Üretken yapay zekâ üzerine tartışmalar çoğunlukla insanın hangi işleri makineye devredeceği üzerinden kuruluyor. Metni kim yazacak, görseli kim üretecek, araştırmayı kim yapacak? Oysa daha sessiz bir değişim başka bir yerde gerçekleşiyor. İnsan yalnızca işi değil, işin içindeki sayısız küçük seçimi de devrediyor. Bir görsel üretirken yüzü, kıyafeti, mekânı, ışığı ve beden dilini; bir metin üretirken tonu, kelime sırasını, örneği, itiraz biçimini ve hangi ayrımın önemli sayılacağını sistem tamamlıyor. Kullanıcı merkezi talebi belirliyor, fakat o talebin çevresindeki sembolik dokunun önemli bir bölümü onun adına kuruluyor.
Buna mikro seçimlerin devri diyebiliriz. Mikro seçimler önemsiz değildir. Bir ifadenin toplumsal yerini çoğu zaman onlar belirler. İnsan yalnızca ne söylediğiyle değil, nasıl söylediğiyle; hangi kelimeyi seçtiği, nerede sustuğu, neyi kaba bulduğu, hangi rengi doğal gördüğü ve hangi yüzü hangi role yakıştırdığıyla da bir toplumsal dünyaya aittir.
Bunu doğrudan özgürlük kaybı olarak okumak ise yanıltıcı olur. İnsan zaten hiçbir zaman bütün seçimlerini tek başına yapmadı.
Kıyafet seçmeyi beceremediğimizde bir arkadaşımız bizim için seçebilir. O arkadaş yalnızca bizim neyi sevdiğimizi düşünmez. “Bizim çevrede bu giyilir”, “buraya bununla gidilmez”, “bu sana yakışmaz” gibi çoğunu kendisinin de açıkça formüle etmediği ölçütlerle hareket eder. Hesaplamaz; bilir. Daha doğrusu, mahallesi onun üzerinden bilir.
Ailede, işyerinde, politik çevrede, arkadaş grubunda veya mesleki toplulukta da benzer bir süreç işler. İnsanların estetik ve dilsel tercihleri yalnızca kişisel kararların toplamı değil, yaşadıkları ilişkilerin tortusudur. Başka bir çevreye giren kişi önce yeni kelimelere, jestlere, şakalara ve sınırlara dikkat eder. Bir süre sonra bunları düşünmeden kullanmaya başlar. Neden o renk gömleği seçtiğini, belirli bir cümlenin neden kaba geldiğini her defasında açıklamak zorunda değildir.
Çünkü fikirle birlikte çevre de değişmiş, çevreyle birlikte gündelik seçimler dönüşmüştür.
Tutarlılık burada tasarlanmaz; yaşanır.
Mahalleden Olasılıksal Mahalleye
Üretken yapay zekâyla değişen şey, seçimlerimizin ilk kez başkası tarafından yapılması değil, bu seçimleri devrettiğimiz yapının niteliğidir.
Arkadaş, aile, işyeri veya politik çevre karşılıklı ilişkilerden oluşur. İnsan çevresi tarafından biçimlenirken çevresini de değiştirir. Bir sözcüğe itiraz eder, bir alışkanlığı reddeder, başka bir estetik getirir, bir arkadaşını etkiler. Mahalle sabit değildir; üyelerinin yaşayarak yeniden ürettiği bir ilişkiler bütünüdür.
Yapay zekâ ise söylenmeyeni başka türlü tamamlar. Eğitim verileri, model mimarisi, kullanıcı davranışları, güvenlik tercihleri, optimizasyon ölçütleri ve mevcut bağlam içinden olasılıklar üretir. Görselde belirtilmeyen yüzü, metinde belirtilmeyen tonu, argümanda bırakılan bağlantıyı boş bırakmaz.
Burada “ortalama dil” ortaya çıkar.
Ortalama dil, toplumun istatistiksel ortalaması değildir. Sistemin eksik bırakılmış ifadeyi, kullanıcıyı yerleştirdiği söylemsel mahallede en olası görünen ilişkilerle tamamlama biçimidir.
Bir kavram yapay zekâ üzerine yazılarla çevriliyse o alana doğru genişletilebilir; emek tartışmaları içinde yer alsaydı başka bağlantılar öne çıkabilirdi. Görsel üretimde de aynı şey olur. Kullanıcının belirtmediği yüz, kıyafet, mekân veya sınıfsal işaret boş kalmaz. Sistem, o bağlamda neyin muhtemel olduğunu seçer.
Böylece gerçek toplumsal mahallenin yanına başka bir yapı yerleşir: olasılıksal mahalle.
Bu mahalle insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerden değil, modelin erişebildiği metinlerin, görüntülerin, örüntülerin ve bunlar üzerine kurulmuş değerlendirmelerin bileşiminden oluşur. Eskiden kişi neden bir şeyi seçtiğini bilmiyorsa “mahallesi biliyor” diyebilirdik. Şimdi giderek daha fazla durumda sistemin onu hangi mahalleye yerleştirdiği belirleyici olabilir.
Bu mutlaka kötü değildir. Olasılıksal mahalle insanı kendi çevresinin dışına da taşıyabilir. Hayatında karşılaşmayacağı estetikleri gösterebilir, yerel baskının susturduğu bir düşünceyi görünür kılabilir, dilsel veya teknik eksikliği aşmasına yardım edebilir. Çizemeyen biri görsel üretebilir; yabancı dilde kendisini ifade edemeyen biri tartışmaya katılabilir.
Bu nedenle mesele “AI insanın özgürlüğünü azaltıyor” değildir.
Daha tuhaf bir şey olur: İnsan daha fazla şeyi yapabilir hale gelirken, yaptığı şeyin içindeki daha fazla seçimi kendisi yapmamaya başlar.
Makro düzeyde irade genişler; mikro düzeyde seçim devredilir.
Medya da Böyle Değildi
Burada doğal bir itiraz çıkar: Gazete, radyo, televizyon ve sosyal medya da insanların sembollerini, gündemlerini ve konuşma biçimlerini şekillendirmiyor muydu?
Elbette şekillendiriyordu. Fakat medyayı toplumun dinamik ilişkilerinden ayırmak hata olur.
Medya hiçbir zaman tek, soyut ve homojen bir ses değildi. Her yayın organı belirli bir okurun, sınıfın, politik çevrenin, kültürel dünyanın veya sermaye yapısının içinde konuşuyordu. Bir gazetenin dili yalnızca editoryal tercihlerinin değil; okurunun, çalışanlarının, sahiplik ilişkilerinin ve içinde bulunduğu toplumun tarihsel çatışmalarının da ürünüydü.
Medya mahallenin sesini yansıtabilir veya onu değiştirmeye çalışabilirdi. Ama her iki durumda da mahalleyle ilişkisinin sonuçlarını taşımak zorundaydı.
Yerel veya ulusal bir yayın organının söyleyemeyeceği şeyler yalnızca sansür nedeniyle söylenemez değildir. Okurunun tepkisi, çalışanlarının itirazı, politik ilişkiler, hukuki riskler ve bazen yalnızca “bizden biri bunu böyle söylemez” duygusu da sınır üretir.
Genel amaçlı yapay zekâ başka bir konumda durur. Aynı sistem birbirinden çok uzak toplumsal dünyalarda konuşabilir ve belirli bir yerel aktörün açıkça dile getirmekte zorlanacağı bir düşünceyi rahatlıkla kurabilir. Çünkü ürettiği sözün yerel toplumsal bedelini aynı biçimde taşımaz.
Eski medya devresi kabaca şöyle işliyordu:
toplumsal mahalle → medya → yeniden toplumsal mahalle.
Gazete mahalleyi etkiliyor, mahalle de gazeteyi etkiliyordu. Söylemin belirli bir toplumsal adresi vardı.
Üretken yapay zekâda ise başka bir devre kurulabilir:
çok sayıda toplumsal mahalle → ortak model altyapısı → kişiselleştirilmiş tamamlamalar → yeniden farklı mahalleler.
Sonuçlar farklı olabilir; fakat onları üretirken kullanılan tamamlama mantığı giderek ortaklaşabilir.
Eski medyanın bu nedenle farklı ortalama dilleri vardı. Sol basın, muhafazakâr basın, yerel gazete, sendika yayını veya magazin yalnızca farklı şeyler söylemez, farklı biçimlerde konuşurdu. Üslup, içinde yaşadığı toplumsal çevrenin izini taşırdı.
Üretken yapay zekâda ideolojik içerik farklı kalırken söylemin mimarisi birbirine yaklaşabilir. Model Marksist bir argüman da kurabilir, liberal veya muhafazakâr bir argüman da; fakat üçünü de benzer açıklama, gerekçelendirme, karşı görüş ve sonuç düzenleri içinde kurabilir.
Homojenleşme herkesin aynı şeyi söylemesiyle değil, farklı şeylerin giderek benzer yollarla söylenebilir hale gelmesiyle başlayabilir.
Burada başka bir değişim daha ortaya çıkar: söylem, toplumsal sahibinden kısmen ayrılır.
Eskiden yeni bir düşüncenin mahalleye girmesi için onu taşıyan biri gerekirdi. Bir insan, dergi, örgüt, öğretmen, sanatçı veya arkadaş grubu o düşünceyi savunur; itirazla karşılaşır, bazen bedel öderdi. Düşünceyle birlikte onu taşıyan özne de görünürdü.
Yapay zekâ ise düşünceyi mahalleye taşıyabilir ama onu o mahallede üretmiş, savunmuş veya onun uğruna çatışmış bir özne bulunmayabilir.
“Ben böyle düşünüyorum” ile “sistem bunu böyle açıklıyor” aynı ilişki değildir.
Ortak Tamamlama Altyapısı
Burada mikro seçimlerden daha büyük toplumsal sonuca geçiyoruz.
Gazete, radyo ve televizyon ortak ifadeleri dağıtıyordu. Üretken yapay zekâ ise ifadenin henüz kurulmamış kısımlarına giriyor. Kullanıcının belirlemediği tonu, örneği, yüzü, çağrışımı ve anlatım biçimini tamamlıyor.
Ortaklaşan şey artık yalnızca tüketilen semboller değildir. Farklı insanların farklı şeyleri ifade ederken kullandıkları tamamlama alışkanlıkları da ortaklaşabilir.
Bu, insanların aynı düşünceye sahip olmasını gerektirmez. Sınıfsal, coğrafi, politik ve ekonomik ayrımlar sürebilir. Yakınlaşan şey bu farkların ifade edildiği sembolik biçimdir.
Toplumsal çeşitlilik ile sembolik çeşitlilik aynı hızda değişmek zorunda değildir.
İnsanların hayatları birbirinden uzaklaşırken, o hayatları anlatma biçimleri birbirine yaklaşabilir.
Bu ilk bakışta iletişimi kolaylaştırır. İnsanlar daha açık konuşur, daha az yanlış anlaşılır; saldırgan ton yumuşatılır, muğlaklık giderilir, tartışmalar düzenlenir. Fakat sürtünmenin azalması yalnızca sorunu ortadan kaldırmaz. Sürtünme içinde edinilen kapasiteyi de zayıflatabilir.
Bir arkadaşımızla tartışırken yalnızca fikrimizi aktarmayız. Onun itirazıyla ne düşündüğümüzü yeniden kurarız. Yanlış kelime kullanır, düzeltir, susar, onun cümlemizi nasıl tamamladığını görürüz. Uzun ilişkiler biraz da birbirinin yarım bıraktığı cümleyi öğrenmektir.
Eğer bu ara alan giderek yapay zekâ tarafından yönetilirse insanlar birbirlerini anlamayı öğrenmek yerine sistemlerinin birbirlerini anlamasını bekleyebilir.
Bir kişi kendi yapay zekâsına ne düşündüğünü anlatır. Diğeri kendi sistemine anlatır. Sistemler bağlamları karşılaştırır, yanlış anlaşılmaları temizler ve taraflara anlaşmazlığın özünü sunar.
Bu son derece işlevsel olabilir.
Fakat uzun süre böyle yaşayan insanların, başka bir insanın susmasını, tereddüdünü, öfkesini veya imasını yorumlama konusunda bugünkü kadar gelişmiş olması için daha az neden kalır.
Niyeti insan üretir, söylemi sistem kurar.
Fakat söylem sürekli sistem tarafından kuruluyorsa niyetin bundan etkilenmeden kalması beklenemez. Çünkü dil yalnızca düşüncenin dışarı taşındığı kanal değil, düşüncenin üretildiği yerlerden biridir.
Düşük Örgütlenme, Yüksek Senkronizasyon
Bu ortak tamamlama altyapısının siyasal sonuçları da olabilir.
Sembolik biçimleri birbirine yaklaşmış bir toplum daha okunabilir görünür. Sapmalar daha kolay fark edilir, sivrilen söylemler daha hızlı ayrıştırılır. İnsanların büyük bölümü benzer iletişim kalıpları kullanıyorsa farklılaşan noktaları görmek de kolaylaşır.
İktidarlar, platformlar veya başka büyük yönetim sistemleri açısından bu önemli bir avantajdır.
Fakat söylemsel homojenlik toplumsal bütünleşme değildir.
İnsanların aynı iletişim altyapısını kullanmaları, aynı dünyayı birlikte kurdukları anlamına gelmez. Ortak kurumlara, mücadele geçmişine, örgütlere veya karşılıklı yükümlülüklere sahip olmayabilirler.
Böyle bir toplum sakin zamanlarda oldukça homojen görünebilir, kriz anlarında ise çok hızlı senkronize olabilir.
Bir görüntü, bir ölüm, bir skandal, bir fiyat artışı veya haksızlık iddiası birbirinden farklı hoşnutsuzlukları kısa sürede aynı sembol çevresinde toplayabilir. Olay artık uzun süre farklı mahallelerden geçmek, ayrı gazetelerde başka başka yorumlanmak, örgütlerde tartışılmak zorunda değildir. Ortak sembolik altyapı tepkinin hızını artırabilir.
İnsanlar aynı anda öfkelenebilir.
Ama aynı anda öfkelenmek birlikte siyaset yapmak değildir.
Ortak talep, ortak duygudan daha fazlasını gerektirir: süreklilik, hafıza, örgüt, müzakere, ortak karar ve birbirine karşı sorumluluk.
Böylece güçlü kolektif duygu ile zayıf kolektif özne aynı anda ortaya çıkabilir.
Toplum kolayca mobilize olur ama ne istediğini birlikte tarif etmekte zorlanır. Bir sembol birkaç gün boyunca bütün kamusal alanı kaplayabilir, sonra aynı hızla ortadan çekilebilir.
Buradaki histeri, “toplumun aklını kaybetmesi” anlamında değil; farklı hoşnutsuzlukların kısa süre için tek bir gösteren çevresinde yoğunlaşması ve bu bağ çözüldüğünde kitlenin yeniden dağılması anlamında düşünülebilir.
Ortaya çıkan siyasal biçim şudur:
yüksek senkronizasyon, düşük örgütlenme.
Bu yapı iktidar açısından hem avantaj hem tehlike taşır. Normal zamanda standartlaşmış sembolik alan yönetimi kolaylaştırabilir. Kriz anında ise aynı altyapı duygunun çok hızlı yayılmasını sağlar. İnsanların birbirlerinden farklılaşma biçimleri azalırken aynı anda aynı şeye tepki verme kapasiteleri büyüyebilir.
Fakat o tepkinin kalıcı bir siyasal iradeye dönüşmesi için gerekli toplumsal ilişkiler aynı ölçüde gelişmeyebilir.
Ortak Dil, Ortak Dünya Değildir
Mesele sonunda yapay zekânın bizim yerimize kaç karar vereceğine dayanmıyor. İnsan zaten bütün kararlarını hiçbir zaman tek başına vermedi.
Asıl soru, düşünmeden yaptığımız küçük seçimlerin hangi ilişkiler içinde üretildiğidir.
Arkadaşın seçtiği gömlek yalnızca gömlek değildir. Arkadaşlık, ortak geçmiş, çevre, sınıfsal konum, yaş, şehir ve dönemin estetik dili o seçimin içindedir. İnsan bunların hiçbirini tek tek hesaplamaz.
Üretken yapay zekâ aynı seçimi çok daha hızlı ve belki daha iyi yapabilir.
Ama seçimin içindeki ilişki aynı değildir.
Toplumsal mahalleden olasılıksal mahalleye, oradan ortak tamamlama altyapısına geçildiğinde insanın eylem alanı genişleyebilir. Daha fazla şey yapabilir, daha fazla düşünceye ulaşabilir, kendisini daha kolay ifade edebilir.
Fakat aynı süreçte farklı toplumsal dünyaların kendilerine ait sembolik biçimleri zayıflayabilir. İnsanlar farklı hayatlar yaşamaya devam ederken, o hayatları anlatmanın, gerekçelendirmenin ve estetize etmenin yolları birbirine yaklaşabilir.
Sorun kültürel farkların bütünüyle ortadan kalkması değildir. Yemekler, müzikler, kıyafetler, politik tercihler ve yerel gelenekler varlığını sürdürebilir.
Daha esaslı değişim başka yerde gerçekleşebilir:
İnsanlar aynı şeyleri düşünmeye başlamaz; farklı şeyleri giderek aynı biçimlerde düşünmeye ve ifade etmeye başlarlar.
Ortak dünya yalnızca aynı kelimeleri kullanmaktan oluşmaz. O kelimeleri birlikte üretmek, birbirinin cümlesini öğrenmek, tartışmak, yanlış anlamak, düzeltmek, örgütlenmek ve aynı ilişkinin sorumluluğunu taşımak gerekir.
Ortak dil bunların sonucu olabilir.
Ama onların yerine geçemez.
Üretken yapay zekâ çağının büyük paradokslarından biri belki de budur: İnsanlar daha önce hiç olmadığı kadar çok şeyi söyleyebilecek, üretebilecek ve gerçekleştirebilecek; fakat bütün bunların çevresindeki küçük seçimlerin giderek daha azını birbirleriyle birlikte yapacaklar.
O zaman ortak dil büyürken ortak dünya küçülebilir.


