Düşünebildiğimiz Hayatlarla Yaşayabildiğimiz Hayatlar Arasında
Bugün bir insan henüz doğmamış çocuğunun üniversite masrafını düşünebilir. Çocuğun hangi ülkede yaşayacağı, hangi okula gideceği, yirmi yıl sonra üniversitenin nasıl bir kurum olacağı, hangi mesleklerin varlığını sürdüreceği bilinmez. Bunların hiçbiri henüz gerçekleşmemiştir ama hepsi bugünkü hayatın içinde gerçek bir ağırlık kazanabilir. İnsan daha çocuk doğmadan para biriktirmeyi, ev değiştirmeyi, doğru semtte yaşamayı, eğitim olanaklarını, kendi iş güvencesini ve yirmi yıl sonra ortaya çıkabilecek maliyetleri düşünmeye başlar. Gelecek artık ileride duran bir zaman parçası değildir; henüz gerçekleşmemiş ihtimaller halinde bugüne yerleşmiştir.
Bu durum çoğu zaman özgürlüğün genişlemesi olarak anlatılır. Modern insan geçmişte yaşayan birine göre çok daha fazla hayat düşünebilir. Doğduğu yerde kalmak zorunda değildir, ailesinin mesleğini sürdürmek zorunda değildir, başka bir ülkede yaşayabilir, eğitim alabilir, mesleğini değiştirebilir, çocuk yapmayabilir, yeniden başlayabilir, şirket kurabilir, dünyayı gezebilir. En azından bunların tümü düşüncenin alanına girmiştir. Modern özne kendisini yüzlerce mümkün hayatın içinde tasarlayabilir.
Sorun, düşünülebilen hayatların sayısıyla yaşanabilen hayatların sayısının aynı hızda artmamasıdır.
Özgürlük Nerede?
Özgürlük makası tam olarak bu açıklıkta ortaya çıkar. Bir tarafta düşünülebilir hayatların giderek genişleyen alanı vardır. Diğer tarafta mülkiyet, gelir, çalışma süresi, hukuk, coğrafya, sağlık, eğitim ve sınıfsal konum tarafından sınırlandırılmış eylem alanı bulunur. Özne düşünsel olarak çok geniş bir dünyada yaşarken bedensel ve maddi olarak çok daha dar bir dünyada hareket eder.
Bu, özgürlüğün ortadan kalktığı anlamına gelmez. Sorun daha çok özgürlüğün iki ayrı yönde hareket etmesidir. İnsan artık yapamayacağı şeyi düşünemeyen biri değildir. Çoğu zaman yapamayacağı şeyi bütün ayrıntılarıyla düşünebilir.
Başka bir şehirdeki evi görür. Orada yaşayabileceğini hayal eder. Fiyatını öğrenir. Krediyi hesaplar. Maaşını düşünür. Kaç yıl çalışması gerektiğini çıkarır. Ev henüz onun değildir ama insan simgesel olarak çoktan evin içine girmiştir. Mobilyasını bile seçebilir. Sonra maddi ilişki gelir ve ona orada yaşayamayacağını bildirir.
Modern özne, eylemsel olarak erişemediği yerlere simgesel olarak önceden yerleşir.
Düşünsel özgürlük bu bakımdan eylemsel özgürlükle aynı şey değildir. Hatta aralarındaki açıklık büyüyebilir. Düşünülebilir hayatların sayısı çoğalırken onları gerçekleştirme kapasitesi aynı yerde kalabilir, hatta bazı temel alanlarda daralabilir. Özgürlük artık yalnızca yapabilmek değil, yapabileceğini düşünebilmek anlamına da gelmeye başlar.
Bu küçük fark değildir. Çünkü insan ancak düşünebildiği hayatı kayıp olarak yaşayabilir.
Düşünce Ne Zaman Eyleme Dönüşür?
Geçmiş toplumları bunun karşısına huzurlu ve bütünlüklü dünyalar olarak koymak kolay ama yanlış olur. Açlık, hastalık, erken ölüm, savaş, topluluk baskısı, patriyarka ve feodal sömürü ağır gerçekliklerdi. Bir köylünün ya da avcı-toplayıcının hayatı bugünkü orta sınıf insanın hayatından daha güvenli değildi. Mesele tehlikenin miktarı değildir. Daha önemli soru, düşüncenin dış dünyada ne kadar hızlı bir eylem bulabildiğidir.
Akşam yiyecek bulunması gerektiğini düşünen biri için eylem alanı kısa olabilir. Yiyecek yoktur, ava çıkılır. Av başarılı olmayabilir. Hayvan bulunmaz, hava bozar, iz kaybolur, yaralanma olur. Fakat düşünce bedensel bir harekete dönüşmüştür. İnsan dünyaya çıkar ve dünya ona cevap verir. Başarısızlık bile bir cevaptır. Başka yere gidilir, başka yöntem denenir, başkaları çağrılır, plan değiştirilir.
Modern insanın temel ihtiyaçları bundan daha az maddi değildir. Barınmak hâlâ barınmaktır. Fakat “bir eve ihtiyacım var” düşüncesi çoğu zaman doğrudan ev yapma eylemine dönüşemez. Önce çalışmak gerekir. Gelir gerekir. Kredi gerekir. Faiz vardır. Arsa birine aittir. İnşaat izinlere tabidir. Malzeme satın alınmalıdır. İnsan barınmak için otuz ya da kırk yıl çalışabilir ama bu sürenin büyük bölümünde barınak üretmekle hiçbir doğrudan ilişkisi olmayabilir.
İnsan ev için çalışır ama ev yapmaz. Yemek için çalışır ama yiyecek üretmez. Yaşlılığını güvenceye almak için bugünkü zamanını satar ama kırk yıl sonraki koşullar üzerinde doğrudan bir denetimi yoktur.
İhtiyaç ile eylem arasına uzun bir toplumsal zincir girmiştir.
Buna düşünce–eylem mesafesi denebilir. Bir ihtiyacın fark edilmesiyle o ihtiyaca yönelik doğrudan müdahale arasına kaç kurumun, kaç mülkiyet ilişkisinin, kaç izin mekanizmasının ve kaç yıllık beklemenin girdiğini anlatır. Modern hayatın ayırt edici özelliklerinden biri bu mesafenin birçok alanda büyümesidir.
Para bu mesafenin başlıca tercümanıdır. Barınma ihtiyacı iş saatine, iş saati ücrete, ücret kredi kapasitesine, kredi otuz yıllık borca dönüşür. İnsan kendi ihtiyacına ulaşabilmek için sürekli başka ilişkilerden geçer.
Burada yabancılaşmanın yalnızca insanın ürettiği nesneden ayrılmasıyla sınırlı olmadığı görülür. İnsan aynı zamanda ihtiyacını karşılayacak eylemden de ayrılır. Ev için çalışır ama yaptığı şey ev yapmak değildir. İhtiyaç gerçektir, eylem ise başka bir yere taşınmıştır.
Mülkiyet Ne Yapar?
Mülkiyet bu zincirin yalnızca ekonomik koşulu değildir. Mümkün eylemlerin sınırını da belirler. Bir arazi fiziksel olarak ekilebilir durumdadır ama onu ekemezsiniz. Bir ev boş olabilir ama içinde yaşayamazsınız. Bir makine çalışır durumdadır ama onu kullanarak üretim yapamazsınız. Yapabilecek durumda olduğunuz şeyin yapılmasını engelleyen fiziksel bir engel bulunmayabilir; toplumsal ilişki yeterlidir.
Mülkiyet bu anlamda yalnızca “bu benimdir” demek değildir. Başkasının o şeyle neler yapamayacağını belirleme hakkıdır.
Bu yüzden düşünsel özgürlükle eylemsel özgürlük arasındaki açıklığın temelinde yalnızca gelir farkı yoktur. İnsan bir eylemi düşünebilir, nasıl yapılacağını bilebilir, gerekli bedensel kapasiteye sahip olabilir ve yine de gerçekleştiremez. Mülkiyet düşüncenin karşısına bir duvar gibi çıkmaz; çoğu zaman düşünceyi uzun bir dolambaçlı yola gönderir.
Ev yapmak istiyorsan önce başka bir iş yap.
Toprağı kullanmak istiyorsan önce satın al.
Üretmek istiyorsan önce sermayeye eriş.
Barınmak istiyorsan gelecekteki emeğinin önemli bir bölümünü bugünden borçlandır.
Böylece geleceğin kendisi de mülkiyet ilişkisinin içine girer. İnsan yalnızca bugünkü gelirini değil, henüz yaşamadığı yıllarını da temel ihtiyaçlarına erişebilmek için hesaba katmak zorunda kalır.
Fail Nerede?
Geçmişin açık egemenlik ilişkilerinde sınırın taşıyıcısı daha görünür olabiliyordu. Soylu, toprak sahibi, kral, rahip, baba ya da yerel otorite bir yüz taşıyordu. “Bu benim” diyen biri vardı. Bunun daha özgür bir düzen olduğu söylenemez. Açık tahakküm çok daha kaba ve acımasız biçimler alabiliyordu. Fakat yasağın faili belirgindi.
Modern toplumda aynı sınır çoğu zaman yüzünü kaybeder.
Bir insan ev alamaz. Kim engellemiştir? Tek bir kişi yoktur. Faiz, maaş, banka kriterleri, konut fiyatları, imar kararları, miras dağılımı ve iş piyasası aynı anda devrededir. Hiçbiri tek başına “hayır” dememiştir. Fakat ortaya çıkan sonuç yine hayırdır.
Kararın faili kaybolurken kararın bağlayıcılığı devam eder.
Modern iktidarın önemli özelliklerinden biri tam da bu dağılmadır. Emir tek bir ağızdan çıkmak zorunda değildir. Kurumlara, normlara, ölçümlere, uzmanlıklara ve insanın kendi davranışını düzenleme biçimlerine yerleşebilir. Efendinin yüzü ortadan kalkarken düzenin etkisi ortadan kalkmaz.
Bu kayboluş ruhsal açıdan önemsiz değildir. Görünür bir efendiye kızılabilir. Onun haksız olduğu söylenebilir. Karşı çıkılacak yön bellidir. Fakat engel birçok ilişkiye dağıldığında çatışmanın yönü belirsizleşir. İnsan ev alamadığında “bana ev vermeyen kişi” yoktur. Geriye kendi gelirini, mesleğini, eğitimini, kararlarını ve geçmişini incelemek kalır.
Daha iyi iş seçmeliydim. Daha erken biriktirmeliydim. O fırsatı kaçırmamalıydım. Daha çok çalışmalıydım.
İktidarın faili belirsizleştikçe başarısızlığın faili berraklaşır: öznenin kendisi.
Modern özgürlüğün garipliği de burada belirginleşir. Feodal bir yasak “yapamazsın” diyebilir. Modern düzen çoğu zaman “elbette yapabilirsin” der. Sonra fiyatı gösterir.
İlkinde sınır dışarıdadır. İkincisinde ise teorik imkân korunur. Yapamadığınızda mesele yasağın varlığından çok sizin o imkâna neden ulaşamadığınıza dönüşür.
Gelecek Nerede?
Özgürlük makasını büyüten yalnızca mülkiyet değildir. Zaman da düşünsel özgürlükle eylemsel özgürlüğün arasına girer.
Eski toplumlarda gelecek yalnızca bir sonraki mevsimden ibaret değildi. İnsanlar çocuklarını, soylarını, toprağı ve uzak ihtimalleri elbette düşünüyordu. Fakat gündelik üretimin büyük bölümü mevsimsel çevrimler içinde ilerliyordu. Kışın ardından bahar gelir, tohum ekilir, sürü hareket eder, hasat yaklaşır, odun hazırlanır.
Bahar altı ay uzakta olabilir ama bugünden ona yönelik eylem mümkündür. Tohum ayrılır, alet onarılır, malzeme toplanır. Gelecek yalnızca düşünülmez; bugünkü faaliyetlere parçalanır. Yaklaştıkça eyleme dönüşür.
Modern gelecek başka türlü uzayabilir. Otuz yıllık konut kredisi, kırk yıl sonraki emeklilik, henüz doğmamış çocuğun üniversitesi, on yıl sonraki meslek güvencesi bugünkü hayatın içine girer. Fakat bunların büyük bölümüyle bugün doğrudan ilişki kurulamaz. İnsan hesap yapabilir, para biriktirebilir, hazırlanabilir ve bekleyebilir.
Gelecek vardır ama eylem mesafesinde değildir.
Sorun uzun gelecek değildir. İnsan kırk yıl sürecek bir işle her gün somut bir ilişki kurabiliyorsa zamanın uzunluğu tek başına kaygı üretmez. Asıl sorun, eyleme dönüşemeyen geleceğin uzamasıdır.
Düşünce bir hareket başlatır ama hareket tamamlanamaz. Bir süre sonra aynı düşünce yeniden gelir. Sonra yeniden.
Doğru karar mı verdim?
Yeterince biriktiriyor muyum?
Çocuğum için doğru şeyi mi yapıyorum?
Geç mi kaldım?
Dış dünyada karşılık bulamayan düşünce giderek öznenin kendisini nesne edinir. İnsan dünyaya müdahale edemediği yerde kendi kararını, yeterliliğini, iradesini ve karakterini incelemeye başlar.
Düşünce dışarı çıkamadığında kendi sahibinin üzerinde dolaşır.
Kaygının toplumsal biçimlerinden biri belki bu açık devrede oluşur.
Cevap Nerede?
Eski simgesel düzenlerin önemli özelliklerinden biri yalnızca seçeneklerin daha az olması değildi. Başına gelen şeylerin ortak dünya içerisinde daha hızlı bir yere yerleştirilebilmesiydi. Bir çocuk farklı davranıyorsa, bir hastalık çıkmışsa, hasat kötü geçmişse ya da beklenmedik bir ölüm olmuşsa bir açıklama bulunurdu. Açıklama maddi, dinsel, büyüsel veya mitsel olabilirdi. Yanlış, baskıcı hatta zalim olabilirdi. Yine de çoğu zaman cevabın ardından bir eylem gelirdi: şunu yap, şuraya götür, bekle, bunu öğret, bunu yasakla, toplulukla konuş.
Modernlik bu cevapların önemli bölümünü haklı olarak dağıttı. İnsan artık doğduğu sınıfın, babasının mesleğinin, köyünün geleneğinin ya da dinsel otoritenin çizdiği hayatı olduğu gibi kabul etmek zorunda değil. Fakat cevapların çözülmesiyle sorumluluk çözülmedi.
“Kimse bilmiyor” ile “sen doğru seçmeliydin” aynı anda söylenebilir hale geldi.
Kimse yirmi yıl sonra hangi mesleğin geçerli olacağını bilmiyor ama çocuğun doğru eğitimini seçmeniz bekleniyor. Kimse kırk yıl sonraki ekonomiyi bilmiyor ama emekliliğinizi planlamanız gerekiyor. Konut piyasasını siz kurmadınız ama ev sahibi olamamanız kişisel mali kararlarınız üzerinden değerlendirilebiliyor.
Eski düzende cevap çok, seçenek az olabiliyordu. Modern düzende seçenek çok, cevap az olabilir.
Özgürlük makasının simgesel tarafı tam da budur. Modern toplum insanın önüne sürekli mümkün hayatlar koyar. Reklam, eğitim, sosyal medya, seyahat ve kişisel gelişim dili başka bir hayatın mümkün olduğunu durmadan hatırlatır. Özne yalnızca yaşadığı hayatı değil, yaşayabileceği söylenen hayatları da düşünür.
Başka yerde yaşayabilirdim. Başka meslek seçebilirdim. Daha erken başlayabilirdim. Başka biri olabilirdim.
Düşünülebilir hayatların çoğalması, gerçekleşmemiş hayatların da çoğalmasıdır.
Bir insanın önüne yüzlerce hayat koyup bunların maddi araçlarını çok eşitsiz dağıttığınızda özgürlüğü yalnızca genişletmiş olmazsınız. Özgürlüğün yükünü de büyütürsünüz. Çünkü eyleme dönüşmeyen her ihtimal öznenin çevresinde kalmaya devam eder.
Özgürlük bu yüzden yalnızca kaç seçeneğimiz bulunduğuyla ölçülemez. Düşündüğümüz şeyleri ne ölçüde eyleme dönüştürebildiğimiz de özgürlüğün parçasıdır.
Düşünsel özgürlük sınırsıza doğru genişlerken eylemsel özgürlük aynı yerde kalıyorsa aradaki açıklık kapanmaz. Mülkiyet onu maddileştirir, uzun gelecek zamana yayar, görünmez iktidar failini belirsizleştirir, cevapların çözülmesi ise sorumluluğu öznenin üzerine bırakır.
Özgürlük makası tam burada açılır:
Düşünebildiğimiz hayatlarla yaşayabildiğimiz hayatların arasında.


