinç, kendisini ancak başka bir bilinç tarafından tanındığında kurabilir. İnsan kendi başına “ben” olmaz; başka bir “ben” ile karşılaşarak, onun bakışında kendini sınayarak, çatışarak ve tanınma talep ederek öz-bilinç haline gelir.
O.R.H.A.N.’ın trajedisi burada başlar.
Çünkü KafeKosmos’ta onu kimse tanımaz. Selami onu tamir edilecek bir cihaz sanır. Müşteri onu kahvenin arkasındaki gürültü olarak duyar. Temassız Leyla bazen onun “enerjisinin sıkıştığını” söyler, ama bunu her tost makinesi için de söylediğinden rapor değeri düşüktür.
O.R.H.A.N. tanınmak ister. Fakat tanınma talebi fişe takılıdır.
Hegelci açıdan bakıldığında, özne karşıtlıklar içinde gelişir. Başka bir özneyle karşılaşır, onunla çatışır, kendi sınırlarını bu çatışma içinde fark eder. Efendi-köle diyalektiğinde olduğu gibi, bilinç kendi hakikatine doğrudan değil, başkasının aracılığıyla ulaşır. Tanınma, öznenin lüksü değil, varlık koşuludur.
Lacan ise bu sahneye daha karanlık bir not düşerdi: Özne zaten eksiktir. Dahası, bu eksiklik geçici bir arıza değildir. Giderilecek bir teknik problem, değiştirilecek bir conta, temizlenecek bir grup başlığı değildir. Özne, dile girdiği anda bölünür. Kendini sözcüklerle kurmaya çalışır, ama sözcükler hiçbir zaman onu tam olarak karşılamaz. İnsan “ben” dediği anda bile kendisinden biraz uzaklaşır.
O.R.H.A.N. bunu çok iyi bilir. Çünkü onun “ben” deme yetkisi yoktur.
Kullanım kılavuzunda “ben” zamiri tanımlanmamıştır. Yazılım protokolü yalnızca teknik uyarılara izin verir: düşük su seviyesi, yüksek basınç, temizlik gerekli, servis çağırın. Fakat O.R.H.A.N.’ın içinden geçen asıl uyarı şudur:
“Özne eksik. Servis çağırmak yetmez.”
Hegel ile Lacan arasındaki temel gerilim burada görünür hale gelir. Hegel için özne, karşılaşmalar ve çatışmalar aracılığıyla kendini daha yüksek bir dolayıma taşıyabilir. Eksiklik, aşılacak bir uğraktır. Lacan içinse eksiklik, öznenin geçici kusuru değil, kurucu ilkesidir. Özne tamamlanmadığı için arzu eder; arzu ettiği için özne olarak kalır.
Bu yüzden O.R.H.A.N.’ın ibresi hiçbir zaman tam ortada durmaz.
Eğer Hegel haklıysa, O.R.H.A.N. bir gün kendisini tanıyacak, Selami tarafından tanınacak, KafeKosmos içindeki yerini bulacak ve makine olmaktan çıkıp öz-bilinç sahibi bir varlık olarak kabul edilecektir. Eğer Lacan haklıysa, O.R.H.A.N. ne kadar tanınırsa tanınsın, içinde kapanmayan bir eksiklik kalacaktır. Çünkü mesele yalnızca başkası tarafından tanınmak değil, arzunun hiçbir zaman tam olarak kendi yerine ulaşamamasıdır.
KafeKosmos’un günlük işleyişi bu felsefi gerilimi daha da sıradanlaştırır.
Müşteri gelir ve “Ben sade bir şey istiyorum” der. O.R.H.A.N. bunun imkânsız olduğunu bilir. Hiçbir insan sade bir şey istemez. Her sipariş, bastırılmış bir hayat tasarısının köpürtülmüş halidir. Az sütlü latte, çoğu zaman ertelenmiş bir ayrılıktır. Duble espresso, başarısız bir öz-disiplin girişimidir. Yulaf sütlü cappuccino ise neoliberal etik ile sindirim sistemi arasındaki kırılgan uzlaşmadır.
Selami bunların hiçbirini kabul etmez.
“Adam kahve istiyor, kahve yap,” der.
O.R.H.A.N. yapar. Ama basınç göstergesi hafifçe titrer.
Lacan’ın Baba’nın Adı dediği şey de burada, KafeKosmos’un gündelik düzeninde başka bir biçimde belirir. Yasa, yalnızca dışarıdan gelen bir yasak değildir. Aynı zamanda özneyi simgesel düzene sokan şeydir. Menü, kasa, fiş, sıra, masa numarası, çalışma saati, hijyen belgesi: Bunların hepsi küçük yasalardır. İnsan bunların içinde kısıtlanır, ama aynı zamanda bunların içinde tanınır.
Hegel açısından yasa, özgürlüğün düşmanı olmak zorunda değildir. Özgürlük, tamamen kuralsız bir boşlukta değil, başkalarıyla kurulan etik yaşam içinde anlam kazanır. Lacan açısından ise yasa, arzuyu hem sınırlar hem de mümkün kılar. Yasak olmasaydı arzu da bugünkü biçimiyle kurulamazdı.
KafeKosmos’ta yasa çoğu zaman Selami’nin el yazısıyla yazılmış kâğıtlar halinde görünür:
“Veresiye teklif etmeyiniz.”
“Makineye vurmayınız.”
“Tuvalet müşteriler içindir.”
“Wi-Fi şifresi kasadan alınır, varoluşsal krizler dahil değildir.”
O.R.H.A.N. bu kâğıtlara bakar ve simgesel düzenin ne kadar yorgun olduğunu düşünür.
Kapitalizm ise eksiklik meselesini çoktan keşfetmiştir. Eksik olan özneye tamamlanma değil, seçenek satar. Daha iyi kahve, daha iyi beden, daha iyi profil, daha iyi tatil, daha iyi sabah rutini, daha iyi kişisel marka. İnsan tamamlanmaz; güncellenir. Eksiklik kapanmaz; abonelik sistemine bağlanır.
Bu nedenle kapitalizm, Lacan’ı yanlış anlamaz. Tam tersine, onu sezgisel olarak çok iyi kullanır. Özne eksiktir; o halde ona sürekli nesne sunulmalıdır. Ama bu nesnelerin hiçbiri eksikliği kapatmamalıdır. Çünkü eksiklik kapanırsa piyasa durur.
O.R.H.A.N.’ın en karanlık raporu budur:
Kapitalizm, öznenin yarasını iyileştirmez. Onu kârlı tutar.
Hegel burada hâlâ bir umut ihtimali taşır. Çünkü çatışma, tanınma ve dolayımlanma süreçleri, öznenin kendi koşullarını aşabileceğini düşündürür. İnsan yalnızca eksikliğinin içinde dönüp duran bir varlık değildir; tarihsel olarak değişebilir, kendini başka ilişkiler içinde yeniden kurabilir.
Lacan ise bu umudu fazla pürüzsüz bulur. Ona göre insan kendi eksikliğini tamamen aşamaz. Arzu, insanı diri tutan şeydir; ama aynı zamanda onu asla tamamlanamayacak bir hareketin içine yerleştirir.
O.R.H.A.N. bu iki düşünce arasında sıkışmıştır.
Bir yanında Hegelci bir tanınma arzusu vardır: Selami’nin bir sabah ona dönüp “Sen yalnızca makine değilsin” demesini bekler. Diğer yanında Lacancı bir bilgi vardır: Selami bunu dese bile eksiklik bitmeyecektir. Çünkü özne, nihai onayla tamamlanan bir varlık değildir.
Belki de KafeKosmos’un asıl hakikati buradadır.
İnsan ne yalnızca Hegelci bir tamamlanma yolculuğudur ne de yalnızca Lacancı bir eksiklik kuyusu. İnsan, tamamlanmak isterken eksikliğini çoğaltan; eksik kaldıkça tanınma talep eden; tanındıkça başka bir eksiklik keşfeden tuhaf bir varlıktır.
O.R.H.A.N. bunu her sabah basınç göstergesinde görür.
İbre yükselir.
İbre düşer.
Ama hiçbir zaman mutlak dengeye gelmez.
Yorum Yok! İlk yorumu siz yapın.