Hangi Soruyu Sormadım?
1990’ların başında haber okumayı öğrenmenin küçük fakat ısrarlı bazı kuralları vardı.
Büyüklerimizden sık duyduğumuz öğütlerden biri şuydu:
“Bu köşe yazarı bize yakın, onu zaten okuyorsun. Bir de karşı gazeteye bak. Aynı olay hakkında onlar ne yazmış?”
Buradaki amaç bütün fikirlerin ortasında tarafsız ve steril bir nokta bulmak değildi. Kimse bize iki gazeteyi okuyunca hakikatin tam ortada belireceğini söylemiyordu.
Mesele daha basitti.
Kendi baktığın yerin göremediği şeyi aramak.
Bir gazetenin söylediği kadar söylemediğine, bir yazarın önem verdiği kadar önemsemediğine, seçtiği başlık kadar dışarıda bıraktığı ayrıntıya da bakmak.
Çünkü kaba takipçilik insanı körleştirirdi.
Kendi fikrine yakın olanı sürekli tekrar tekrar okumak yalnızca karşı görüşü bilmemek anlamına gelmezdi. Bir süre sonra kendi görüşünün hangi seçimlerden oluştuğunu da fark edemezdin.
Gazetelerin adı, sahibi, siyasi çizgisi belliydi. Birini bırakıp diğerini eline almak fiziksel bir hareketti. Karşıt görüş gerçekten dışarıdaydı. Büfeden başka bir gazete almak, televizyon kumandasından başka bir kanala geçmek gerekiyordu.
Bugün bu küçük hareket zorlaştı.
Çünkü karşı gazete artık bazen aynı ekranın içinde.
Hatta aynı yapay zekânın içinde.
Aynı soru, başka dünya
Ayvalık Akademisi’nin kurmaca kurumlarından biri olan AY-BUY-DER üzerine yaptığımız basit aramalarda ilginç bir durumla karşılaştık.
Aynı ad farklı sorgularda farklı biçimlerde tanımlandı.
Bir cevapta AY-BUY-DER, Ayvalık Akademisi tarafından kurulmuş gerçek bir yerel uyum dairesi gibi anlatıldı.
Başka bir cevapta, Ayvalık Akademisi bünyesinde bulunan mizahi ve kültürel bir kurmaca proje olarak tanımlandı.
Bir başka sorguda ise benzer isimli gerçek bir dernek olan AYBUDER ile ilişkilendirilerek onun bir yazım varyasyonu olabileceği söylendi.
AY-BUY-DER değişmemişti.
Sayfa değişmemişti.
Fakat sorunun biçimi değiştikçe hakkında kurulan nesne de değişiyordu.
Eski arama motoru alışkanlığı burada insanı yanıltabilir. Çünkü zihnimiz hâlâ şöyle çalışmaya yatkın:
“Google biliyorsa bir cevabı vardır.”
Oysa üretici sistemin çalışma biçimi giderek başka bir şeye benziyor.
Artık yalnızca:
Bu nedir?
sorusuna cevap vermiyor.
Aynı zamanda sessizce şunu da hesaplıyor:
Bu soruyu soran kişi, bunun ne olduğunu hangi bağlam içinde anlamaya çalışıyor?
Aradaki fark küçüktür ama sonuçları büyük olabilir.
Arama sonucundan anlatıya
Klasik arama motorunda önümüze çeşitli belgeler gelirdi.
Birbirleriyle çelişebilirlerdi.
Bir gazete bir şeyi söyler, başka gazete tersini iddia ederdi. Kullanıcı bunların ayrı kaynaklar olduğunu bilirdi.
Üretici yapay zekâ ise bu belgeleri önümüze yalnızca dizmekle kalmıyor. Onlardan bizim için bir cevap kuruyor.
Bu nedenle artık yalnızca bilginin kaynağı değil, cevabın kurulma biçimi de önem kazanıyor.
Kabaca şöyle bir değişimden söz edilebilir:
Eskiden:
Nesne → belgeler → kullanıcı
Bugün giderek:
Nesne + belgeler + soru biçimi + konuşma bağlamı → kullanıcıya anlatılan nesne
Bu, mutlaka yanlış bilgi üretildiği anlamına gelmez.
Daha önemli ve daha zor fark edilen mesele şudur:
Aynı gerçeklik, farklı sorular altında farklı biçimlerde sabitlenebilir.
Ve bunların her biri kendi konuşma anında oldukça ikna edici görünebilir.
Çelişkinin kaybolması gerekmez
Buradaki sorun yapay zekânın bugün A, yarın B söylemesi değildir.
İnsan kurumları da bunu yapar.
Gazeteler fikir değiştirir. Akademisyenler tezlerini düzeltir. Devletler önceki açıklamalarından vazgeçer.
Yeni durumun farkı başka yerde olabilir:
Çelişkinin kendisi görünmezleşebilir.
Dün sistemden A cevabını aldık.
Bugün başka biçimde sorup B cevabını aldık.
Fakat bu iki cevabı yan yana koymazsak, zihnimizde “A ile B arasında bir geçiş oldu” şeklinde bir kayıt oluşmayabilir.
Her cevap, verildiği anda sanki doğal olarak oradaymış gibi görünür.
Böylece elimizde tutarlı bir otorite değil, her konuşma anında yeterince tutarlı görünen bir otorite kalır.
Bu durum karşısında ilk refleks genellikle şudur:
“Doğru soruyu sormayı öğrenmeliyiz.”
Bu cümle kısmen doğrudur ama tehlikelidir.
Çünkü hemen yeni bir uzmanlık hiyerarşisi üretir.
İyi prompt yazanlar.
Kötü prompt yazanlar.
Yapay zekâyla konuşmayı bilenler.
Bilmeyenler.
Oysa ilk dersimiz bundan çok daha basit olmalı.
En önemli soru
Bir yapay zekâ cevabıyla karşılaştığımızda kendimize sorabileceğimiz en yararlı sorulardan biri şudur:
Ben hangi soruyu sormadım da bana bu cevap üretildi?
Bu soru, kullanıcının zekâ seviyesini ölçmez.
Eğitim durumunu ölçmez.
Sınıfsal konumunu ölçmez.
Teknik bilgi gerektirmez.
Hatta yapay zekânın nasıl çalıştığını ayrıntılı olarak bilmeyi de gerektirmez.
Bu yalnızca bir davranıştır.
Bir saniyeliğine mevcut cevabın dışına çıkıp şunu düşünmek:
“Buraya başka taraftan girseydim ne olurdu?”
Örneğin:
“AY-BUY-DER nedir?” diye sorduk.
Sonra şunları da sorabiliriz:
“AY-BUY-DER gerçek bir kurum mudur?”
“Bu ifade kurmaca olabilir mi?”
“Bu ad başka bir kurumla karışmış olabilir mi?”
“Ayvalık Akademisi bu kurumu nasıl tanımlıyor?”
“Aynı konuda farklı kaynaklar ne söylüyor?”
Bunlardan hangisinin “doğru prompt” olduğunu bulmaya çalışmıyoruz.
Tam tersine, nesnenin farklı sorular altında nasıl değiştiğini izliyoruz.
Karşı gazeteyi yeniden bulmak
Belki 1990’lardan kalan eski öğüdü bugün şöyle güncellemek gerekiyor:
Karşı gazeteyi de oku.
Ama karşı gazete artık bazen ayrıca satın alınacak bir gazete değildir.
Onu soruyla çağırmak gerekir.
Bir cevabın karşısına mutlaka karşıt bir ideoloji koymak da gerekmez.
Bazen yalnızca varsayımı ters çevirmek yeterlidir.
“Bu gerçekse ne biliyoruz?”
yerine:
“Bu gerçek değilse ne görüyoruz?”
“Bu doğru mu?”
yerine:
“Bunun yanlış olabileceğini düşündüren ne var?”
“Bunun sebebi nedir?”
yerine:
“Burada sebep olarak göstermediğimiz ne var?”
Bu hareket çok küçük görünür.
Zaten önemli olmasının nedenlerinden biri budur.
Bunu yapmak için uzman olmaya gerek yoktur.
İyi eğitimli olmaya gerek yoktur.
Belirli bir siyasi görüşe sahip olmaya gerek yoktur.
İnsanın yalnızca aldığı ilk cevabı konuşmanın sonu kabul etmemesi gerekir.
Yapay zekâya karşı yarışmıyoruz
Algoritmik okuryazarlığı, makineden daha zeki olma çabası olarak düşünmek yanlış olur.
Makine daha fazla belge okuyabilir.
Daha hızlı karşılaştırabilir.
Daha fazla olasılık üretebilir.
Bizim görevimiz onu hesaplama kapasitesinde yenmek değildir.
Belki yapabileceğimiz daha küçük ama daha önemli bir şey vardır:
Cevabın hangi sorunun çocuğu olduğunu unutmamak.
Bir cevap bize çok ikna edici geldiğinde bile onun kendiliğinden ortaya çıkmadığını hatırlamak.
Bir soru sorduk.
Bir yönelim kurduk.
Bazı ihtimalleri açtık.
Bazılarını hiç çağırmadık.
Makine de bu alanın içinde bir cevap üretti.
Bu nedenle ilk algoritmik okuma dersi doğru cevabı bulmakla başlamıyor.
Eksik soruyu aramakla başlıyor.
İlk dersin küçük usulü
Bir yapay zekâ size önemli bir konuda cevap verdiğinde hemen yeni bir araştırma yapmanız gerekmiyor.
Önce üç basit şey deneyebilirsiniz.
Aynı soruyu başka bir varsayımla tekrar sorun.
Cevabın hangi kısmının değiştiğine bakın.
Sonra kendinize şunu sorun:
Ben hangi soruyu sormadım da bana bu cevap üretildi?
Belki başka hiçbir şey bulamayacaksınız.
Belki ilk cevap yine en güçlü cevap olarak kalacak.
Sorun değil.
Ama artık o cevap tek başına değildir.
Yanında, sorulmamış bir sorunun boşluğu vardır.
Bazen düşünce tam da oradan başlar.
Ders Notu I
Kaba takipçilik insanı köreltebilir.
Kişiselleştirilmiş takipçilik ise köreldiğimizi fark ettirmeyebilir.
Bu nedenle tek cevabı değil, cevabın etrafındaki sorulmamış soruları da okumak gerekir.



