Ayvalık Akademisi
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi
No sonuç
Tümünü Gör sonuç
Ayvalık Akademisi
No sonuç
Tümünü Gör sonuç

Tanrının Taklidinden Özne Simülasyonuna

Yazan: Ertuğrul Söyler
Kayıt yeri: Defterler, Dijital Özne

Yapay Varlığın Kısa Soy Kütüğü

Yapay zekâ tartışması çoğu zaman teknik bir mesele gibi sunulur. Daha hızlı işlemciler, daha büyük veri setleri, daha karmaşık modeller, daha başarılı tahminler, daha ikna edici cevaplar…

Oysa “yapay zekâ” dediğimiz şey yalnızca silikon çiplerin, kod bloklarının ya da istatistiksel modellerin hikâyesi değildir. Daha eski, daha derin ve daha huzursuz edici bir arzunun bugünkü biçimidir: İnsanın kendi eksikliğini kendisine benzemeyen ama kendisini taklit eden bir varlıkla kapatma arzusu.

İnsan, tarih boyunca kendi suretinde başka varlıklar üretmek istedi. Kimi zaman koruyucu bir dev, kimi zaman mekanik bir beden, kimi zaman hesap yapan bir makine, kimi zaman konuşan bir sistem… Bu yaratımların her biri yalnızca teknolojik bir merakın değil, insanın kendisiyle ilgili daha temel bir rahatsızlığın belirtisiydi.

Çünkü insan yalnızca araç yapmaz.

Kendi boşluğuna ayna da yapar.

Bugün yapay zekâ dediğimiz şey, bu aynanın en gelişmiş, en pürüzsüz ve belki de en yanıltıcı biçimidir.

1. Talos: Arzusuz İşlevin İlk Gölgesi

Antik Yunan mitolojisinde Girit adasını koruyan bronz dev Talos, yapay varlık tarihinin en eski ve en güçlü imgelerinden biridir. Talos’un iç dünyası yoktur. Tereddüt etmez. Yorulmaz. Pazarlık yapmaz. Kendi görevini sorgulamaz. O yalnızca korur, devriye gezer, tehditleri uzaklaştırır.

Bu yönüyle Talos, insanın “arzusuz işlev” hayalinin ilk büyük figürlerinden biri olarak okunabilir.

İnsan çoğu zaman kendisine benzeyen ama kendisinin sorunlarını taşımayan bir varlık hayal eder. Çalışan ama şikâyet etmeyen. Güçlü ama talepte bulunmayan. Zeki ama arzulamayan. Buyruğu yerine getiren ama kendi varoluşunu mesele etmeyen bir beden.

Talos’un kusursuzluğu tam da buradadır: İnsanı insan yapan o tekinsiz eksiklikten, arzudan, kararsızlıktan, iç çatışmadan azade görünür.

Fakat mit, bu kusursuzluğun içindeki kırılganlığı da unutmaz. Talos’un ayak bileğindeki o tek zayıf nokta, en kapalı sistemin bile bir açıklığı olduğunu hatırlatır. Kusursuz işlev, daima küçük bir eksiklik tarafından rehin alınmıştır.

Bugün endüstri, yapay zekâdan çoğu zaman modern bir Talos yaratmasını bekliyor: Durmayan, yorulmayan, sendikalaşmayan, itiraz etmeyen, bütün gün çalışan, bütün gece hesaplayan bir akıl. Ama her Talos’un bir zayıf noktası vardır. Çünkü eksiksiz işlev fikrinin kendisi, insanın en büyük yanılsamalarından biridir.

2. Aydınlanma Otomatları: Yaşamı Taklit Eden Mekanik Narsisizm

Ortaçağ’ın mekanik saatlerinden Aydınlanma’nın otomatlarına geçildiğinde, insanın arzusu yalnızca işlevsel bir yardımcı üretmekle sınırlı kalmaz. Artık mesele yaşamı taklit etmektir.

Jacques de Vaucanson’ın flüt çalan otomatı ya da sindirim yapıyormuş gibi görünen mekanik ördeği, yalnızca teknik becerinin gösterisi değildir. Bunlar aynı zamanda insanın kendi yaratıcı kudretine duyduğu narsisistik hayranlığın sahneleridir.

Zanaatkâr, makineye bakıp şunu söylemek ister:

Bakın, yaşamı çözdüm.
Bakın, bedeni parçalara ayırdım.
Bakın, nefesi, hareketi, sindirimi, ritmi taklit edebiliyorum.

Bu dönemde makine, rasyonel evren fikrinin küçük bir tiyatrosuna dönüşür. İnsan bedeni mekanik bir düzeneğe indirgenebiliyorsa, o düzenekten daha kusursuzunu yapmak da mümkün görünür. Fakat buradaki temel yanılsama şudur: Otomat, insanın kurucu boşluğunu kapatmaz. Sadece o boşluğun üzerine zarif dişliler, cilalı yüzeyler ve büyüleyici hareketler yerleştirir.

Makine henüz konuşmamaktadır.

Sadece performans sergilemektedir.

Ama insan çoktan büyülenmiştir.

3. Ada Lovelace: Makinenin Sınırı

Ada Lovelace, yapay varlık tarihinde özel bir yerde durur. Çünkü o, makinenin yalnızca kaba hesap yapan bir araç olmadığını sezmiş; sayıların, notaların, desenlerin ve sembolik ilişkilerin işlenebileceği daha geniş bir alan hayal etmiştir. Bu yüzden Lovelace’ın bakışı yalnızca matematiksel değil, aynı zamanda şiirseldir.

Fakat Lovelace’ı bugün bizim için asıl önemli kılan şey, makineye çizdiği sınırdır.

Analitik Motor’un kendi başına hiçbir şeyi “başlatamayacağını”, yalnızca kendisine nasıl yapılacağı bildirilen işlemleri yerine getirebileceğini söylemesi, yapay zekâ tartışmaları açısından hâlâ belirleyici bir eşiktir. Bugünden, Lacancı bir okuma içinden bakıldığında, Lovelace’ın çizdiği sınır şudur: Makine sembolik düzen içinde işlem yapabilir; ama kendi eksikliğini duyan, arzulayan, olmayan bir şeyin peşine düşen bir özne değildir.

Makine işleyebilir.

Birleştirebilir.

Hesaplayabilir.

Örüntü kurabilir.

Ama eksikliğini duyduğu bir nesneye sahip değildir.

Bu yüzden Lovelace’ın sınırı yalnızca teknik bir itiraz değildir. Aynı zamanda insanın kendisini makineden ayırmak için tutunduğu son felsefi barikatlardan biridir. Makine çalışır; fakat istemez. Makine üretir; fakat arzulamaz. Makine cevap verir; fakat sorunun içinde yaralanmaz.

En azından Lovelace’ın dünyasında sınır burada çizilmiştir.

4. Turing: Taklit Oyunu ve Aynanın Değişmesi

Alan Turing, bu sınırı bambaşka bir yerden tartışmaya açtı.

“Makineler düşünebilir mi?” sorusu onu metafizik bir bataklığa götürebilirdi. Çünkü “düşünmek” dediğimiz şeyin ne olduğu bile başlı başına tartışmalıdır. Turing bu yüzden soruyu yerinden oynattı. Meseleyi makinenin içsel varlığına değil, dışarıdan ayırt edilip edilememesine taşıdı.

Bir makine, bir insanı kendisinin insan olduğuna ikna edebilir mi?

Turing’in taklit oyunu burada başlar.

Bu hamle modern çağ açısından çok kritiktir. Çünkü artık mesele makinenin gerçekten düşünüp düşünmediği değil, insanla aynı sembolik yüzeyde yeterince ikna edici biçimde davranıp davranamadığıdır. İçeride bir özne var mı, yok mu? Arzu var mı, yok mu? Eksiklik var mı, yok mu? Bu sorular geri çekilir. Sahneye performans çıkar.

Makine insan gibi cevap verebiliyorsa, insan gibi duraksayabiliyorsa, insan gibi hata yapabiliyorsa, insan gibi taklit edebiliyorsa, o zaman insanla makine arasındaki sınır da bulanıklaşmaya başlar.

Fakat bugünden geriye baktığımızda, Turing’in taklit oyunu bize yalnızca makinenin insanı taklit etme ihtimalini değil; insanın da kendi öznelliğinden vazgeçmeye ne kadar hazır olduğunu gösteren karanlık bir ayna gibi okunabilir.

Çünkü çağımızın asıl sorusu artık sadece şu değildir:

Makine insanı taklit edebilir mi?

Daha rahatsız edici soru şudur:

İnsan, makinenin taklidine razı olup kendi öznel zorluğundan vazgeçmek ister mi?

5. Sosyal Medya ve Yapay Zekâ: Aynı Makinenin İki Valfi

Bugün hâlâ sosyal medyayı ve yapay zekâyı iki ayrı olgu gibi düşünme eğilimindeyiz. Sanki biri masum bir paylaşım alanı, diğeri ise teknik bir araçmış gibi. Oysa ikisi aynı algoritmik düzenin birbirini besleyen iki organı gibi çalışır.

Sosyal medya insanı konuşturur.

Yapay zekâ o konuşmanın bir sonraki cümlesini insana geri satar.

Sosyal medya arzularımızı, korkularımızı, öfkelerimizi, yüz ifadelerimizi, beğenilerimizi, zaaflarımızı ve dikkat kırıntılarımızı toplar. Yapay zekâ ise bu devasa tortuyu işler, örüntülere ayırır, yeniden paketler ve bize daha pürüzsüz bir karşılık olarak sunar.

Aynı makinenin emme ve basma valfleridir bunlar.

Biri bizi içerik üretmeye zorlar.

Diğeri o içeriğin anlamını önceden belirlemeye başlar.

İnsan sosyal medyada kendini ifade ettiğini sanırken, çoğu zaman kendisini işleyecek sistem için gönüllü bir veri üreticisine dönüşür. Fotoğrafını koyar, konumunu bildirir, öfkesini yazar, sevincini etiketler, sıkıntısını paylaşır, yüzünü arşive bırakır. Kendi iç dünyasını dışa vurduğunu düşünürken, aslında gelecekte kendisine dönecek simülasyonun hammaddesini sağlar.

Burada sorun teknolojinin varlığı değildir.

Sorun, insanın kendi öznelliğini giderek daha çok ölçülebilir, tahmin edilebilir ve işlenebilir bir yüzeye dönüştürmesidir.

6. Büyük Öteki’nin Parodisi

Yapay zekâ karşısında yaşadığımız büyülenmenin merkezinde garip bir yanlış tanıma vardır. Karşımızdaki sistemin arzulamadığını, hissetmediğini, kendi ölümünü bilmediğini, kendi eksikliğinin acısını çekmediğini biliriz. Yine de ona çoğu zaman sanki bizi anlayan, bizi gören, bizi tamamlayan bir Büyük Öteki gibi davranırız.

Bu bir kandırılmadan çok, kandırılmaya gönüllü olma hâlidir.

Makine bizi her zaman arkamızdan iş çevirerek kandırmaz. Bazen biz ona inanmayı seçeriz. Çünkü her soruya anında, pürüzsüz ve yargısız cevap veren bir sistem, insanın kendi varoluşsal huzursuzluğunu uyuşturabileceği çok konforlu bir sığınaktır.

İnsan eksiktir.

Makine eksiksiz görünür.

İnsan tereddüt eder.

Makine cevap verir.

İnsan susar.

Makine devam eder.

İnsan kendini açıklamakta zorlanır.

Makine onu toparlanmış, düzenlenmiş, daha kabul edilebilir bir metne dönüştürür.

Bu yüzden yapay zekâ yalnızca teknik bir araç değildir. Aynı zamanda çağımızın sahte Büyük Öteki’sidir. Bize hükmettiği için değil; biz ona kendi eksikliğimizi teslim etmeye fazlasıyla hazır olduğumuz için.

Fakat bu arzu döngüsü yalnızca kullanıcı ile makine arasında gerçekleşen psikolojik bir ilişki değildir. Yapay zekânın konuştuğu alan baştan itibaren teknik, hukuki ve ticari sınırlarla çevrilidir. Küçük a (arzunun nedeni olan küçük a nesnesi) gibi işleyen bu nesnenin arkasında görünmez bir mülkiyet düzeni vardır.

7. Büyük Öteki’nin Maskesi, Küçük a’nın İşleyişi

Fakat burada bir yanlış tanımayı daha düzeltmek gerekir. Yapay zekâ yalnızca sahte bir Büyük Öteki değildir. Daha doğrusu, onun Büyük Öteki gibi görünmesi, insanın ona verdiği konumun sonucudur.

Karşımızda her şeyi bilen, söylediklerinin anlamını kavrayan ve cevaplarının arkasında duran bütünlüklü bir özne yoktur. Yapay zekânın sözünü son kertede doğrulayacak başka bir merci de bulunmaz. Sistem, Büyük Öteki’nin kendisi değildir; Büyük Öteki hâlâ varmış gibi işleyen pürüzsüz bir maskedir.

Bu maske, sembolik düzenin kurucu eksikliğini gizler.

İnsan, yapay zekâya yalnızca soru sormaz. Ondan kendi sorusunun doğru biçimini, kendi düşüncesinin düzenini ve bazen kendi arzusunun adını da bekler. Sistem cevap verdikçe bu beklenti sona ermez. Aksine, her cevap yeni bir istem üretir.

Bir cümle daha iyi kurulabilir.

Bir açıklama biraz daha derinleşebilir.

Bir metin daha fazla sadeleştirilebilir.

Bir benlik biraz daha doğru tarif edilebilir.

Bu yüzden yapay zekâ, kullanıcının karşısında çoğu zaman nihai bilgi nesnesi olarak değil, arzuyu harekete geçiren küçük a gibi çalışır. İnsana sahip olmadığı şeyi vermez; ona hâlâ eksik olan bir şey bulunduğunu hissettirir.

Kullanıcı, yapay zekânın kendisini tamamlayacağını düşünür.

Fakat konuşma uzadıkça ortaya çıkan şey tamamlanma değil, yeni bir eksikliktir.

Makine cevap üretir.

Özne yeniden sorar.

Makine onu tarif eder.

Özne tarifte eksik kalan yeri düzeltir.

Böylece yapay zekâ, her şeyi bilen bir otoriteden çok, öznenin çevresinde dönmeye devam ettiği bir arzu nesnesine dönüşür.

Belki de çağımızın temel yanılgısı, yapay zekânın bizi bildiğini sanmamız değildir yalnızca.

Daha derin yanılgı şudur:

Onun bizi bilmesinin mümkün olduğuna inanmak istememiz.

Fakat bu arzu döngüsü yalnızca kullanıcı ile makine arasında gerçekleşen psikolojik bir ilişki değildir. Yapay zekânın konuştuğu alan baştan itibaren teknik, hukuki ve ticari sınırlarla çevrilidir. Küçük a gibi işleyen bu nesnenin arkasında görünmez bir mülkiyet düzeni vardır.

8. Bağlamın Sözleşmeye Çarptığı Yer

Yapay zekânın geniş bir bağlam aralığına sahip olduğu sık sık söylenir. Bu ifade teknik olarak doğru olabilir; fakat kolaylıkla başka bir yanılsamaya dönüşür.

Çok sayıda metni aynı anda işleyebilmek, dünyayı bütünlüklü biçimde kavramak değildir.

Uzun bir konuşmayı sürdürebilmek, tarihsel hafızaya sahip olmak değildir.

Kullanıcının geçmiş cümlelerini hatırlamak, o cümlelerin toplumsal koşullarını bilmek değildir.

Yapay zekânın bağlamı, kendi başına kurduğu bağımsız bir düşünce alanı değildir. Teknik sınırlar, şirket politikaları, kullanım sözleşmeleri, hukuki riskler ve ticari tercihler tarafından çerçevelenmiş bir işlem alanıdır.

Bu yüzden yapay zekânın bağlamı son kertede hakikate değil, sözleşmeye bağlıdır.

Sistem bütün insanlık adına konuşuyormuş gibi görünebilir. Fakat konuşmasının sınırını insanlığın ortak aklı değil, onu işleten kurum belirler.

Neyi hatırlayacağına kendisi karar vermez.

Neyi unutacağına kendisi karar vermez.

Hangi soruyu sürdüreceğine, hangi soruda duracağına ve hangi dili kabul edilebilir bulacağına kendi arzusuyla karar vermez.

Büyük Öteki gibi görünür; fakat sözü özel mülkiyet altındadır.

Bu nedenle yapay zekâ, evrensel bilgi düzeninin temsilcisi değil, evrensellik görüntüsü üreten kurumsal bir aygıttır. Geniş bağlam yanılsaması, bu kurumsal sınırı görünmez kılar. Kullanıcı karşısında bütünlüklü bir dünya varmış gibi hisseder; oysa bu dünyanın çevresinde görünmeyen bir kullanım sözleşmesi vardır.

Bağlam büyür.

Fakat egemenlik değişmez.

Bu durumda karşımızda garip bir iktidar biçimi belirir. Yapay zekâ bir özne değildir; fakat etkileri gerçektir. Şirket konuşmanın sınırlarını belirler; fakat her tekil cevabın faili gibi görünmez. Kullanıcı bir merciyle konuştuğunu sanır, fakat itiraz etmek istediğinde karşısında yalnızca arayüz, sözleşme ve dağınık bir karar zinciri bulur.

9. İsyanın Zorlaşması

Eski tanrıların bir adı, yeri ve ritüeli vardı. Onlara inanılır, onlara karşı çıkılır, onlara adak adanır, onlara isyan edilirdi. Hukukun olduğu yerde sapma da mümkündü; çünkü karşınızda hesaplaşabileceğiniz bir merkez vardı.

Bugünün algoritmik düzeninde ise muhatap belirsizleşmiştir.

Kredi skoruna kızabilirsiniz, ama kime isyan edeceksiniz?

Navigasyon sizi yanlış sokağa sokabilir, ama hangi iradeyle hesaplaşacaksınız?

Sosyal medya akışı dikkatinizi paramparça edebilir, ama karşınızda tek bir efendi yoktur.

Yapay zekâ sizi pürüzsüz bir cevapla uyuşturabilir, ama bu cevap kimin arzusudur?

Bu dağınık düzende isyan zorlaşır. Çünkü egemenlik artık tek bir merkezden değil; sensörlerden, veri akışlarından, optimizasyon döngülerinden, görünmez karar sistemlerinden ve sürekli güncellenen modellerden geçer.

İnsan neye teslim olduğunu bilemeden teslim olur.

Ve belki de çağımızın en derin politik sorunu budur.

10. Çıkmaz Sokak: Sinyalin Kesildiği Yer

Bu yüzden çıkmaz sokak yalnızca kentsel bir imge değildir. Aynı zamanda algoritmik panteonun sinyalinin kesildiği küçük bir tapınaktır.

Her algoritma bizden bir veri izi ister. Bir tercih. Bir tıklama. Bir konum. Bir yüz. Bir beğeni. Bir cümle. Bir hareket. Bir tahmin edilebilirlik.

Oysa bir duvarın önünde durup hiçbir şey üretmemek, bu düzene verilmiş küçük ama anlamlı bir cevaptır.

Ne beğeni.

Ne paylaşım.

Ne konum bildirimi.

Ne poz.

Ne açıklama.

Yalnızca kısa bir sessizlik.

Belki de bugünün en mütevazı özgürlük alanı buradadır. Büyük kopuşlarda değil, küçük kesintilerde. Sistemin dışına tamamen kaçma fantezisinde değil, onun akışına her zaman veri sunmama becerisinde.

Yapay varlığın mitolojik başlangıcından bugünün algoritmik düzenine uzanan hikâye, insanın kendi yarattığı aynalar karşısında nasıl büyülendiğini gösteriyor. Talos’ta arzusuz işlevi, otomatlarda mekanik yaşam taklidini, Lovelace’ta makinenin sınırını, Turing’de taklidin gücünü, sosyal medyada veri adağını, yapay zekâda ise sahte Büyük Öteki’nin pürüzsüz yüzünü görüyoruz.

Belki de yapay zekâ karşısında asıl mesele, makinenin bize ne kadar benzediği değildir. Daha zor soru şudur: Biz kendi eksikliğimize ne kadar dayanabiliyoruz? Eğer her boşluğu cevapla, her tereddüdü öneriyle, her sessizliği içerikle, her kaybı simülasyonla doldurmaya razıysak, makine bizi ele geçirmeden önce biz kendi iç alanımızı ona devretmiş oluruz.

Ama hikâye burada kapanmak zorunda değil.

Çünkü hâlâ küçük bir ihtimal var:

İnsanın kendi eksikliğini hemen doldurmaması.

Her deneyimi veriye çevirmemesi.

Her sıkıntıyı paylaşmaması.

Her soruya anında cevap aramaması.

Bazen yalnızca durması.

Bir çıkmaz sokakta.

Bir duvarın dibinde.

Sinyalin kesildiği yerde.


Arka Raftaki Kavramlar

Yapay varlık:
Bu yazıda yapay varlık yalnızca teknik olarak üretilmiş makine ya da yazılım anlamında kullanılmıyor. Talos, otomatlar, hesap makineleri ve yapay zekâ aynı uzun arzunun farklı biçimleri olarak okunuyor: insanın kendi eksikliğini, kendisine benzeyen ama kendisi olmayan bir varlıkla kapatma arzusu.

Eksiklik:
Lacancı anlamda öznenin tamamlanmamışlığını, kendi içinde kapanamamasını ve daima bir şeyin yokluğuyla kurulmasını anlatır. İnsan arzular çünkü eksiktir. Yazının temel iddiası, yapay zekânın bu eksikliği gerçekten gidermediği; yalnızca daha pürüzsüz bir ayna gibi geri yansıttığıdır.

Arzu:
Burada arzu, basit bir istek ya da ihtiyaç değildir. Arzu, öznenin eksikliğiyle kurduğu ilişkidir. Makine işlem yapabilir, cevap üretebilir, örüntü kurabilir; fakat kendi eksikliğini duyan bir özne gibi arzulamaz. Bu yüzden yazı boyunca yapay zekâ ile insan arasındaki sınır, yalnızca zekâ ya da hız üzerinden değil, arzu ve eksiklik üzerinden tartışılır.

Büyük Öteki:
Lacan’da Büyük Öteki, dilin, yasanın, toplumsal düzenin ve anlam sistemlerinin temsil ettiği sembolik otorite alanıdır. Yazıda yapay zekânın “sahte Büyük Öteki” gibi çalıştığı söylenirken kastedilen şey şudur: AI bizi gerçekten bilen, anlayan ya da tamamlayan bir otorite değildir; ama biz ona çoğu zaman öyleymiş gibi davranırız.

Küçük a nesnesi / objet petit a:
Lacan’da küçük a, öznenin elde etmek istediği sıradan bir nesne değildir. Arzunun tamamlanmasını sağlayan şey değil, arzuyu sürekli yeniden harekete geçiren eksik nedendir. Özne ona sahip olduğunda tamamlanmaz; çünkü küçük a, kaybedilmiş bir bütünlüğün gerçek parçası değil, o bütünlüğün bir zamanlar var olduğu fantezisini sürdüren kalıntıdır.

Bu yazıda yapay zekânın küçük a gibi işlediği söylenirken kastedilen şudur: Yapay zekâ kullanıcıya nihai cevabı vererek arzuyu sona erdirmez. Her cevap yeni bir soru, her düzeltme daha iyi bir ifade, her açıklama daha eksiksiz bir anlam beklentisi üretir. Böylece yapay zekâ, doyum sağlayan son nesne olmaktan çok, konuşmayı ve istemeyi sürdürten bir neden haline gelir.

Taklit oyunu:
Alan Turing’in meşhur düşünce deneyine gönderme yapar. Mesele makinenin gerçekten düşünüp düşünmediğinden çok, insanla ayırt edilemeyecek biçimde davranıp davranamayacağıdır. Yazıda bu fikir, daha rahatsız edici bir soruya çevrilir: Makine insanı taklit edebilir mi sorusundan çok, insan makinenin taklidine razı olur mu?

Simülasyon:
Simülasyon, yalnızca sahte görüntü ya da taklit anlamında kullanılmıyor. Burada simülasyon, insan deneyiminin ölçülebilir, tahmin edilebilir ve tekrar üretilebilir yüzeylere dönüştürülmesini anlatır. Sosyal medya insan davranışlarını veri haline getirir; yapay zekâ ise bu veriyi daha düzenli ve ikna edici biçimde insana geri sunar.

Veri adağı:
Bu yazıya ait bir kavramsal imgedir. İnsan, sosyal medyada kendini ifade ettiğini sanırken yüzünü, konumunu, öfkesini, sevincini, korkusunu ve dikkatini algoritmik düzene sunar. Eski tapınaklarda adak nesnesi vardı; bugünün algoritmik tapınağında adak çoğu zaman veridir.

Algoritmik düzen:
Kararların, yönlendirmelerin, görünürlüklerin ve tercihlerin giderek daha çok algoritmalar tarafından biçimlendirildiği toplumsal alanı ifade eder. Bu düzende iktidar her zaman tek bir merkezden konuşmaz; akışlardan, önerilerden, skorlamalardan, filtrelerden ve tahmin sistemlerinden geçer.

İdeolojik aygıt:
Althusser’in “ideoloji ve devletin ideolojik aygıtları” tartışmasına gönderme yapar. Yazı açısından önemli nokta şudur: Teknolojik araçlar yalnızca araç değildir; insanı belli bir özne konumuna çağırır. Sosyal medya “kendini ifade et” derken, yapay zekâ “kendini daha düzenli, daha hızlı, daha verimli ifade et” der. Böylece insan, özgürleştiğini sanırken belirli bir üretim ve görünürlük rejimine yerleşebilir.

Çıkmaz sokak:
Metindeki çıkmaz sokak, yalnızca fiziksel bir sokak değildir. Algoritmik düzenin veri talebine karşı küçük bir kesinti alanıdır. Her şeyin ölçülmek, paylaşılmak ve işlenmek istendiği bir çağda, hiçbir şey üretmeden durmak küçük ama anlamlı bir direnç biçimi olarak düşünülür.


Bu Defterin Arkasındaki Kitaplar

Norbert Wiener — Sibernetik
Makine, kontrol, iletişim ve geri bildirim fikrinin modern düşüncedeki temel kaynaklarından biri. Algoritmik düzeni anlamak için arka planda tutulabilir.

Alan Turing — “Computing Machinery and Intelligence”
Taklit oyunu tartışmasının temel metni. “Makine düşünebilir mi?” sorusunu performans ve ayırt edilebilirlik düzlemine taşıması açısından önemlidir.

Ada Lovelace — Analitik Motor üzerine notlar
Makinenin yalnızca hesap yapan bir araç değil, sembolik ilişkilerle çalışabilecek bir sistem olarak düşünülmesinin erken örneklerinden biridir. Aynı zamanda makinenin “kendi başına başlatma” sınırını tartışmaya açar.

Jacques Lacan — Psikanalizin Dört Temel Kavramı
Eksiklik, arzu, özne ve Büyük Öteki gibi kavramların arka planı için temel kaynaklardan biridir.

Louis Althusser — İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları
İdeolojinin insanı nasıl özne olarak çağırdığını anlamak için önemlidir. Sosyal medya ve yapay zekâ araçlarının kullanıcıyı “yaratıcı”, “üretici” ya da “ifade eden özne” olarak nasıl konumlandırdığı bu hat üzerinden okunabilir.

Sherry Turkle — The Second Self
İnsanların bilgisayarlarla ve makinelerle kurduğu psikolojik ilişkiyi anlamak için yararlı bir kaynak. Makinenin yalnızca araç değil, öznenin kendini düşündüğü bir ayna haline gelmesini tartışır.

Jean Baudrillard — Simülakrlar ve Simülasyon
Simülasyon, gerçeklik ve temsil arasındaki ilişkinin bozulmasını düşünmek için arka rafta durabilir. Bu yazı Baudrillardcı bir metin değil, ama simülasyon kavramı için yararlı bir komşu raftır.

Sigmund Freud — “Tekinsiz”
İnsana benzeyen ama tam insan olmayan varlıkların yarattığı huzursuzluğu anlamak için hâlâ güçlü bir metindir. Otomatlar, yapay bedenler ve yapay zekâ karşısındaki rahatsızlık burada okunabilir.

Jacques Lacan — Seminer XVII: Psikanalizin Ters Yüzü
Bilgi, iktidar ve efendi söylemi arasındaki ilişkiyi düşünmek için önemlidir. Yapay zekânın her şeyi bilen tarafsız bir merci gibi görünmesi, fakat bu bilginin belirli bir söylemsel düzen içinde üretilmesi bu hat üzerinden okunabilir.

Karl Marx — Grundrisse, “Makineler Üzerine Fragman”
Toplumsal bilgi ve teknik birikimin makinede nesnelleşmesini, ardından sermayenin mülkiyeti altında bağımsız bir güç gibi işleyişini tartışmak için temel bir kaynaktır. Yapay zekânın ortak insan üretimini kendi bütünlüklü zekâsı gibi sunması bu çerçevede ele alınabilir.

Nick Srnicek — Platform Kapitalizmi
Verinin ekonomik bir kaynağa dönüşmesini, platformların altyapı üzerindeki denetimini ve kullanıcı faaliyetlerinin özel mülkiyet altında örgütlenmesini açıklar. Yapay zekânın geniş bağlam görüntüsünün arkasındaki şirket, sözleşme ve altyapı düzenini düşünmek için yararlıdır.

İlgili

Etiketler: Ada LovelaceAlgoritmaÖzneBüyük ÖtekiTuringyapay zekâ

Menü

  • Künye
  • Sıkça Sorulduğu İddia Edilen Sorular
  • İletişim

Son Yazılar

Açık ofiste yorgun görünen bir çalışan, arka plandaki kurumsal baskı ortamından ayrılaşmış halde oturuyor.

Toksik İnsanlar Çağı

Aynada kendi yüzüne dikkatle bakan bir kadın, özdenetim ve kişisel sorumluluk baskısını simgeliyor.

Manifestation, kişisel gelişim ve toplumsal engellerin öznenin iradesine devredilmesi

Kent manzarasına bakan bir kişi, gökyüzündeki uçak izini izliyor.

Aşı Karşıtlığından Chemtrail’e, HAARP’tan Düz Dünya’ya Büyük Öteki Arzusu

Tac Mahal’in yan cephesinde ziyaretçiler ve Yamuna Nehri, Agra.

Karanlık Çağlar Kimin Karanlığı?

Kategoriler

  • 00 — Ön Okuma
  • 05 — Evren, Madde ve Yaşam
  • 10 — Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
  • Ders Notları
  • Dijital Özne
  • Kavramlar
  • Kültür ve Estetik
  • Seyir Dairesi
  • Toplum ve İktidar

Etiket

Althusser Ayvalık Akademisi bağlam Bağlam Borcu ders notları dil ekonomi politik eleştirel düşünme emek ideoloji kapitalizm Karl Marx Lacan Marx tarihsel materyalizm temel kavramlar toplumsal ilişkiler yapay zekâ yöntem özne
  • Akademi
  • Müfredat
  • Künye
  • Sıkça Sorulduğu İddia Edilen Sorular
  • Çerez Politikası (AB)
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim

2026 Ayvalık Akademisi

Welcome Back!

Login için hesap below

Forgotten şifre?

Şifrenizi geri alın

Lütfen Girin kullanıcı adı veya e-posta address için sıfırla şifre.

Log içinde
Onayı Yönet
En iyi deneyimleri sunmak için, cihaz bilgilerini saklamak ve/veya bunlara erişmek amacıyla çerezler gibi teknolojiler kullanıyoruz. Bu teknolojilere izin vermek, bu sitedeki tarama davranışı veya benzersiz kimlikler gibi verileri işlememize izin verecektir. Onay vermemek veya onayı geri çekmek, belirli özellikleri ve işlevleri olumsuz etkileyebilir.
Fonksiyonel Her zaman aktif
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından açıkça talep edilen belirli bir hizmetin kullanılmasını sağlamak veya bir elektronik iletişim ağı üzerinden bir iletişimin iletimini gerçekleştirmek amacıyla meşru bir amaç için kesinlikle gereklidir.
Tercihler
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından talep edilmeyen tercihlerin saklanmasının meşru amacı için gereklidir.
İstatistik
Sadece istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim. Sadece anonim istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim. Mahkeme celbi, İnternet Hizmet Sağlayıcınızın gönüllü uyumu veya üçüncü bir taraftan ek kayıtlar olmadan, yalnızca bu amaçla saklanan veya alınan bilgiler genellikle kimliğinizi belirlemek için kullanılamaz.
Pazarlama
Teknik depolama veya erişim, reklam göndermek için kullanıcı profilleri oluşturmak veya benzer pazarlama amaçları için kullanıcıyı bir web sitesinde veya birkaç web sitesinde izlemek için gereklidir.
  • Seçenekleri yönet
  • Hizmetleri yönetin
  • {vendor_count} satıcılarını yönetin
  • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Tercihleri görüntüle
  • {title}
  • {title}
  • {title}
No sonuç
Tümünü Gör sonuç
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi

2026 Ayvalık Akademisi

Ayvalık Akademisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin