Bir karınca yerde bulduğu küçücük bir ekmek kırıntısını sırtına alıp götürüyor.
Kırıntı bize sıradan görünebilir. Un, su, biraz tuz. Fakat soruyu biraz değiştirirsek mesele tuhaflaşmaya başlar:
Karıncanın taşıdığı şeyi oluşturan madde nereden geldi?
Ekmeğin undan yapıldığını söylemek yetmez. Un buğdaydan geldi. Buğday topraktan, sudan ve havadaki karbondioksitten yararlandı. Ama toprağın, suyun ve havanın içindeki maddeler nereden geldi?
Soruyu geriye doğru sormaya devam ettiğimizde mutfaktan çıkar, Dünya’nın geçmişine; oradan Güneş Sistemi’ne ve sonunda yıldızlara kadar gideriz.
Bir şeyin nereden geldiğini sormak ne demektir?
Gündelik hayatta bir nesnenin kökenini çoğunlukla son üretildiği yere kadar izleriz.
Bir bardak fabrikadan gelir.
Ekmek fırından gelir.
Demir çivi bir metal fabrikasında üretilmiştir.
Fakat fabrika demiri üretmez. Var olan demiri işler. Fırın da karbon, hidrojen ve oksijen üretmez. Var olan maddeleri başka bir biçimde bir araya getirir.
Bu nedenle burada başka bir soru soruyoruz:
Nesnenin biçimi nerede üretildi değil, onu oluşturan madde nereden geldi?
Çivi yapılmadan önce demir vardı.
İnsan doğmadan önce bedenini daha sonra oluşturacak atomlar vardı.
Dünya oluşmadan önce bile bu atomların bir bölümü vardı.
Bedenimizin maddesi bize ait olarak başlamadı
Elimize bakalım.
Derimizde karbon, hidrojen, oksijen, azot ve başka elementler bulunur. Kanımızda demir vardır. Kemiklerimizde kalsiyum vardır.
Bunların hiçbiri insan bedeni ortaya çıktığı anda yaratılmaz.
Yemek yeriz, su içeriz, nefes alırız. Çevrede bulunan madde bedenimizin bir parçası haline gelir. Daha sonra bu maddelerin bir bölümü yeniden bedenimizden ayrılır.
Bu nedenle beden sabit bir madde yığını değildir.
Madde sürekli girer, çıkar ve yeniden düzenlenir.
Şimdilik bunun nasıl gerçekleştiğini ayrıntılı biçimde bilmemiz gerekmiyor. Önce daha geriye gitmemiz gerekiyor.
Dünya da başlangıç noktası değildir
Yaklaşık 4,6 milyar yıl önce Güneş ve çevresindeki gezegenler henüz yoktu.
Uzayda gaz ve tozdan oluşan büyük bir madde bulutu bulunuyordu. Bu maddeden zamanla Güneş Sistemi oluştu.
Dünya’nın taşları, denizlerin maddesi ve daha sonra canlıların bedenlerine katılacak pek çok element bu malzemenin içindeydi.
Fakat yine aynı sorunla karşılaşıyoruz:
O malzeme nereden gelmişti?
Burada yıldızlara ulaşırız.
Yıldız yalnızca ışık veren bir cisim değildir
Bir yıldızın içinde çok büyük sıcaklık ve basınç vardır.
Bu koşullarda atom çekirdekleri arasında nükleer tepkimeler gerçekleşebilir. Daha hafif elementlerden daha ağır elementler oluşabilir.
Karbon ve oksijen gibi yaşam açısından son derece önemli elementlerin önemli bir kısmı böyle yıldızsal süreçlerde oluşmuştur.
Bazı yıldızlar yaşamlarının sonunda maddelerini çevrelerindeki uzaya bırakır. Bazıları çok daha şiddetli biçimde ölür. Böylece yıldızların içinde işlenmiş madde yeniden yıldızlararası ortama karışır.
Daha sonra bu madde başka yıldızların, gezegenlerin ve sonunda canlıların oluşumuna katılabilir.
Dolayısıyla bugün bedenimizde bulunan bazı atomların tarihi, Dünya’nın tarihinden daha eskidir.
Ama her şey yıldızlarda oluşmadı
Burada çok yaygın bir cümleyi biraz düzeltmemiz gerekiyor:
“Her şey yıldızlarda oluştu.”
Tam olarak değil.
Evrenin ilk dönemlerinde hidrojenin büyük bölümü ve helyumun önemli bir kısmı zaten oluşmuştu. Yıldızlar daha sonra bu başlangıç maddesini işleyerek başka elementlerin oluşmasında büyük rol oynadı.
Daha ağır bazı elementlerin oluşumu ise yalnızca sıradan yıldız yaşamıyla açıklanamaz. Süpernovalar ve nötron yıldızı birleşmeleri gibi çok şiddetli olaylar da bu tarihin parçalarıdır.
Bu nedenle bilimde doğru cümle genellikle slogan kadar kısa değildir.
Ama çok daha ilginçtir.
Bir atomun geçmişi onun anlamı değildir
Burada başka bir ayrım yapmamız gerekiyor.
Bedenimizdeki bir karbon atomunun geçmişte bir yıldızın içinde bulunmuş olması mümkündür.
Fakat bundan şu sonuç çıkmaz:
“Yıldızın enerjisi bedenimizde yaşamaya devam ediyor.”
Ya da:
“Evren bizi meydana getirmek istedi.”
Ya da:
“Yıldızların bilinci bizim içimizde sürüyor.”
Bunlar başka iddialardır.
Bilimsel bilgi bize maddenin geçmişi hakkında bir şey söyleyebilir. O geçmişe bir amaç, mesaj veya bilinç yüklemek ise ayrıca kanıt gerektirir.
Bir şeyin bir tarihi olması, o tarihin bir amacı olduğu anlamına gelmez.
Bu ayrımı ilerleyen derslerde tekrar tekrar kullanacağız.
Aynı madde, başka ilişkiler
Başlangıçtaki ekmek kırıntısına dönelim.
Karıncanın taşıdığı kırıntının karbonu bir zamanlar atmosferde karbondioksitin içinde bulunmuş olabilir.
Bir bitki onu aldı.
Bitkinin içinde başka moleküllerin parçası haline geldi.
Buğday oldu.
Un oldu.
Ekmek oldu.
Kırıntı oldu.
Şimdi bir karınca onu taşıyor.
Karınca yerse aynı karbon başka bir canlı yapının parçası olabilir.
Burada değişen yalnızca “madde” değildir. Maddenin hangi ilişkiler içinde bulunduğu ve nasıl örgütlendiği de değişmektedir.
Bu nokta ileride yaşamı anlamamız açısından çok önemli olacak.
Çünkü bir taş ile bir insanın ikisinde de karbon bulunması, taş ile insanın aynı olduğu anlamına gelmez.
Asıl soru giderek şuna dönüşecektir:
Aynı maddeler nasıl bu kadar farklı şeyler oluşturabilir?
Madde bize ait değildir
Gündelik dilde “bedenim” deriz ve bunda bir sorun yoktur.
Fakat bedenimizin maddi tarihine baktığımızda ilginç bir durum ortaya çıkar.
Bizi oluşturan atomların büyük bölümü biz doğmadan önce vardı.
Bir süreliğine bedenimizin içinde bulunuyorlar.
Daha sonra başka maddi süreçlere katılacaklar.
Bu nedenle insanı doğanın karşısına koymak düşündüğümüzden daha zordur.
“İnsan ve doğa” dediğimizde iki ayrı şey varmış gibi konuşuruz.
Oysa insan da doğadaki maddi süreçlerden biridir.
Bu, insan ile taş arasında fark olmadığı anlamına gelmez.
Tam tersine yeni sorumuz tam olarak bu farktır:
Aynı maddi dünyanın içinde taş, ağaç, karınca ve insan nasıl birbirinden bu kadar farklı hale gelir?
Bunu cevaplayabilmek için önce maddenin ne kadar küçülebileceğini görmemiz gerekiyor.
Bir sonraki dersin sorusu bu yüzden:
05.02 — Bir Şeyi Bölmeye Devam Edersek Nereye Varırız?
Sözlük
Madde: Fiziksel dünyayı oluşturan ve farklı biçimlerde örgütlenebilen yapıların genel adı.
Atom: Bir elementin kimyasal özelliklerini taşıyan temel yapı birimi. Sonraki derslerde yapısını ayrıntılı olarak ele alacağız.
Element: Aynı proton sayısına sahip atomlardan oluşan madde türü. Karbon, oksijen, demir ve hidrojen birer elementtir.
Yıldızlararası madde: Yıldızların arasındaki uzayda bulunan gaz ve toz.
Nükleer tepkime: Atom çekirdeklerinin değiştiği ve farklı çekirdeklerin oluşabildiği fiziksel süreç.
Süpernova: Bazı yıldızların yaşamlarının sonunda gerçekleşen çok güçlü yıldız patlaması.



