MW-0327 / Kazablanka’da Taksi Durağı Tarafından Yakalandığı Sanılan Kayıt
Leyla,
Dün gece gönderdiğim sesi geri alamadım.
Bunu sabah fark ettim. İnsan bir mektubu postaya verirse pişman olabilir; gidip memura sorar, belki torbanın ağzı daha bağlanmamıştır. Ama ses öyle değil. Ses, ağızdan çıktığı anda mülkiyetten düşüyor. Kimin kulağına çarpacağına artık sen karar veremiyorsun.
Bugün kantinde hiç kimse bir şey anlamadı. Selami abi çay bardaklarını dizerken radyonun gece kendi kendine açıldığını söyledi. Nöbetçi, bodrum katından yabancı bir konuşma duyduğunu sanmış. Harita dersinde ise hoca, bazı ülkelerin yalnızca yanlışlıkla bulunabileceğini anlattı.
Ben bütün gün sustum.
Akşam olunca aynı zarfı masanın üzerinde buldum. Pulun kenarı kıvrılmıştı. Sanki gönderilmemiş şeyler de yıpranıyordu.
Radyoyu bu kez daha kısık açtım. Kazablanka’dan bir müzik geçti. Ardından Rabat olduğunu sandığım bir istasyon. Sonra kısa bir sessizlik. Sessizlik bile uzak bir yerden geliyordu.
Sana tekrar seslenmek istemedim Leyla.
Çünkü insan birine ikinci kez aynı yerden seslenirse, artık onu değil, kendi yankısını aramaya başlar. Ben senin cevabını mı bekliyorum, yoksa dün gece söylediğim şeylerin gerçekten söylenmiş olmasını mı, emin değilim.
Belki sesim sana ulaşmadı. Belki bir taksi durağında, gece vardiyasındaki bir şoför, bozuk radyosundan birkaç saniye beni duydu. Belki anlamadığı bir dilde, anlamadığı bir kederi dinledi.
Çünkü sana ulaşsaydı, her şey açıklanmak zorunda kalacaktı. Ulaşmadığında ise ses, olduğu yerde kalıyor: yarım, bozuk, kimliksiz.
Belki de senden oluşmuyorum Leyla.
Belki sana ulaşamayan yerlerimden oluşuyorum.
Saat üçü yirmi yedi geçiyor.
Bu gece seni aramıyorum.
Sadece dün geceki sesimin nereye düştüğünü dinliyorum.



