Bu metin, Ayvalık Akademisi Yokluk Çalışmaları Kulübü’nün “Hatırlanamayan Mekânlar ve Yaşanamamış Olan” başlıklı atölyesinde ortaya çıkan kısa fragmanlardan biridir. Metnin yazarı belirtilmemiştir. Kulüp arşivinde yalnızca “Y.H.” rumuzuyla kayıtlıdır.
Bir kapı sesiyle uyanıyor.
Ama odada kapı yok.
Ses yine de içeride kalıyor; duvara çarpmıyor, yankılanmıyor, yalnızca bir yerden sızmış gibi odanın ortasında duruyor. Belki bir anıdan kopmuş bir ses. Belki hiç yaşanmamış bir şeyin, yıllar sonra kendine yer arayan yankısı.
Gözleri açık. Yine de içeriye bir boşluk doluyor. Duvarların arasından değil, duvarların içinden gelen bir yokluk bu. Sanki oda, kendisine ait olmayan bir eksikliği saklamaktan yorulmuş.
Oturduğu sandalyeye dokunuyor.
Soğuk.
Ama dokunan kendi eli değil gibi. El, el gibi değil. Deri var, kemik var, parmakların kıvrıldığı yerler var; yine de bedenle arasında ince bir mesafe açılıyor. Dokunan kim? Sandalyeye değen şey kendi eli mi, yoksa çok önce ondan ayrılmış bir hareket mi?
Masaya bakıyor.
Masada bir defter var. Kapağı solmuş. Kenarında kurumuş bir leke. Bir zamanlar çay olabilir. Ya da elini koyduğu yerde kalmış eski bir ter izi. Defteri açıyor.
Sayfalar boş.
Yalnızca ortasında bir harita çizimi var. Ne yön var, ne ölçek, ne de bir yer adı. Çizgiler birbirine bağlanmıyor. Bazıları yarıda kesilmiş. Bazıları başlamadan silinmiş. Bir köşede küçük bir işaret: Kapıya benziyor, ama kapı değil. Belki bir eşik. Belki yalnızca orada olması gereken bir şeyin boşluğu.
Sonra bir ses duyuyor.
Kendi sesi değil.
“Bu haritayı kim çizdi?”
Sesi tanımıyor. Ama soruyu hep bildiğini fark ediyor. Hayatı boyunca belki de tek bildiği şey bu soru. Bedenine değen ama hep yarım kalan ellerin, omzuna dokunup çekilen parmakların, saçına yaklaşırken vazgeçilen avuçların bıraktığı o belirsiz iz.
Bir insan bazen yaşadığı şeylerden değil, yaşanamadan geri çekilen şeylerden oluşur.
Ayağa kalkıyor.
Haritayı katlıyor. Ama cebe koymuyor. Sırtına yüklüyor sanki. Yük değil. Yön değil. Belki iz. Belki birinin ona vermeden bıraktığı adres.
Dışarı çıkıyor.
Ama dışarısı bir yer değil.
Hatırlanamayan bir sokak. Adı silinmiş bir tabela. Kapısı olmayan bir bina. Kırık bir apartman zili. Üzerinde isim olmayan posta kutuları. Rüzgârda kıpırdayan eski bir perde. Ve sanki şehir, kendi belleğini unutmuş gibi gri ve durgun.
Sokak lambalarının altında durulmuş yerler var.
Dizlerin yere değdiği anlar.
Konuşulmamış cümleler.
Birinin saçına dokunmadan önce çekilen eller.
Gülünmeyen bir espri.
Gözden kaçmış bir bakış.
Bir çocuk parkının kenarında, yere düşmüş sarı bir toka görüyor. Eğilip almıyor. Ona ait olmadığını biliyor. Ama ait olmadığı halde içini acıtıyor. Bazı nesneler, sahibini değil; olmamış bir hayatı hatırlatır.
Yalnızca kayıp değil bu.
Yaşanamamış olan.
Ve bu haritada en kalın çizgi şu cümleyle başlıyor:
“Burada biri olacaktı.”
Ama olmadı.
Bir duvarın dibine oturuyor. Gözleriyle baktığı yerde bir kapı olduğunu sanıyor. Ama orası bir kuytu sadece. Işığın değil, eksik kalanın gölgesi.
Parmaklarını dizlerinin üzerinde birleştiriyor. Çocukken bekler gibi. Birinin gelip adını söylemesini, elini omzuna koymasını, “buradayım” demesini bekler gibi. Ama gelen olmuyor. Sadece uzaktan bir pencere kapanıyor. Ses, kapı sesine benziyor. Yine de kapı değil.
Bir şey söyleyecek gibi oluyor.
Ama dil dolanıyor.
Kelimeler çıkmıyor. Ses çıkıyor belki, ama cümle olmuyor. Orada bir yerde takılı kalıyor: boğazın karanlık yerinde, ad verilmemiş bir odada, açılmayan bir kapının önünde.
Bir suskunlukta.
Bir neredeyse.
Sonra dudakları kıpırdıyor.
Bir cümle değil bu. Belki yalnızca bir mırıltı. Belki nefesin içinde unutulmuş bir kelime. Kendi sesine benzemiyor. Ama artık yabancı da değil.
Haritaya bakmıyor.
Çünkü harita kâğıtta değil artık.
Sırtında da değil.
Omuzlarının arasında, dokunulmamış bir yer gibi duruyor.
Yavaşça ayağa kalkıyor. Arkasını dönüyor. Yürümeye başlıyor.
Sokak uzamıyor. Kısalmıyor da.
Çünkü harita, gidilecek yeri değil, hiç varılmamış olanı gösteriyor.
Arşiv Notu: Metnin yanında bulunan harita çiziminde herhangi bir sokak, yön ya da ölçek tespit edilememiştir. Kâğıdın arka yüzünde yalnızca şu cümle vardır: “Burada biri olacaktı.”



