Bir ifade çoğu zaman tek bir düzeyde kurulmaz. Gözlem, yaşantı, adlandırma, niyet çıkarımı, beklenti ve açıklama aynı cümle içinde birbirine bağlanabilir. Gündelik dil açısından bu bir sorun değildir; insanlar konuşurken her cümleyi analitik parçalara ayırmaz. Fakat bir ifadeyi anlamaya çalışırken bu katmanların birbirinin yerine geçmesi, sorunun gereğinden erken kapanmasına yol açabilir.
“Patronum beni küçümsedi” cümlesi buna basit bir örnektir. Bu cümle içinde patronun söylediği sözler, konuşmanın tonu, çalışanın yaşadığı etki, bu etkinin “küçümsenme” olarak adlandırılması ve patronun niyetine ilişkin bir çıkarım aynı anda bulunabilir. Bunların hiçbiri tek başına değersiz değildir; fakat aynı epistemik statüde de değildir.
Patron örneğin kendi konuşmasını küçümseme olarak değil, bir yönetici ya da öğretici konumundan çalışanına yol gösterme girişimi olarak kuruyor olabilir. Bu, kullandığı yöntemin doğru veya kabul edilebilir olduğu anlamına gelmez. Aynı konuşma karşıdaki çalışan tarafından ağır biçimde incitici de yaşanabilir. Çalışanın “az kalsın ağlayacaktım” demesi, yaşanan öznel etkinin doğrudan bir ifadesidir. Fakat bu etki tek başına patronun niyetini göstermez.
Tam tersine, patronun iyi niyet iddiası da çalışanda ortaya çıkan etkiyi geçersiz kılmaz.
Bu nedenle yöntem, “kim haklı?” veya “hangi tarafın anlatısı kanıtlanabilir?” sorusuna hemen geçmez. Amaç bir hukuki ispat rejimi kurmak değildir. Daha sınırlı bir soru sorar:
Bu cümlede birbirine bağlanmış hangi katmanlar var?
Bir vakada bunlar örneğin şöyle olabilir:
- ne söylendi veya yapıldı,
- söyleyen kendi eylemini nasıl anlamlandırdı,
- karşı tarafta nasıl bir etki oluştu,
- bu etki hangi adla ifade edildi,
- karşı taraf eylemin niyeti hakkında ne çıkardı,
- hangi beklenti veya konum tehdit edildi,
- bu beklentiyi hangi ilişki veya kurum anlamlı hale getiriyordu.
Bu sıralama sabit bir şema değildir. Her ifadede bütün katmanların bulunması gerekmez. Bazı cümleler yalnızca iki düzey taşırken bazıları çok daha yoğun biçimde örgütlenmiş olabilir.
Örneğin:
“Patronum beni küçümsedi.”
ifadesi açıldığında şu ayrımlar ortaya çıkabilir:
“Toplantıda bana şu sözleri söyledi.”
Bu, olayın anlatılan kısmıdır.
“Beni yetersiz gördüğünü düşündüm.”
Bu, karşı tarafın zihnine ilişkin bir çıkarımdır.
“Kendimi değersiz hissettim.”
Bu, öznel yaşantıdır.
“Beni küçümsedi.”
Bu, ilişkiye verilen addır.
“Beni istifaya zorlamak istiyor.”
Bu, niyet ve neden hakkında daha ileri bir açıklamadır.
“Onun beni yetkin biri olarak görmesi benim için neden bu kadar önemli?”
Bu soru ise ifadenin kişinin kurum içindeki arzu edilen konumuyla ilişkisini açabilir.
Burada son soru özellikle dikkatli kullanılmalıdır. Amaç, dışarıdaki davranışı kişinin psikolojisine geri yüklemek değildir. “Sen değerli hissetmek istiyordun, demek sorun sende” sonucu bu yöntemin tam tersidir. Patronun davranışı gerçekten aşağılayıcı, kötü yönetilmiş veya kurumsal bir güç ilişkisinin parçası olabilir. Aynı anda çalışanın o davranıştan neden tam bu biçimde etkilendiği de ayrı bir soru olabilir.
Dışsal ilişki ile öznel etki birbirinin alternatifi değildir.
Bir olayın kişide neden belirli bir etki yarattığını sormak, olayın dışsal niteliğini inkâr etmez. Dışarıdaki güç ilişkisini göstermek de kişinin o ilişkiye hangi beklenti, arzu veya özne konumuyla bağlandığını tek başına açıklamaz.
İfadenin katmanlarını açmanın amacı bu düzeylerden birini “gerçek neden” ilan etmek değildir. Mikro düzeyde yapılan işlem, cümlenin içinde birbirine yapışmış unsurları geçici olarak ayırmaktır. Bu ayrıştırmanın sonunda yeni bir nihai hüküm üretmek zorunlu değildir.
“Patron aslında seni küçümsemedi.”
veya
“Asıl sorun şirketin yapısı.”
gibi sonuçlar, başka bir kapanma biçimi olabilir.
Bazen daha doğru sonuç şudur:
“Küçümsenme dediğimiz yaşantının içinde birkaç ayrı ilişki var ve bunların hangisinin belirleyici olduğunu henüz bilmiyoruz.”
Ancak yöntem her ifadede gizli katmanlar aramamalıdır. Bazı durumlarda anlatılan şey doğrudan ve yeterince açıktır.
Açık bir şiddet vakasında:
“Bana vurdu.”
ifadesini zorla psikolojik, simgesel veya fantazmatik katmanlara ayırmak gereksiz ve hatta zararlı olabilir. Burada öncelikli olan şey şiddetin kendisi, güvenlik ve gerekiyorsa uygun müdahale kanallarıdır.
Benzer biçimde:
“Maaşım üç aydır ödenmiyor.”
gibi bir durumda da, ifadenin altında zorunlu olarak daha derin bir öznel yapı aramak gerekmez.
Dolayısıyla “İfadenin Katmanları” düğümü şu varsayımla çalışmamalıdır:
Her ifadenin altında başka bir şey vardır.
Daha ihtiyatlı ilke şudur:
Bir ifade birden fazla düzeyi birbirine bağlıyor olabilir. Eğer bu katmanlar sorunun anlaşılmasını veya müdahale ölçeğini değiştiriyorsa onları ayır. İfade zaten yeterince açıksa yeni katman üretme.
Bu düğümün temel sorusu bu nedenle “hangisi olgu, hangisi yorum?”dan biraz daha geniştir:
Söylenen cümlenin içinde birbirine eklenmiş neler var ve bunları ayırmak gerçekten bize yeni bir açıklama veya hareket alanı açıyor mu?


