Ayvalık Akademisi
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi
No sonuç
Tümünü Gör sonuç
Ayvalık Akademisi
No sonuç
Tümünü Gör sonuç
Ortaçağ dünyasını çağrıştıran eski harita önünde Abdülkāhir el-Cürcânî’yi betimleyen yazısız öne çıkan görsel.

Cürcânî’nin Tasnif Biyografisi: Bir Düşünür Kaç Farklı Rafta Yaşar?

Yazan: Ertuğrul Söyler
Kayıt yeri: Defterler, Kültür ve Estetik

Abdülkāhir el-Cürcânî’nin düşüncesini bugünün diliyle tek bir cümleye sıkıştırmak gerekse şöyle söyleyebiliriz: Anlam, kelimelerin tek tek sahip olduğu özelliklerin yan yana gelmesinden değil, aralarında kurulan ilişkiden doğar. Bu elbette Cürcânî’nin kendi kavramlarının bugünkü bir özeti. Onun kullandığı temel kavram nazm, yani kabaca sözün düzenlenişi ve öğelerin birbirine bağlanma biçimidir. Bir sözün değeri, kelimelerin tek başlarına güzel, güçlü veya doğru olmasından değil; cümle içinde birbirlerine nasıl bağlandıklarından, hangisinin hangisini gerektirdiğinden, birinin yer değiştirmesiyle bütünün nasıl değiştiğinden ortaya çıkar. Kelimeleri önümüze ayrı ayrı koyup anlamı içlerinden çıkaramayız; anlam, kurulmuş ilişkinin içinde belirir.

Bugün bu düşünceyi duymak bizi pek şaşırtmayabilir. Dilbilimden göstergebilime, yapısalcılıktan psikanalize kadar yirminci yüzyıl düşüncesinin önemli bir bölümü bize anlamın tekil birimlerin içinde hazır bulunmadığını öğretti. Saussure’den sonra göstergenin değerini başka göstergelerle farkı üzerinden düşünmeye, Lacan’dan sonra bir gösterenin başka gösterenlere göndererek işlediğini söylemeye alışığız. Bir kelimeyi cümleden, bir cümleyi metinden, bir işareti içinde bulunduğu sistemden koparmanın anlamı bozabileceği bugün neredeyse sezgisel bir bilgi gibi geliyor.

Cürcânî’nin tuhaflığı tam burada başlıyor. Çünkü bu tartışmanın içinde adı genellikle yoktur.

Oysa on birinci yüzyılda, Saussure’den yaklaşık sekiz yüz yıl önce, başka bir dilde, başka bir bilgi dünyasında ve bambaşka bir problemden hareket ederek ilişkinin belirleyiciliğini son derece ciddi biçimde düşünüyordu. Üstelik bunu sonradan ona yakıştırılmış birkaç parlak cümleyle değil, kapsamlı bir dil ve söz sanatı kuramı içinde yapıyordu. Onun derdi modern anlamıyla yapısalcılık kurmak değildi; Kur’an’ın söz gücünü, sözün kuruluşunu, ifade ile anlam arasındaki ilişkiyi anlamaktı. Bu nedenle Cürcânî’yi “Saussure’den önce Saussure” ilan etmek hem kolay hem de hatalı olur. Böyle yaptığımızda onu görünür hale getirdiğimizi sanırken, bu kez de onu başka bir düşünürün kelimeleriyle tanınabilir hale getiririz.

Fakat daha ilginç bir soru ortada kalır. Bir düşünür, anlamın öğeler arasındaki ilişkiden doğduğunu bu kadar erken ve bu kadar sistemli biçimde tartışmışsa, bugün onu neden çoğunlukla genel dil kuramının tarihinde değil de “Arap dili ve söz sanatları”, “İslam ilimleri”, “Arap dili ve kültürü araştırmaları” veya “klasik Arap edebiyatı” başlıkları altında görüyoruz?

Burada mesele unutulmak değildir. Cürcânî unutulmuş bir düşünür sayılmaz. Yüzyıllardır okunmuş, açıklanmış, basılmış, çevrilmiş ve üzerine çalışılmıştır. Daha garip bir şey olmuştur: Cürcânî farklı zamanlarda ve farklı coğrafyalarda farklı biçimlerde tanınmıştır.

Bir yerde dilbilgisi âlimidir. Başka bir yerde söz sanatları kuramcısıdır. Bir üniversitede İslam ilimlerinin tarihine aittir; başka bir üniversitede Arap dili ve kültürü araştırmalarının konusudur. Bir araştırmacı onu edebiyat kuramcısı olarak okur, bir başkası anlambilim veya sözün kullanım içindeki anlamını inceleyen kullanımbilim tartışmasının erken bir muhatabı olarak görür. Aynı eserler yerinde dururken, düşünürün akademik kimliği sınır geçtikçe değişir.

Üstelik bu durum Cürcânî açısından küçük bir ironi taşır. Eğer anlam gerçekten ilişkiler içinde ortaya çıkıyorsa, belki bir düşünürün anlamı da yalnızca yazdığı kitapların içinde değildir. Yanına kimlerin konduğu da önemlidir.

Cürcânî’yi Zemahşerî’nin yanına koyduğumuzda başka bir Cürcânî belirir. Saussure’ün yanına koyduğumuzda başka. Kur’an ilimleriyle birlikte okuduğumuzda başka sorular sorarız; dilin kullanım içindeki anlamını inceleyen çalışmaların ortasına yerleştirdiğimizde başka cümleleri görünür hale gelir. Kütüphane rafı, üniversite bölümü, dergi kategorisi veya ders programı yalnızca bilgiyi düzenleyen masum araçlar olmayabilir. Bunlar aynı zamanda hangi ilişkilerin kurulabileceğini belirleyen düzeneklerdir.

Belki de Cürcânî’nin sözün düzenlenişine ilişkin düşüncesini bu kez Cürcânî’nin kendisine uygulamak gerekiyor.

Onu kitaplarından çıkarıp bir süre raflarda dolaştıralım.

Leiden’e götürelim. İstanbul’a getirelim. Bağdat’a uğrayalım. Oxford’da hangi başlığın altında oturduğuna bakalım. Jakarta’ya, ardından Buenos Aires’e geçelim. Her yerde aynı basit soruyu soralım:

Bir Düşünür Kaç Farklı Rafta Yaşar?

Bu soruyu mecaz olarak bırakmayalım. Gerçekten raflara bakalım. Çünkü Cürcânî’nin yüzyıllar boyunca başına gelenler, düşünürlerin yalnızca okunmadığını; aynı zamanda sınıflandırıldığını, bölümlere yerleştirildiğini, ders programlarına sokulduğunu ve başka isimlerin komşusu haline getirildiğini gösteriyor. Bir kitap kütüphaneye girdiği anda yalnızca korunmuş olmaz. Ona bir adres de verilir. O adres, kitabın bundan sonra kimlerle karşılaşacağını belirlemeye başlar.

Cürcânî’nin Avrupa’daki basılı dolaşımının erken örneklerinden biri bizi 1617’de Leiden’e götürüyor. Leiden Üniversitesi’nin ilk Arapça profesörü Thomas Erpenius, Cürcânî’nin el-Avâmilü’l-mie adlı eserini, yani Arapça dilbilgisindeki yüz etkene ilişkin kısa metnini Arapça aslı ve Latince çevirisiyle yayımlıyor. Aynı ciltte İbn Âcurrûm’un meşhur dilbilgisi metni de bulunuyor. Avrupa’daki okuyucunun karşısına çıkan Cürcânî böylece öncelikle sözün anlamının nasıl kurulduğunu araştıran bir düşünür olarak değil, Arapça öğrenmeye yardımcı olan bir dilbilgisi yazarı olarak çıkıyor.

Burada küçük ama önemli bir ayrım var. Avrupa Cürcânî’yi bilmiyor değildir. Onu biliyordur; fakat başka bir Cürcânî’yi biliyordur. Delâilü’l-İ‘câzda sözün kuruluşunu ve anlamın ilişkiler içinde ortaya çıkışını inceleyen Cürcânî ile Leiden’de Latince karşılığıyla basılan Arapça dilbilgisi yazarı aynı kişidir. Değişen eserlerin yazarı değil, onları karşılayan bilgi düzenidir. Cürcânî Avrupa’ya girmiştir ama kapıda kendisine verilen meslek “dilbilgisi yazarı”dır.

Bu durum yüzyıllar boyunca sabit kalmaz. Yirminci yüzyılın sonlarına doğru Cürcânî’nin akademik kimliğinde belirgin bir hareket başlar. Artık yalnızca Arap dilinin tarihsel bir gramer bilgini olarak değil, dilin nasıl anlam ürettiğine dair özgün bir kuram geliştirmiş düşünür olarak okunmaya başlanır. 1980’lerden itibaren dilbilim tarihinde “öncü” olarak tartışılır; daha sonraki çalışmalarda nazım düşüncesi anlambilim, sözdizimi ve dilin kullanım içindeki işleyişiyle yan yana getirilmeye başlanır. Bu değişim Cürcânî’nin kitaplarında meydana gelmiş değildir. Değişen, onun kitaplarının yanına konabilecek kitapların sayısıdır.

Oxford’da bu hareket artık kurumsal bir başlık haline gelir. 2013 tarihli Arap Dilbilimi El Kitabında klasik Arap belâgat geleneği “Arap Dil Geleneği: Kullanımbilim” başlığı altında incelenir ve bu hattın temel kaynakları arasında Cürcânî’nin eserleri açıkça gösterilir. Üstelik bölümün akademik sınıflandırması artık yalnızca Arap dili veya İslam araştırmaları değildir; kullanımbilim ve dilbilim başlıklarının da içindedir.

Dört yüz yıl içinde garip bir yolculuk gerçekleşmiştir. Leiden’de Arapça öğrenmek isteyen Avrupalının önündeki dilbilgisi yazarı, Oxford’da dilin kullanım içinde nasıl anlam ürettiğini tartışan bir geleneğin kurucu isimlerinden biri haline gelir.

Fakat aynı anda İstanbul’a, Ankara’ya ya da Mardin’e döndüğümüzde başka bir Cürcânî ile karşılaşırız. Burada da kimse onu unutmuş değildir. Hatta son derece canlı biçimde çalışılmaktadır. 2025’te yayımlanan bir araştırma Cürcânî’nin sözdizimi anlayışını çağdaş işlevsel dilbilimle karşılaştırıyor; dilsel bir yapının yalnızca kurala uygun olmasının yetmediğini, anlamlı olabilmesi için kullanım içinde bir işlev görmesi gerektiğini tartışıyor. Çalışmanın sorusu rahatlıkla genel dilbilim bölümünde sorulabilecek kadar çağdaş. Fakat araştırmacıların kurumsal adresleri yine ilahiyat fakültelerinin Arap Dili ve Belâgatı bölümleri.

2026’da yayımlanan başka bir çalışma daha doğrudan biçimde Cürcânî’nin grameri biçimsel kurallar toplamı olmaktan çıkarıp “anlam merkezli yapısal bir sistem” haline getirdiğini tartışıyor. Fakat derginin adı Bozok Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, konu alanlarından biri yine Arap Dili ve Belâgatı.

Burada dikkat çekici olan, Türkiye’de Cürcânî üzerine çağdaş sorular sorulmaması değil. Tam tersine soruluyor. İşlev, kullanım, yapı, anlam, sözdizimi, kuram gibi bugün dilbilimin merkezinde sayılabilecek meseleler Cürcânî üzerinden tartışılıyor.

Cürcânî’nin sorusu modernleşiyor; rafı aynı hızla değişmiyor.

Bu yüzden tasnifi yalnızca isimlendirme meselesi olarak görmek güçleşiyor. Bir çalışma “Arap Dili ve Belâgatı” rafına girdiğinde yanlış bir yere konmuş olmaz. Cürcânî gerçekten de bu geleneğin merkezindedir. Fakat aynı yerleştirme başka bir sonuç üretir: O çalışmayla karşılaşması en muhtemel kişi ilahiyatçı veya Arap dili araştırmacısı olur. Genel dilbilim, felsefe, göstergebilim ya da edebiyat kuramı okuyan biri aynı koridordan geçmeyebilir.

Raf böylece düşünceyi sansürlemez. Çok daha sıradan bir şey yapar: karşılaşmaları düzenler.

Kimsenin Cürcânî’yi yasaklaması gerekmez. Bir üniversitenin kapısında “Cürcânî dil kuramcısı değildir” yazmasına da gerek yoktur. Bölümler, uzmanlık alanları, dergiler, konu başlıkları ve ders programları zaten düşünürlerin kimlerle yan yana geleceğini büyük ölçüde belirler. Tasnifin gücü biraz da buradadır; çoğu zaman bir yasak gibi görünmez.

Fakat bunun tersinin mümkün olduğunu da Oxford örneği gösteriyor. Cürcânî bir kez kullanımbilim başlığının altına girdiğinde komşuları değişiyor. Artık yalnızca Sekkâkî, Kazvînî veya Zemahşerî ile değil, başka bir okurun zihninde Grice, dilin kullanım kuramları ve çağdaş anlam tartışmalarıyla da karşılaşabilir. Bu, Cürcânî’nin birden çağdaş bir İngiliz dilbilimciye dönüşmesi anlamına gelmez. Tersine, aralarındaki farkı ilk kez gerçekten görebilmenin koşulunu yaratabilir. Çünkü iki düşünce ancak karşılaşabildiğinde nerede benzeyip nerede ayrıldıkları sorulabilir.

Tam burada ilk başta sözünü ettiğimiz nazım düşüncesi yeniden önümüze geliyor. Cürcânî, bir kelimenin değerini onu tek başına inceleyerek bulamayacağımızı, söz içindeki ilişkilerine bakmamız gerektiğini düşünüyordu. Dört yüz yıllık tasnif serüveni sanki aynı soruyu bu kez kendisine yöneltiyor:

Cürcânî’nin kim olduğunu yalnızca Cürcânî’ye bakarak anlayabilir miyiz?

Leiden’in rafında başka biridir. Oxford’un rafında başka. Türkiye’de ilahiyat fakültesinin koridorunda başka ilişkiler kurar. Başka bir yerde Arap dili araştırmalarıyla, başka bir yerde edebiyat kuramıyla komşu olur.

Öyleyse yolculuğa devam etmek gerekiyor. Çünkü henüz yalnızca Avrupa ile Türkiye arasında dolaştık. Bağdat’ta, Jakarta’da veya Buenos Aires’te aynı düşünürün hangi kapıdan içeri girdiğine baktığımızda, meselenin Doğu ile Batı arasında kurulabilecek basit bir ayrımdan çok daha karmaşık olduğu ortaya çıkacaktır.

Belki de Cürcânî’nin tek bir tasnif biyografisi yoktur.

Her raf ona küçük bir biyografi daha yazmaktadır.

Kendi Evinde Hangi Odada?

Buraya kadar bakınca kolay bir açıklama yapmak mümkün görünebilir: Avrupa Cürcânî’yi kendi düşünce tarihinin dışından gelen bir isim olduğu için önce Arapça dilbilgisine, sonra Arap araştırmalarına yerleştirmiş; Türkiye de modern üniversite kurulurken onu ilahiyat fakültelerine bırakmıştır. Öyleyse Cürcânî’nin ait olduğu düşünce coğrafyasına gidersek sorun ortadan kalkacaktır. Bağdat’ta veya Mekke’de Cürcânî artık bütün parçalarıyla karşımıza çıkacaktır.

Fakat çıkmaz.

Bağdat’taki Mustansiriyye Üniversitesi bunun için güzel bir duraktır. Üniversitenin Edebiyat Fakültesi Arap Dili Bölümünde Cürcânî’nin nazım, yani sözün öğeler arasındaki düzen ve ilişkiler yoluyla anlam kazanması kuramı açıkça ders konusu yapılmaktadır. Ders listesinde yalnızca Cürcânî’nin adı geçmez; “Abdülkāhir el-Cürcânî ve Nazım Kuramı”, “Nazım Kuramı ve Lafız-Anlam İlişkisi” gibi doğrudan onun düşüncesinin merkezine giren başlıklar vardır. Fakat bu derslerin komşularına baktığımızda yerini de hemen görürüz: Cahiz’in eleştiri anlayışı, İbn Kuteybe’nin lafız ve anlam görüşleri, klasik şiir kuramları, Emevî dönemi eleştirisi… Cürcânî burada yaşayan, okutulan ve merkezî bir isimdir; ama Arap edebî eleştirisinin ve belâgat geleneğinin içinde yaşamaktadır.

Bu yanlış bir tasnif değildir. Hatta tarihsel olarak son derece anlaşılırdır. Cürcânî gerçekten bu tartışmaların içinden çıkmıştır. Sorun, bir tasnifin doğru olmasıyla tek mümkün tasnif olması arasındaki farkta başlıyor. Çünkü aynı Cürcânî’nin Oxford’da dilin kullanım içinde nasıl anlam ürettiğini inceleyen kullanımbilimin tarihine sokulabildiğini biliyoruz. Bağdat’ta ise onu aynı sorularla karşılayan öğrenci önce Arap edebiyatı ve belâgat koridorundan geçiyor.

Suudi Arabistan’daki üniversite programları bu durumu daha açık gösteriyor. Cazan Üniversitesi’nin Arap Dili programında belâgat, anlambilim ile dilbilgisi arasındaki ilişkiyi, sözün görünür anlamından ayrılmasını, mecazı ve çeşitli ifade biçimlerini kapsayan zorunlu derslerden biri. Ümmü’l-Kurâ Üniversitesinin doktora programında ise “Edebiyat, Eleştiri ve Belâgat” aynı bölüm çatısı altında bulunuyor; program çağdaş eleştiri kuramını, söylem çözümlemesini ve yeni belâgat çalışmalarını klasik belâgat mirasıyla birlikte okutuyor.

Burada Cürcânî’nin başına Türkiye’dekinden biraz farklı bir şey geliyor. Türkiye’de modern dilbilim soruları ilahiyat rafının içine giriyordu. Arap üniversitelerinde ise modern dil ve eleştiri kuramları klasik Arap dili ve belâgat rafının içine alınıyor.

İki durumda da raf hareket etmiyor; rafın içeriği genişliyor.

Bu önemli. Çünkü ilk başta kurulabilecek “Doğu ile Batı” ayrımını daha burada bozuyor. Doğuda Cürcânî’yi bilenler, Batıda bilmeyenler yok. Tam tersine Bağdat’ta Cürcânî için ayrıca ders var. Oxford’daki sıradan bir dilbilim öğrencisinin onun adına hiç rastlamama ihtimali, Bağdat’taki Arap dili öğrencisinden muhtemelen çok daha yüksek. Fakat Bağdatlı öğrenci de Cürcânî’yi Saussure, Grice veya çağdaş anlam kuramlarının doğal komşusu olarak görmek zorunda değil.

Demek ki görünürlük ile dolaşım aynı şey değil.

Bir düşünür kendi geleneğinde son derece görünür olup başka düşünce alanlarına çok az geçebilir. Başka bir yerde ise daha az bilinir ama karşısına çıktığı anda çok daha farklı isimlerle yan yana gelebilir.

Cürcânî’nin rafları çoğaldıkça “kim onu biliyor?” sorusu önemini kaybediyor. Daha doğru soru şu hale geliyor:

Onu bilen kişi, onu kimlerle birlikte biliyor?

Jakarta: İki Rafı Üst Üste Koymak

Jakarta ve daha geniş olarak Endonezya’daki İslam üniversitelerine geçtiğimizde farklı bir çözümle karşılaşıyoruz. Burada klasik İslamî bilgi mirası ile modern sosyal bilimlerin birbirinden tamamen ayrıldığı iki ayrı kurum yerine, ikisinin aynı üniversite çatısı altında karşılaşabildiği yapılar var. Bunun Cürcânî üzerinde doğrudan bir sonucu olmuş görünüyor.

Yogyakarta’daki Sunan Kalijaga Devlet İslam Üniversitesinin dil ve edebiyat dergisinde 2004 yılında yayımlanan bir makalenin başlığı bunu neredeyse fazla açık biçimde söylüyor: “Abdülkāhir el-Cürcânî: Eleştirisi ve Dilbilim Kuramı.” Cürcânî burada yalnızca belâgatçı olarak tanıtılmıyor; doğrudan “dilbilim kuramı” sahibi bir düşünür olarak adlandırılıyor. Üstelik makalenin kaynakları arasında klasik Cürcânî çalışmalarının yanında çağdaş Arap düşüncesi ve dil araştırmaları da bulunuyor.

Bu küçük başlık değişikliği aslında büyük bir tasnif hareketi.

Türkiye’de aynı kişiye “Arap dili ve belâgatı” denildiğinde yanlış bir şey söylenmiyordu. Bağdat’ta “nazım kuramı ve klasik eleştiri” denildiğinde de yanlış değildi. Jakarta’da “dilbilim kuramı” dendiğinde yine yanlış bir şey söylenmiş olmuyor.

Fakat üç başlığın çağırdığı okurlar aynı değil.

Belâgat sözcüğünü gören biri Cürcânî’yi klasik söz sanatlarının tarihine doğru takip edebilir. “Dilbilim kuramı” ifadesini gören başka biri Saussure’e, yapısalcılığa, sözdizimine veya anlambilime doğru gidebilir. Kitap değişmemiştir. Başlık, etrafındaki yolları değiştirmiştir.

Endonezya örneğinin ilginçliği burada: iki rafı birbirinden birini seçmeden üst üste koyabiliyor. Cürcânî hem İslamî düşünce mirasının parçası olmaya devam ediyor hem de modern dilbilim kavramlarıyla karşılaştırılabiliyor. Bu karşılaştırmaların her zaman isabetli olduğu ayrı bir mesele. Cürcânî’yi Saussure’ün kavramlarıyla zorla yeniden yazmak, onu görünür hale getirirken kendi dünyasından uzaklaştırabilir. Fakat tasnif açısından yeni bir geçit açıldığı açık.

Bir düşünür eski rafından çıkarılmadan yeni bir rafa bağlanabilir.

Belki üniversitelerin en önemli işlevlerinden biri tam olarak budur. Bilgiyi yalnızca saklamak değil, daha önce birbirine bakmayan iki koridor arasında kapı açmak.

Fakat her yerde böyle kapılar yok.

Buenos Aires: Bir Düşünürü Bulamayınca

Buenos Aires’e geldiğimizde ilk başta küçük bir sorunla karşılaşıyoruz: Cürcânî’yi bulmak zorlaşıyor.

Bunu “Arjantin Cürcânî’yi bilmiyor” diye çevirmek acelecilik olur. Bir üniversitenin bütün derslerini, tezlerini ve kişisel araştırmaları internet aramasıyla taramak mümkün değil. Burada yokluğu kanıtlayamayız. Fakat hangi kurumlarda ve hangi başlıklar altında aranabileceğini görebiliyoruz. Bu da tek başına yeterince öğretici.

Buenos Aires Üniversitesi’nde klasik Arapça, doğrudan genel dilbilim programının bir parçası olarak değil, Ortaçağ Araştırmaları yüksek lisansında öğretiliyor. “Klasik Arapçanın Temelleri” dersi öğrenciyi ortaçağ Arapça metinlerini okuyup çevirebilecek hale getirmeyi amaçlıyor. Aynı programda “Ortaçağ İslam Dünyaları” adlı başka bir ders bulunuyor; burada İslam dünyasının toplumsal tarihi, felsefesi, kelâmı, siyaseti, manevi akımları ve edebiyatı birlikte ele alınıyor.

Yerleşim açık:

Arapça → Ortaçağ Araştırmaları → İslam dünyası.

Cürcânî bir gün bu programa girecek olsa girebileceği kapılardan biri büyük ihtimalle burasıdır. Bu bir küçümseme değildir. On birinci yüzyılda yaşamış bir düşünürün Ortaçağ Araştırmalarında ele alınması son derece doğaldır. Fakat yine aynı soru ortaya çıkar: On birinci yüzyılda yaşamış Avrupalı bir düşünür, çağdaş bir felsefe sorusunun soyağacında yeniden karşımıza çıkabildiğinde artık yalnızca “ortaçağ” değildir. Cürcânî hangi durumda tarihsel bağlamından çıkıp bugünkü bir kuramsal sorunun doğrudan muhatabı olabilir?

Buenos Aires’te ikinci bir yol daha var. Universidad del Salvador’da klasik Arap edebiyatı dersi doğrudan Doğu Araştırmaları lisans programı içinde veriliyor. Buradaki raf farklı:

Cürcânî’nin dünyası → Doğu.

İstanbul’da ilahiyat, Bağdat’ta Arap dili ve eleştirisi, Oxford’da kullanımbilim, Buenos Aires’te Ortaçağ veya Doğu Araştırmaları.

Aynı düşünsel miras her sınır geçişinde başka bir üst başlığa bağlanıyor.

İşte burada Cürcânî’nin Buenos Aires’te görünürlüğünün düşük olması bile ilginç hale geliyor. Çünkü bir düşünürün bulunamaması her zaman yasaklandığını, küçümsendiğini veya unutulduğunu göstermez. Bazen ona ayrılmış geçiş yolu yoktur.

Bir Arjantinli dilbilim öğrencisi Saussure’le karşılaşmak için kendi disiplininden çıkmak zorunda değildir. Saussure zaten dilbilimin tarihinin içindedir. Cürcânî’ye ulaşmak içinse Ortaçağ Araştırmalarına, Arapçaya, İslam tarihine veya Doğu Araştırmalarına doğru birkaç kapı geçmesi gerekebilir.

Bu birkaç kapı küçük görünür. Fakat bilgi dolaşımında mesafeler kilometreyle ölçülmez. Bazen iki düşünür aynı kütüphanede bulunur ve aralarında üç raf vardır. Yine de birbirlerinden sekiz yüz yıl kadar uzakta yaşayabilirler.

Tam da bu nedenle Cürcânî’nin hikâyesini bir “Batı onu görmedi” hikâyesine çevirmek istemiyoruz. Oxford ile Leiden aynı değil; Bağdat ile Jakarta da aynı değil. Hatta zaman içinde aynı akademik gelenek Cürcânî’ye başka bir adres verebiliyor.

Ortada tek bir merkez ve tek bir çevre yok.

Ortada birbirinden farklı tasnif makineleri var.

Ve bu makineler yalnızca kitapları yerleştirmiyor. Hangi düşünürlerin birbirlerine soru sorabileceğini de düzenliyor.

Cürcânî’nin bize başlangıçta söylediği şeye yeniden dönersek, iş biraz komik bir hale geliyor. Anlamın tek tek öğelerde değil, aralarındaki ilişkilerde ortaya çıktığını söyleyen düşünürü anlamaya çalışırken biz de sonunda onun tek başına ne söylediğine bakmayı bırakmış bulunuyoruz.

Artık komşularına bakıyoruz.

Belki de tam burada tasnifin masum bir kütüphanecilik işi olmaktan çıktığı yere geldik.

Raf Dijitalleşince Kaybolur mu?

Buraya kadar anlattığımız hikâye, ilk bakışta kütüphanelere ve üniversitelere ait eski bir sorun gibi görünebilir. Kitap bir rafa konur, ders bir bölüme bağlanır, düşünür bir uzmanlık alanına teslim edilir ve zamanla çevresindeki isimlerle birlikte okunmaya başlanır. Fakat bugün bilginin önemli bir bölümü artık raftan değil, arama motorundan ve giderek daha fazla yapay zekâdan geliyor. Bu durumda eski tasnif düzeninin ortadan kalktığını düşünebiliriz. Raf yoktur; önümüzde yalnızca boş bir soru kutusu vardır. İstediğimiz şeyi sorar, dünyanın bütün kitapları arasında serbestçe dolaşırız.

Fakat rafın görünmemesi, tasnifin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Belki yalnızca raf artık gözümüzün önünde değildir.

Yapay zekâ bilgiyi yalnızca birbirinden bağımsız cümleler halinde devralmaz. Metinlerin hangi konularla, isimlerle, kavramlarla ve kaynak türleriyle tekrar tekrar ilişkilendirildiği de sistemlerin öğrendiği örüntülerin bir parçası haline gelebilir. Günümüz bilgi sistemlerinde konu, tür, kaynak ve kategori gibi üstveriler arama ve bilgi getirme süreçlerinde doğrudan kullanılabilir. Büyük dil modellerinde ise belirli kavramların ve isimlerin eğitim verisinde benzer ilişkiler içinde tekrar tekrar ortaya çıkması, modelin öğrendiği örüntülerde bu ilişkilerin güçlenmesine katkıda bulunabilir. Kütüphanedeki fiziksel raf ortadan kalkarken böylece olasılıksal bir raf ortaya çıkar.

Cürcânî bunun için iyi bir sınama olabilir. Eğer yüzlerce yıl boyunca adı ağırlıklı olarak Kur’an’ın belâgatı, Arap dili, İslam ilimleri ve klasik edebiyatla birlikte kayda geçmişse, yapay zekânın da Cürcânî adı karşısında öncelikle bu komşulukları üretmesi şaşırtıcı olmaz. Üstelik bunlar yanlış bilgiler değildir; çoğu tarihsel olarak son derece yerindedir. Sorun, doğru bir tasnifin başka olası ilişkileri görünmez hale getirebilmesidir.

“Dil kuramının tarihinde anlamı ilişkisel olarak düşünen isimler kimlerdir?” diye sorulduğunda Saussure’ün hemen ortaya çıkması, Cürcânî’nin ise ancak soru başka biçimlerde genişletildiğinde görünür hale gelmesi, geçmişte kurulmuş bu tasniflerin izini taşıyor olabilir. Bunu tek tek yapay zekâ sistemlerinin eğitim verilerini görmeden kesin bir nedensellik olarak ileri süremeyiz. Fakat daha genel sorun açıktır: yapay zekâ, kendisinden önce kurulmuş bilgi düzenlerinin dışında doğmaz. Onların kavramsal komşuluklarını, tekrarlarını, görünürlüklerini ve kör noktalarını da belli ölçülerde miras alabilir.

Fakat yapay zekânın ilginçliği yalnızca eski tasnifi yeniden üretmesinde değildir. Aynı araç, daha önce yan yana gelmemiş raflar arasında geçit de açabilir. Biz Cürcânî’den başlayıp Saussure’e, oradan Nursî’ye, Frege’ye ya da çağdaş kullanımbilime doğru bir soru kurduğumuzda, klasik kütüphane düzeninin doğal olarak yan yana getirmediği metinleri kısa sürede karşılaştırabiliriz. Yapay zekâ bu nedenle tasnif sorununu yalnızca büyüten bir araç değildir; tasnifi görünür hale getirme imkânı da taşır.

Fakat bunun için ilk gelen cevabı son cevap saymamak gerekir.

Çünkü sistem hem rafların arasından geçebilir hem de bizi en güçlü, en alışılmış rafa geri götürebilir.

Bağlam sorunu tam burada yeniden karşımıza çıkıyor. Bir düşünürü yanlış aktarmak için onun hakkında yanlış bilgi vermek şart değildir. Cürcânî’ye ait bütün tarihler doğru, eser adları doğru, tanımlar doğru olabilir; buna rağmen onu yalnızca “klasik İslam belâgatçısı” olarak yeniden kurduğumuzda başka ilişkilerini eksiltmiş oluruz. Bilgi korunurken bağlam daralabilir.

Yapay zekâ bu eksilmeyi daha da görünmez kılabilir. Çünkü önümüze çıkan sonuç tek bir rafın etiketi gibi değil, sanki bütün raflara bakılmış ve en makul cevap seçilmiş gibi görünür. Oysa cevap, geçmişte yapılmış sayısız tasnifin, tekrarın, yayın kararının, ders programının ve kurumsal ayrımın izlerini taşıyor olabilir.

Belki Cürcânî’nin tasnif biyografisinin bugün için asıl önemi de burada yatıyor. On birinci yüzyılda anlamın tekil öğede değil, öğeler arasındaki ilişkide ortaya çıktığını söyleyen bir düşünür, dokuz yüz yıl sonra bize yapay zekâ hakkında da küçük bir uyarıda bulunuyor:

Bir bilgiyi bilmek yetmez; o bilginin hangi ilişkiler içinde karşımıza çıktığını da bilmek gerekir.

Yapay zekâ rafları ortadan kaldırmadı. Rafları görünmezleştirdi, çoğalttı ve hareket ettirdi. Bundan sonra belki yapılması gereken, yalnızca “Bu bilgi doğru mu?” diye sormak değil; bir soru daha eklemek:

Bu bilgi buraya hangi raftan geldi?


Kaynakça / İleri Okuma

Bu yazı Abdülkāhir el-Cürcânî üzerine eksiksiz bir literatür taraması değildir. Aşağıdaki kaynaklar, Cürcânî’nin nazım ve anlam anlayışını, modern dil kuramlarıyla kurulan ilişkileri ve yazıda üzerinde durduğumuz disipliner tasnif sorununu daha ileri götürmek isteyen okur için seçilmiştir.

Cürcânî ve Nazım Kuramı

Abdülkāhir el-Cürcânî. Delâilü’l-İ‘câz: Sözdizimi ve Anlambilim. Çeviren ve yayına hazırlayan Osman Güman. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2015.

Cürcânî’nin nazım düşüncesinin temel metni. Türkçe çevirisi, sözün kuruluşu ile anlam arasındaki ilişkiyi doğrudan Cürcânî’nin metninden izlemek için en uygun başlangıç noktasıdır.

M. Taha Boyalık. Dil, Söz ve Fesâhat: Abdülkâhir el-Cürcânî’nin Sözdizimi Nazariyesi. İstanbul: Klasik Yayınları, 2017.

Cürcânî’nin dil, anlam, sözdizimi ve sözün değeri üzerine düşüncesini sistemli biçimde ele alan Türkçe çalışmaların başında gelir.

İsa Güceyüz, ed. Abdülkâhir el-Cürcânî’nin Dil ve Edebiyat Anlayışı. Ankara: Fecr Yayınları, 2022.

Cürcânî’nin sözdizimi, anlam, belâgat, edebî eleştiri ve modern dilbilimle ilişkilendirilebilecek yönlerini farklı araştırmacıların katkılarıyla ele alan toplu çalışma.

Cürcânî’yi Dilbilim Tarihine Yerleştiren Çalışmalar

Raji M. Rammuny. “Al-Jurjānī: A Pioneer of Grammatical and Linguistic Studies.” Historiographia Linguistica 12, no. 3 (1985): 351–371. DOI: 10.1075/hl.12.3.03ram.

Cürcânî’yi klasik bir belâgatçıdan çok, sözdizimsel ve anlamsal ilişkileri sistemli biçimde ele alan bir dil düşünürü olarak dilbilim tarihinin içine yerleştiren erken çalışmalardan biri.

Kees Versteegh. Landmarks in Linguistic Thought III: The Arabic Linguistic Tradition. Londra ve New York: Routledge, 1997.

Arap dil düşüncesini genel dilbilim tarihinin bir parçası olarak ele alır. Cürcânî ve Sekkâkî’ye ayrılan bölüm özellikle anlam kuramı üzerinde durur.

Pierre Larcher. “Arabic Linguistic Tradition II: Pragmatics.” İçinde The Oxford Handbook of Arabic Linguistics, editör Jonathan Owens, 185–212. Oxford: Oxford University Press, 2013. DOI: 10.1093/oxfordhb/9780199764136.013.0008.

Klasik Arap dil ve belâgat geleneğini, sözün kullanım içindeki anlamını inceleyen kullanımbilim açısından ele alması bakımından yazımızdaki Oxford örneğinin temel kaynaklarından biridir.

Tasnif, Kanon ve Disiplin Sınırları

Wen-Chin Ouyang. Literary Criticism in Medieval Arabic-Islamic Culture: The Making of a Tradition. Edinburgh: Edinburgh University Press, 1997.

Klasik Arap-İslam edebî eleştirisinin modern bilgi düzeninde nasıl sınıflandırıldığını ve görünürlüğünün hangi disipliner sınırlar içinde oluştuğunu anlamak için temel çalışmalardan biri.

Muhamad Abdelmageed. “(De-)Linking Arabic-Islamic Poetics in Contemporary Literary Theory: Reclaiming Enunciation.” Cairo Studies in English 2022, no. 1: 99–128. DOI: 10.21608/cse.2022.139987.1119.

Arap-İslam poetikasının modern akademide felsefe, belâgat, edebiyat eleştirisi, tarih ve benzeri disiplinlere bölünmesinin ürettiği bilgi sorununu tartışır. Yazıda ele aldığımız “raf” meselesine en yakın çağdaş çalışmalardan biridir.

Türkiye’de Güncel Cürcânî Okumaları

Hüseyin Çiçek ve Mehmet Ali Kılay Araz. “Abdülkâhir el-Cürcânî’nin Sözdizim Nazariyesine İşlevsel Bir Yaklaşım.” Artuklu Akademi 12, no. 1 (2025): 1–23. DOI: 10.34247/artukluakademi.1629847.

Cürcânî’nin yapı, kullanım ve anlam ilişkisini çağdaş işlevsel dilbilimle karşılaştırır. Aynı zamanda modern bir dilbilim sorusunun Türkiye’de hâlâ “Arap Dili ve Belâgatı” alanı içinde nasıl üretilebildiğini göstermesi bakımından yazımız için özel önem taşır.

Mehmet Yenice. “Arapça Cümle Yapısında Abdülkâhir el-Cürcânî’nin Gramer Metodu.” Bozok Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 29 (2026): 209–229. DOI: 10.51553/bozifder.1890278.

Cürcânî’nin gramer anlayışını yalnızca biçimsel kurallarla değil, anlam merkezli bir yapı olarak ele alan güncel çalışma.

Güneydoğu Asya’dan Bir Örnek

Zamzam Afandi. “Abdul Qahir Al-Jurjani: Kritik dan Teori Linguistiknya.” Adabiyyāt: Jurnal Bahasa dan Sastra 3, no. 1 (2004): 53–74.

Endonezya’daki Cürcânî alımlamasının dikkat çekici örneklerinden biridir. Başlığında dahi Cürcânî doğrudan bir “dilbilim kuramı” sahibi olarak ele alınır.

Yazıda Başvurulan Kurumsal Örnekler

Oxford University Press. The Oxford Handbook of Arabic Linguistics. Özellikle Pierre Larcher’ın “Arap Dil Geleneği: Kullanımbilim” bölümü.

Mustansiriyye Üniversitesi, Bağdat. Edebiyat Fakültesi, Arap Dili Bölümü ders materyalleri: “Abdülkāhir el-Cürcânî ve Nazım Kuramı” ile nazım ve lafız-anlam ilişkisine ayrılan dersler.

Buenos Aires Üniversitesi. Felsefe ve Edebiyat Fakültesi, Ortaçağ Araştırmaları yüksek lisans programı; “Ortaçağ İslam Dünyaları” semineri.

Universidad del Salvador, Buenos Aires. Doğu Araştırmaları lisans programı; “Klasik Arap Edebiyatı” dersi.


Not: Yazıda farklı ülkelerdeki üniversite ve yayın tasnifleri, Cürcânî’nin bu coğrafyalardaki bütün alımlama tarihini temsil eden eksiksiz örnekler olarak değil, aynı düşünürün farklı akademik düzenlerde hangi komşuluklar içinde görünür hale geldiğini izlemek amacıyla kullanılmıştır. Özellikle Buenos Aires örneğinde Cürcânî’nin yokluğuna ilişkin kesin bir hüküm kurulmamış; ulaşılabilen programların Arap-İslam düşüncesini hangi kurumsal başlıklar altında ele aldığına bakılmıştır.

İlgili

Etiketler: Abdülkāhir el-CürcânîanlamArap dilibağlambelâgatCürcânîdüşünce tarihidil kuramınazımyapay zekâ

Menü

  • Künye
  • Sıkça Sorulduğu İddia Edilen Sorular
  • İletişim

Son Yazılar

Açık ofiste yorgun görünen bir çalışan, arka plandaki kurumsal baskı ortamından ayrılaşmış halde oturuyor.

Toksik İnsanlar Çağı

Aynada kendi yüzüne dikkatle bakan bir kadın, özdenetim ve kişisel sorumluluk baskısını simgeliyor.

Manifestation, kişisel gelişim ve toplumsal engellerin öznenin iradesine devredilmesi

Kent manzarasına bakan bir kişi, gökyüzündeki uçak izini izliyor.

Aşı Karşıtlığından Chemtrail’e, HAARP’tan Düz Dünya’ya Büyük Öteki Arzusu

Tac Mahal’in yan cephesinde ziyaretçiler ve Yamuna Nehri, Agra.

Karanlık Çağlar Kimin Karanlığı?

Kategoriler

  • 00 — Ön Okuma
  • 05 — Evren, Madde ve Yaşam
  • 10 — Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
  • Ders Notları
  • Dijital Özne
  • Kavramlar
  • Kültür ve Estetik
  • Seyir Dairesi
  • Toplum ve İktidar

Etiket

Althusser Ayvalık Akademisi bağlam Bağlam Borcu ders notları dil ekonomi politik eleştirel düşünme emek ideoloji kapitalizm Karl Marx Lacan Marx tarihsel materyalizm temel kavramlar toplumsal ilişkiler yapay zekâ yöntem özne
  • Akademi
  • Müfredat
  • Künye
  • Sıkça Sorulduğu İddia Edilen Sorular
  • Çerez Politikası (AB)
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim

2026 Ayvalık Akademisi

Welcome Back!

Login için hesap below

Forgotten şifre?

Şifrenizi geri alın

Lütfen Girin kullanıcı adı veya e-posta address için sıfırla şifre.

Log içinde
Onayı Yönet
En iyi deneyimleri sunmak için, cihaz bilgilerini saklamak ve/veya bunlara erişmek amacıyla çerezler gibi teknolojiler kullanıyoruz. Bu teknolojilere izin vermek, bu sitedeki tarama davranışı veya benzersiz kimlikler gibi verileri işlememize izin verecektir. Onay vermemek veya onayı geri çekmek, belirli özellikleri ve işlevleri olumsuz etkileyebilir.
Fonksiyonel Her zaman aktif
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından açıkça talep edilen belirli bir hizmetin kullanılmasını sağlamak veya bir elektronik iletişim ağı üzerinden bir iletişimin iletimini gerçekleştirmek amacıyla meşru bir amaç için kesinlikle gereklidir.
Tercihler
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından talep edilmeyen tercihlerin saklanmasının meşru amacı için gereklidir.
İstatistik
Sadece istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim. Sadece anonim istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim. Mahkeme celbi, İnternet Hizmet Sağlayıcınızın gönüllü uyumu veya üçüncü bir taraftan ek kayıtlar olmadan, yalnızca bu amaçla saklanan veya alınan bilgiler genellikle kimliğinizi belirlemek için kullanılamaz.
Pazarlama
Teknik depolama veya erişim, reklam göndermek için kullanıcı profilleri oluşturmak veya benzer pazarlama amaçları için kullanıcıyı bir web sitesinde veya birkaç web sitesinde izlemek için gereklidir.
  • Seçenekleri yönet
  • Hizmetleri yönetin
  • {vendor_count} satıcılarını yönetin
  • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Tercihleri görüntüle
  • {title}
  • {title}
  • {title}
No sonuç
Tümünü Gör sonuç
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi

2026 Ayvalık Akademisi

Ayvalık Akademisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin