Ayvalık Akademisi
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi
No sonuç
Tümünü Gör sonuç
Ayvalık Akademisi
No sonuç
Tümünü Gör sonuç
E. P. Thompson’ın sınıfı hazır bir kategori yerine tarihsel ilişkiler ve deneyimler içinde oluşan bir süreç olarak ele alan ders notu için hazırlanmış, sökülmüş mekanik vardiya kart saati görseli.

E. P. Thompson: Sınıf Hazır Bir Kategori Değildir

Yazan: Akademi
Kayıt yeri: Ders Notları

Bir fabrikaya girdiğimizi düşünelim. Kapıda işçilerin listesini alıyor, ücretlerini öğreniyor, kimlerin makinede, kimlerin depoda, kimlerin büroda çalıştığını kaydediyoruz. Evlerinin değerini, eğitim düzeylerini, tüketim alışkanlıklarını ve aile yapılarını da ekliyoruz. Elimizde oldukça ayrıntılı bir toplumsal tablo vardır. Fakat E. P. Thompson açısından temel soru hâlâ cevapsızdır: Bu tablo bize sınıfı gerçekten gösteriyor mu? Thompson’ın cevabı büyük ölçüde hayır olacaktır. Çünkü sınıf, insanların sahip oldukları özelliklerin toplamı ya da sosyolojik değişkenler aracılığıyla yerleştirildikleri hazır bir kategori değildir. Sınıf, insanların belirli tarihsel koşullarda birbirleriyle ve karşılarındaki toplumsal güçlerle kurdukları ilişkiler içerisinde meydana gelir. Bu nedenle sınıfı anlamak için yalnızca insanların neye sahip olduklarına değil, ne yaşadıklarına, kimlerle çatıştıklarına, hangi deneyimleri ortaklaştırdıklarına ve bu deneyimleri hangi diller, kurumlar ve mücadele biçimleri içinde anlamlandırdıklarına bakmak gerekir.

Thompson’ın müdahalesinin ilk hedefi, sınıfı donmuş bir toplumsal nesne olarak düşünme alışkanlığıdır. Gündelik dilde ve çoğu sosyolojik sınıflandırmada işçi sınıfı, orta sınıf ve üst sınıf gibi ifadeler, toplumu büyük bir dolap ve sınıfları da bu dolabın çekmeceleri gibi düşünmeye yatkındır. İnsanların gelirine, mesleğine, mülkiyetine veya eğitim durumuna bakılır ve her biri uygun çekmeceye yerleştirilir. Thompson açısından sorun tam burada başlar. İnsanlar önce bağımsız biçimde var olup daha sonra üzerlerine “işçi sınıfı” etiketi yapıştırılmaz. Sınıf, onların birbirleriyle kurduğu tarihsel ilişkinin aldığı biçimdir. Bu nedenle sınıfı belirli bir anda çekilmiş bir fotoğraftan çok, zaman içinde gelişen bir film gibi düşünmek gerekir. Fotoğraf insanların nerede durduğunu gösterebilir; film ise oraya nasıl geldiklerini, hangi karşılaşmaların, kayıpların, mücadelelerin ve örgütlenmelerin onları birbirleriyle ilişkilendirdiğini gösterir.

Bu yaklaşımın ikinci önemli sonucu, sınıfın özsel değil ilişkisel olmasıdır. Bir insan tek başına “işçi sınıfı ilişkisi” oluşturamaz. Nasıl efendi olmadan kölelik ilişkisinden, patron olmadan ücret ilişkisinden ya da alacaklı olmadan borçluluk ilişkisinden söz etmek mümkün değilse, sınıfı da yalnızca tek bir toplumsal grubun özelliklerini sıralayarak tanımlamak mümkün değildir. İşçi ile patron, köylü ile toprak sahibi, kiracı ile mülk sahibi, borçlu ile alacaklı aynı toplumsal ilişkinin farklı kutuplarında bulunurlar. Bu nedenle “işçi sınıfı nasıl biridir?” sorusu çoğu zaman ikincil kalır. Daha temel soru şudur: Hangi tarihsel ilişkiler bu insanları karşı karşıya getiriyor, bağımlılıklarını nasıl örgütlüyor ve çıkarlarını hangi noktalarda çatıştırıyor? Sınıf, insanların özelliği değil, insanlar arasındaki toplumsal ilişkinin tarih içinde aldığı biçimdir.

Burada Thompson, Marx’tan kopmaz. Üretim ilişkileri, mülkiyet, ücretli emek, üretim araçlarına erişim ve emeğin örgütlenme biçimi sınıf oluşumunun maddi zeminini meydana getirir. Fakat maddi konum ile tarihsel sınıf arasında otomatik bir özdeşlik kurmaz. Aynı ücret düzeyinde çalışan binlerce insan düşünelim. Bu insanlar birbirlerinden habersiz olabilir, kendilerini aynı toplumsal grubun üyeleri olarak görmeyebilir ve karşılaştıkları sorunları bütünüyle kişisel talihsizlikler biçiminde yorumlayabilirler. İşten çıkarıldıklarında bunu kendi yetersizlikleriyle, ücretleri düşük olduğunda kişisel başarısızlıklarıyla, borçlandıklarında kötü kararlarıyla açıklayabilirler. Maddi koşullar benzer olduğu halde ortak bir sınıfsal deneyim henüz kurulmuş değildir. Dolayısıyla ekonomik konum sınıf oluşumunun koşuludur, fakat onun tamamlanmış sonucu değildir.

Tam burada Thompson’ın düşüncesindeki temel kavramlardan biri olan deneyim devreye girer. İnsanlar üretim ilişkilerini soyut kategoriler olarak yaşamazlar. Ücretin yetmemesini, işten atılmayı, ev sahibinin kirayı artırmasını, çalışma saatlerinin uzamasını, pazar fiyatlarının yükselmesini, çocuklarının eğitim olanaklarının daralmasını yaşarlar. Fakat aynı maddi süreç herkes tarafından aynı şekilde anlamlandırılmaz. Bir kişi bunu kader olarak görebilir, bir başkası kendi beceriksizliği olarak yorumlayabilir, bir başkası hükümeti, göçmeni, patronu, sendikayı ya da başka bir toplumsal grubu suçlayabilir. Bir başkası ise kendi deneyimi ile aynı koşulları yaşayan başkalarının deneyimi arasında bir bağ kurmaya başlayabilir. Bu nedenle deneyim, maddi koşullarla bilinç arasındaki mekanik bir ara basamak değildir. Deneyim, toplumsal ilişkilerin insanlar tarafından yaşandığı ve anlamlandırıldığı tarihsel alandır.

Bir fabrikada ücretlerin düşürüldüğünü düşünelim. Başlangıçta yüz ayrı hikâye vardır: biri borcunu ödeyemeyeceğini düşünür, biri çocuğunun okul masrafını, biri ev sahibine ne söyleyeceğini. Bunların her biri ilk bakışta bireysel sorunlardır. Fakat insanlar konuşmaya başladıklarında kişisel görünen deneyimler ortaklaşabilir. Bir işçi diğerinin de ücretinin düştüğünü öğrenir; sorunun yalnızca kendi bölümünde olmadığını, meselenin performansından kaynaklanmadığını fark eder. Böylece “benim sorunum” ile “bizim sorunumuz” arasındaki geçiş başlar. Thompson açısından sınıf oluşumu tam da bu tür tarihsel süreçlerde görünür hale gelir. İnsanlar artık yalnızca aynı koşullarda bulunmamakta, bu koşullar arasında bir ilişki kurmakta ve ortak çıkar ihtimalini keşfetmektedirler.

Fakat ortak deneyim de tek başına yeterli değildir. Aynı koşulları yaşayan insanların zorunlu olarak aynı siyasal sonuca ulaşacağını varsaymak, Thompson’ın karşı çıktığı ekonomik determinizmin başka bir biçimi olurdu. Düşük ücret yaşayan işçiler bu durumu patrona, devlete, göçmenlere, başka işçilere ya da kendi kişisel eksikliklerine bağlayabilirler. Dolayısıyla maddi deneyim ile siyasal bilinç arasında doğrusal bir neden-sonuç ilişkisi yoktur. Arada kültür, gelenek, din, aile, mahalle, gazete, sendika, parti, okul ve başka birçok kurum bulunur. Bu kurumlar yalnızca deneyimi taşımaz; deneyimin nasıl adlandırılacağı üzerine mücadele de yürütürler. Sınıf bilinci bu nedenle ekonomik durumun zihinde doğru biçimde yansıması değildir. Belirli deneyimlerin hangi dil içerisinde ortaklaştırıldığı ve hangi karşıtlıklar aracılığıyla anlamlandırıldığı tarihsel olarak belirlenir.

Bu bakımdan sınıf bilincini, zaten var olan bir sınıfın bir gün kendi gerçekliğinin farkına varması gibi düşünmek yanıltıcıdır. Sanki sınıf tamamlanmış biçimde vardır ve daha sonra üyeleri onun bilincine ulaşır. Thompson’ın yaklaşımında süreç daha karmaşıktır. İnsanlar mücadele ettikçe birbirlerini tanırlar, birbirlerini tanıdıkça ortak çıkarlarını tarif ederler, ortak çıkarlarını tarif ettikçe karşılarında bulunan çıkarları da tanımlamaya başlarlar. Böylece sınıf, mücadeleden önce tamamlanmış bir nesne olarak bulunmaz; önemli ölçüde mücadelenin kendisi içinde biçimlenir. Bu nedenle “önce sınıflar vardır, sonra sınıf mücadelesi başlar” önermesini tersine çevirmek gerekir. Tarihsel olarak çoğu kez sınıflar, sınıf mücadeleleri içinde kendi biçimlerini kazanırlar.

Bu nedenle “işçi sınıfı vardır” ile “işçi sınıfı oluşur” cümleleri arasında önemli bir teorik fark vardır. Birincisi nesne tarifidir, ikincisi tarih tarifidir. Thompson’ın meşhur kitabının adının The Making of the English Working Class olması tesadüf değildir. Başlıktaki “making”, yani oluşum ya da yapılma, kitabın yalnızca konusunu değil kuramsal iddiasını da taşır. İngiliz işçi sınıfı hazır bir toplumsal nesne olarak ele alınmaz; belirli tarihsel mücadeleler, kurumlar, gelenekler, örgütlenmeler ve deneyimler aracılığıyla nasıl oluştuğu araştırılır.

Buradan “sınıfsal konum” ile “sınıf oluşumu” arasında da önemli bir ayrım çıkar. Bir insan ücretli çalışıyor, üretim araçlarına sahip olmuyor ve yaşamını sürdürebilmek için emeğini satmak zorunda kalıyor olabilir. Bu anlamda üretim ilişkileri içinde belirli bir sınıfsal konuma sahiptir. Fakat bundan otomatik olarak örgütlü veya kendisini ortak çıkarların parçası olarak gören bir sınıf öznesi çıkmaz. Sınıfsal konum maddi ilişkiler içindeki yeri anlatırken, sınıf oluşumu bu konumların tarihsel deneyim, mücadele, kültür ve örgütlenme aracılığıyla ortaklaştırılmasını ifade eder. Bu iki düzeyi birbirine eşitlediğimizde tarih, ekonomik yapıların mekanik sonucu haline gelir ve insanların tarihsel failliği görünmezleşir.

Thompson’ın Marx’a müdahalesi tam da burada anlaşılmalıdır. Onun yaptığı, üretim ilişkilerinin yerine kültürü koymak ya da sınıfı maddi temellerinden koparmak değildir. Daha çok, üretim ilişkileri ile tarihsel özne arasındaki boşluğu ciddiye almaktır. Üretim ilişkilerini biliyoruz; fakat bu ilişkilerin içinde yaşayan insanların nasıl kolektif bir özneye dönüştüğünü açıklamak için yalnızca ekonomik konumu bilmek yeterli değildir. Bu boşluğu tarih, deneyim, mücadele, kurumlar ve kültürel biçimler doldurur. İnsanlar koşullarını kendileri seçmezler, fakat bu koşullar içinde davranır, örgütlenir, yanılır, kaybeder, öğrenir, yeni kurumlar kurar ve kendilerini yeniden tanımlarlar. Sınıf da tam olarak bu tarihsel hareket içinde meydana gelir.

Bu noktada Thompson ile Althusser arasındaki gerilim özellikle önemlidir. Althusserci hat, yapıların, kurumların ve ideolojik aygıtların insanları belirli özne konumlarına nasıl çağırdığını gösterir. Thompson ise yapısal açıklamanın aşırı güçlendirilmesi halinde tarihin yaşayan insanların yaptığı bir şey olmaktan çıkacağını ve insanların yalnızca yapının taşıyıcılarına indirgeneceğini düşünür. Bu iki hattı sorunsuzca birleştirmek yerine aralarındaki gerilimi korumak daha verimlidir. Althusser bize öznenin hangi aygıtlar tarafından ve hangi ideolojik konumlara çağrıldığını sordurur; Thompson ise bu çağrılmış öznelerin tarih içinde ne yaptığını, nasıl karşılaştığını, hangi deneyimleri ortaklaştırdığını ve ne tür kolektif biçimler ürettiğini araştırmaya zorlar. Böylece soru yalnızca “insanlar hangi yapılar tarafından belirli konumlara yerleştiriliyor?” olmaktan çıkar; “bu konumlarda yaşadıkları deneyimler onları hangi yeni tarihsel ilişkilere sürüklüyor?” sorusuyla tamamlanır.

Thompson’ın yaklaşımı bugün özellikle önemlidir; çünkü sınıfı görünür kılan eski toplumsal biçimlerin önemli bir kısmı çözülmüş ya da dağılmıştır. Fabrika bacası, aynı mahallede yaşayan işçiler, aynı vardiyaya giren yüzlerce insan ve güçlü sendikalar sınıfsal ilişkiyi gündelik hayatta görünür kılan yapılardı. Bugün benzer sınıfsal konumlar çok farklı biçimler altında dağılabilir. Bir kişi kafede çalışır, bir başkası kuryedir, bir başkası çağrı merkezinde çalışır, bir başkası üniversite mezunu olduğu halde geçici işlerde dolaşır, bir başkası kendi hesabına çalışıyor görünür fakat bir platformun algoritmik kararlarına bağımlıdır. Gelirleri, eğitimleri, kültürel tercihleri ve yaşam tarzları farklı olabilir. Kendilerini aynı sınıfın parçası olarak da görmeyebilirler. Tam da bu nedenle Thompson, sınıfı kıyafet, meslek adı veya yaşam tarzı üzerinden okumaya karşı güçlü bir araç sunar. Soruyu tekrar ilişkilere götürür: Kim kimin emeğine bağımlıdır, kim karar verir, kim riski taşır, kim mülkiyete sahiptir, kim borçlanır, kim işten çıkarılabilir ve kim başkasının kararlarına bağımlı olarak yaşar?

Bir kentte on bin kiracı olduğunu düşünelim. Hepsinin kirası hızla yükseliyor olabilir. İstatistik onları hemen bir kategori altında toplayabilir: kiracılar. Fakat Thompson açısından henüz tarihsel bir kolektif oluşmuş değildir. Kiracılar birbirlerini tanımıyor, herkes ev sahibinin yalnızca kendisine yüksek zam yaptığını düşünüyor ve yaşadığı sorunu bireysel bir mesele olarak görüyorsa ortada yalnızca benzer konumlar vardır. İnsanlar konuşmaya başladığında, kira artışlarının benzer olduğunu gördüğünde, mülkiyet yapısını araştırdığında, ortak talepler geliştirdiğinde ve belki bir kiracı örgütü kurduğunda ise başka bir süreç başlamış olur. İstatistik kiracıları en başından beri gösterebilirdi; fakat tarih, onların kendilerini ortak çıkarları bulunan bir toplumsal güç olarak kurmaya başlamasını gösterir. Kategori ile tarihsel ilişki arasındaki fark burada belirginleşir.

Thompson’ın sınıf anlayışının gücü de tam olarak buradadır. Sınıfı insanların üzerine yapıştırılmış bir etiket olarak düşündüğümüzde toplumu sınıflandırabiliriz, fakat toplumsal değişimi açıklamakta zorlanırız. Thompson sınıfı yeniden zamanın içine yerleştirir. Sınıf bir nüfus grubu, bir gelir dilimi ya da bir yaşam tarzı değildir; hatta yalnızca üretim ilişkilerindeki nesnel konuma da indirgenemez. Maddi konumlar üzerinde yükselen, fakat tarihsel deneyim, mücadele ve örgütlenme içinde biçimlenen bir toplumsal ilişkidir. İnsanlar ortak deneyimler içinde birbirlerini tanır, çıkarlarını tarif eder, başka çıkarlarla karşı karşıya geldiklerini fark eder ve bu karşılaşmalar içerisinde sınıfsal biçimler üretirler.

Bu nedenle Thompson’dan sonra sınıf üzerine sorulacak soru da değişir. “Bu insanlar hangi sınıfa ait?” sorusu tamamen gereksiz değildir; maddi konumların tespiti hâlâ önemlidir. Fakat tek başına yeterli değildir. Daha güçlü soru şudur: Bu insanlar hangi tarihsel ilişkiler içinde birbirlerine dönüşüyorlar? Sınıfı hazır bir kategori olarak almak yerine oluşumunu araştırmak, tarihsel materyalizmi donmuş toplumsal tasniflerden çıkarıp yeniden mücadelelerin, deneyimlerin ve ilişkilerin hareketli alanına taşır. Thompson’ın temel dersi bu nedenle basit ama güçlüdür: Sınıf bulunmaz; sınıfın nasıl yapıldığı araştırılır.

İlgili

Etiketler: Althusserdeneyimders notlarıE. P. Thompsonemekideolojiişçi sınıfıMarxsınıfsınıf mücadelesisınıf oluşumutarihsel materyalizm

Menü

  • Künye
  • Sıkça Sorulduğu İddia Edilen Sorular
  • İletişim

Son Yazılar

Açık ofiste yorgun görünen bir çalışan, arka plandaki kurumsal baskı ortamından ayrılaşmış halde oturuyor.

Toksik İnsanlar Çağı

Aynada kendi yüzüne dikkatle bakan bir kadın, özdenetim ve kişisel sorumluluk baskısını simgeliyor.

Manifestation, kişisel gelişim ve toplumsal engellerin öznenin iradesine devredilmesi

Kent manzarasına bakan bir kişi, gökyüzündeki uçak izini izliyor.

Aşı Karşıtlığından Chemtrail’e, HAARP’tan Düz Dünya’ya Büyük Öteki Arzusu

Tac Mahal’in yan cephesinde ziyaretçiler ve Yamuna Nehri, Agra.

Karanlık Çağlar Kimin Karanlığı?

Kategoriler

  • 00 — Ön Okuma
  • 05 — Evren, Madde ve Yaşam
  • 10 — Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
  • Ders Notları
  • Dijital Özne
  • Kavramlar
  • Kültür ve Estetik
  • Seyir Dairesi
  • Toplum ve İktidar

Etiket

Althusser Ayvalık Akademisi bağlam Bağlam Borcu ders notları dil ekonomi politik eleştirel düşünme emek ideoloji kapitalizm Karl Marx Lacan Marx tarihsel materyalizm temel kavramlar toplumsal ilişkiler yapay zekâ yöntem özne
  • Akademi
  • Müfredat
  • Künye
  • Sıkça Sorulduğu İddia Edilen Sorular
  • Çerez Politikası (AB)
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim

2026 Ayvalık Akademisi

Welcome Back!

Login için hesap below

Forgotten şifre?

Şifrenizi geri alın

Lütfen Girin kullanıcı adı veya e-posta address için sıfırla şifre.

Log içinde
Onayı Yönet
En iyi deneyimleri sunmak için, cihaz bilgilerini saklamak ve/veya bunlara erişmek amacıyla çerezler gibi teknolojiler kullanıyoruz. Bu teknolojilere izin vermek, bu sitedeki tarama davranışı veya benzersiz kimlikler gibi verileri işlememize izin verecektir. Onay vermemek veya onayı geri çekmek, belirli özellikleri ve işlevleri olumsuz etkileyebilir.
Fonksiyonel Her zaman aktif
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından açıkça talep edilen belirli bir hizmetin kullanılmasını sağlamak veya bir elektronik iletişim ağı üzerinden bir iletişimin iletimini gerçekleştirmek amacıyla meşru bir amaç için kesinlikle gereklidir.
Tercihler
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından talep edilmeyen tercihlerin saklanmasının meşru amacı için gereklidir.
İstatistik
Sadece istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim. Sadece anonim istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim. Mahkeme celbi, İnternet Hizmet Sağlayıcınızın gönüllü uyumu veya üçüncü bir taraftan ek kayıtlar olmadan, yalnızca bu amaçla saklanan veya alınan bilgiler genellikle kimliğinizi belirlemek için kullanılamaz.
Pazarlama
Teknik depolama veya erişim, reklam göndermek için kullanıcı profilleri oluşturmak veya benzer pazarlama amaçları için kullanıcıyı bir web sitesinde veya birkaç web sitesinde izlemek için gereklidir.
  • Seçenekleri yönet
  • Hizmetleri yönetin
  • {vendor_count} satıcılarını yönetin
  • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Tercihleri görüntüle
  • {title}
  • {title}
  • {title}
No sonuç
Tümünü Gör sonuç
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi

2026 Ayvalık Akademisi

Ayvalık Akademisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin