Ayvalık Akademisi
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi
No sonuç
Tümünü Gör sonuç
Ayvalık Akademisi
No sonuç
Tümünü Gör sonuç
Eski bir daktilonun parçaları iki yana ayrılmış halde duruyor; aralarında uzanan mürekkep şeridi, öznenin dil içinde bölünmesini simgeliyor.

Lacan: Öznenin Dil İçinde Bölünmesi

Yazan: Akademi
Kayıt yeri: Ders Notları

Gündelik dilde “ben” dediğimizde, çoğu zaman konuşan kişinin kendi iç dünyasına doğrudan erişimi olduğunu varsayarız. İnsan bir şey hisseder, düşünür ve sonra bunu kelimelere döker. Dil bu anlayışta düşüncenin taşıma aracıdır: içeride hazır bulunan anlam, dışarıya cümle olarak çıkar. Lacan’ın müdahalesi tam burada başlar. Ona göre dil, önceden kurulmuş bir öznenin kullandığı nötr bir araç değildir. İnsan kendisini ancak zaten kendisinden önce var olan bir dilin içinde ifade edebilir ve bu ifade sırasında yalnızca düşüncesini aktarmakla kalmaz; kendi öznel konumunu da o dilin imkânları içinde kurar.

Çocuk dünyaya geldiğinde adı, akrabalık ilişkileri, cinsiyet kategorileri, yasaklar, beklentiler, aile hikâyeleri ve hakkında söylenecek pek çok şey ondan önce vardır. Henüz konuşamadan onun hakkında konuşulmaktadır. “Annesine benziyor”, “çok uslu”, “inatçı olacak”, “bizim ailenin çocuğu” gibi ifadeler basit betimlemeler değildir. Çocuğun içine doğduğu simgesel dünyanın parçalarıdır. Lacan’ın “Büyük Öteki” dediği alanı ilk olarak burada sezebiliriz: tek tek kişilerin toplamından daha geniş olan, konuşabilmemizi sağlayan dilsel ve simgesel düzen.

Dolayısıyla özne konuşmaya başladığında boş bir alanda kendi kelimelerini icat etmez. Önceden dolaşımda bulunan gösterenleri kullanır. “Ben başarılıyım”, “ben başarısızım”, “ben erkeğim”, “ben iyi bir anneyim”, “ben sanatçıyım”, “ben yoksulum”, “ben özgürüm” dediğinde kendi varlığını belirli gösterenlerin içinden anlatmaktadır. Fakat sorun şudur: hiçbir gösteren öznenin tamamını taşıyamaz. Bir insan “öğretmen” olabilir ama öğretmen sözcüğüne indirgenemez; “anne” olabilir ama annelik onun bütün arzularını, korkularını, geçmişini ve çelişkilerini tüketmez. Gösteren özneyi temsil eder ama öznenin kendisi değildir.

Lacan’ın özneyi “bölünmüş” düşünmesinin temel nedenlerinden biri budur. Konuşan kişi ile konuşmada temsil edilen kişi hiçbir zaman bütünüyle aynı değildir. “Ben” dediğim anda kendimi bir gösteren aracılığıyla temsil etmeye başlamışımdır. Fakat temsil ettiğim şey ile temsilin kendisi arasında bir açıklık kalır. Lacancı özne bu açıklığın ortadan kaldırılmasıyla değil, tam tersine onun varlığıyla ortaya çıkar.

Bu nedenle Lacan’daki bölünme basitçe “insanın içinde iki kişilik vardır” gibi anlaşılmamalıdır. Burada psikolojik ikiye bölünmeden söz etmiyoruz. Daha temel bir yapısal ayrımdan söz ediyoruz: söylediğim şey ile söyleme eylemim, kendimi nasıl tarif ettiğim ile konuşmamda ortaya çıkan şey, bilinçli niyetim ile dilimin ürettiği fazlalık birbirine bütünüyle denk düşmez.

Gündelik konuşma bunun örnekleriyle doludur. Bir kişi uzun uzun “hiç kızgın değilim” diyebilir. Burada yalnızca “kızgın değilim” önermesinin doğru olup olmadığıyla ilgilenmeyiz. Neden bunu bu kadar çok söylemek zorunda kaldığı, hangi kelimeleri tekrar ettiği, nerede duraksadığı, hangi konuyu sürekli geri getirdiği de konuşmanın parçasıdır. Freud’un dil sürçmelerine, unutmalara, şakalara ve tekrarlara verdiği önem Lacan’da daha radikal bir sonuca taşınır: bilinçdışı yalnızca dilde ifade edilen gizli bir içerik değildir; dilin işleyişinde kendisini gösterir.

Bu nedenle “öznenin dil içinde bölünmesi” bizi başka bir özne anlayışına götürür. Öznenin içinde bir yerde, bütün bu gösterenlerden arındırıldığında ulaşacağımız saf ve eksiksiz bir “gerçek ben” bulunduğunu varsaymak zorunda değiliz. Bu, özellikle günümüzde çok güçlü olan “kendini bul”, “özünü keşfet”, “gerçek benliğine dön” dilinden önemli bir ayrılıktır. Lacan açısından sorun, yanlış bir kabuğu kırıp içerideki sahici benliğe ulaşmak değildir. Çünkü kendimizi düşünmemizi sağlayan dil zaten baştan itibaren kuruluşumuzun içindedir.

Burada yanlış bir sonuç çıkarmamak gerekir. “Her şey dildir” demek değildir bu. Beden vardır, açlık vardır, emek vardır, hastalık vardır, para vardır, ölüm vardır. Fakat insan bunlarla hiçbir zaman bütünüyle dilsiz bir ilişki kurmaz. Beden ağrıdığında ağrıyı yaşarız; ama onu hastalık, ceza, yaşlanma, yorgunluk, sakatlık, geçicilik veya felaket olarak anlamlandırırken simgesel alana gireriz. Maddi gerçeklik ortadan kalkmaz; öznenin onunla kurduğu ilişki dil tarafından dolayımlanır.

Bu ayrım bizim için özellikle önemlidir. Çünkü Lacan’ı yalnızca bireyin iç dünyasını açıklayan bir psikanalist olarak okursak teorinin önemli bir bölümünü kaybederiz. İnsan kendisini hangi gösterenlerle tarif ediyor? Bu gösterenleri kim üretiyor? Hangi kurumlar onları dolaşıma sokuyor? Hangi ekonomik ilişkiler bazı kimlikleri mümkün, bazılarını imkânsız hale getiriyor? Hangi devlet aygıtları belirli özne konumlarını çağırıyor? Buradan Lacan’ın Althusser ve Marx’la temas edebileceği alan açılır.

Örneğin “başarılı insan” yalnızca kişinin zihnindeki psikolojik bir ideal değildir. Belirli bir tarihsel dönemde başarıyı gelir, görünürlük, mülk, eğitim, girişimcilik veya performans üzerinden tarif eden toplumsal bir gösterenler sistemi vardır. Kişi kendisini bu dil içinde kurabilir, bu gösterenler tarafından tanınmak isteyebilir ve yine de hiçbir zaman onlarla bütünüyle örtüşmeyebilir. “Başarılı oldum ama hâlâ bir şey eksik” cümlesi tam da burada önem kazanır. Sorun her zaman daha fazla başarıya ihtiyaç olması değildir; gösterenin özneyi tamamlayamayacak olmasıdır.

Bu yüzden Lacan’da eksik, sonradan meydana gelen ve uygun nesne bulununca kapatılabilecek bir arıza değildir. Öznenin dil içindeki kuruluşunun sonucudur. Bir gösteren bizi temsil eder, fakat temsil ederken geride bir şey bırakır. Başka bir gösterene gideriz; o da bizi tamamlamaz. Böylece öznenin kendisini anlatması sona ermeyen bir gösteren zinciri içinde gerçekleşir.

Buradan arzu meselesine geçebiliriz. Eğer bizi bütünüyle tamamlayan bir gösteren yoksa, bizi nihai olarak tamamlayacak bir nesne de kolayca bulunamaz. Arzu yalnızca “istediğim şeyi henüz elde etmedim” problemi değildir. İnsan çoğu zaman istediğini elde ettikten sonra başka bir şey istemeye devam eder. Arzunun hareketi nesnenin eksikliğinden çok, öznenin yapısal eksikliğiyle ilişkilidir.

Bu noktada reklamdan aşka, kariyerden sosyal medyaya kadar çok geniş bir alan açılır. Bir nesne yalnızca kullanışlı olduğu için istenmez; bizi belirli bir kişi olarak temsil edeceği için de istenebilir. Araba yalnızca ulaşım aracı, kitap yalnızca okunacak metin, kıyafet yalnızca bedenin örtüsü, fotoğraf yalnızca geçmişin kaydı değildir. Bunların her biri özneyi belirli bir gösteren zincirine yerleştirebilir.

Fakat tam burada dikkatli olmalıyız. Lacan bize “insanların kullandığı göstergeler sahtedir” demez. Bir insan gerçekten kitabı okuyabilir, gerçekten o arabayı sevebilir, gerçekten seyahatten haz alabilir. Sorun nesnenin sahte olması değildir. Sorun, nesnenin veya göstergenin özneyi tamamlayabileceği varsayımıdır.

Bu nedenle Lacan’ın öznesi karamsar bir insan tasviri de değildir. Bölünmüş olmak bir hastalık değildir; düzeltilmesi gereken psikolojik bozukluk hiç değildir. Tam tersine, konuşan varlığın koşuludur. Sorun bölünmenin kendisinden çok, bölünmenin kapanabileceğine dair kurduğumuz kesinliklerde ortaya çıkar.

Belki dersin en kısa formülü şudur:

Özne dili kullanmaz yalnızca; dil içinde özne olur. Fakat dil onu temsil ettiği anda, onu bütünüyle temsil edemediği için özne kendi temsiline hiçbir zaman tam olarak eşit değildir.

Bu yüzden Lacan bize “gerçek ben kim?” sorusundan önce başka bir soru sordurur:

“Ben dediğimde, beni hangi gösteren konuşuyor?”

Ve daha rahatsız edici ikinci soru hemen arkasından gelir:

“Kendim sandığım şeyin ne kadarı, benden önce kurulmuş bir dilin bana sunduğu konumdur?”

İlgili

Etiketler: arzuAyvalık Akademisiöznebölünmüş özneBüyük Ötekiders notlarıdileksikgösterenLacanpsikanalizsimgesel düzen

Menü

  • Künye
  • Sıkça Sorulduğu İddia Edilen Sorular
  • İletişim

Son Yazılar

Açık ofiste yorgun görünen bir çalışan, arka plandaki kurumsal baskı ortamından ayrılaşmış halde oturuyor.

Toksik İnsanlar Çağı

Aynada kendi yüzüne dikkatle bakan bir kadın, özdenetim ve kişisel sorumluluk baskısını simgeliyor.

Manifestation, kişisel gelişim ve toplumsal engellerin öznenin iradesine devredilmesi

Kent manzarasına bakan bir kişi, gökyüzündeki uçak izini izliyor.

Aşı Karşıtlığından Chemtrail’e, HAARP’tan Düz Dünya’ya Büyük Öteki Arzusu

Tac Mahal’in yan cephesinde ziyaretçiler ve Yamuna Nehri, Agra.

Karanlık Çağlar Kimin Karanlığı?

Kategoriler

  • 00 — Ön Okuma
  • 05 — Evren, Madde ve Yaşam
  • 10 — Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
  • Ders Notları
  • Dijital Özne
  • Kavramlar
  • Kültür ve Estetik
  • Seyir Dairesi
  • Toplum ve İktidar

Etiket

Althusser Ayvalık Akademisi bağlam Bağlam Borcu ders notları dil ekonomi politik eleştirel düşünme emek ideoloji kapitalizm Karl Marx Lacan Marx tarihsel materyalizm temel kavramlar toplumsal ilişkiler yapay zekâ yöntem özne
  • Akademi
  • Müfredat
  • Künye
  • Sıkça Sorulduğu İddia Edilen Sorular
  • Çerez Politikası (AB)
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim

2026 Ayvalık Akademisi

Welcome Back!

Login için hesap below

Forgotten şifre?

Şifrenizi geri alın

Lütfen Girin kullanıcı adı veya e-posta address için sıfırla şifre.

Log içinde
Onayı Yönet
En iyi deneyimleri sunmak için, cihaz bilgilerini saklamak ve/veya bunlara erişmek amacıyla çerezler gibi teknolojiler kullanıyoruz. Bu teknolojilere izin vermek, bu sitedeki tarama davranışı veya benzersiz kimlikler gibi verileri işlememize izin verecektir. Onay vermemek veya onayı geri çekmek, belirli özellikleri ve işlevleri olumsuz etkileyebilir.
Fonksiyonel Her zaman aktif
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından açıkça talep edilen belirli bir hizmetin kullanılmasını sağlamak veya bir elektronik iletişim ağı üzerinden bir iletişimin iletimini gerçekleştirmek amacıyla meşru bir amaç için kesinlikle gereklidir.
Tercihler
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından talep edilmeyen tercihlerin saklanmasının meşru amacı için gereklidir.
İstatistik
Sadece istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim. Sadece anonim istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim. Mahkeme celbi, İnternet Hizmet Sağlayıcınızın gönüllü uyumu veya üçüncü bir taraftan ek kayıtlar olmadan, yalnızca bu amaçla saklanan veya alınan bilgiler genellikle kimliğinizi belirlemek için kullanılamaz.
Pazarlama
Teknik depolama veya erişim, reklam göndermek için kullanıcı profilleri oluşturmak veya benzer pazarlama amaçları için kullanıcıyı bir web sitesinde veya birkaç web sitesinde izlemek için gereklidir.
  • Seçenekleri yönet
  • Hizmetleri yönetin
  • {vendor_count} satıcılarını yönetin
  • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Tercihleri görüntüle
  • {title}
  • {title}
  • {title}
No sonuç
Tümünü Gör sonuç
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi

2026 Ayvalık Akademisi

Ayvalık Akademisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin