Bir süt fabrikasının verimliliği yalnızca sağım makinelerine, yemleme düzenine veya üretim planlamasına bağlı değildir. Modern hayvancılık, daha fazla süt elde etmek için hayvanların özelliklerini de kuşaklar boyunca değiştirdi. Üretimin ihtiyaçları, hangi özelliklerin korunacağına ve hangilerinin avantajlı sayılacağına ilişkin bir ölçüte dönüştü. Fabrika yalnızca elindeki hayvanlardan yararlanmadı; kendisine uygun hayvanların yetiştirilmesinin koşullarını da düzenledi.
Burada ilginç olan, üreticinin bir süre sonra hayvana bakarken artık yalnızca bir hayvan görmemesidir. Süt verimi, dayanıklılığı, beslenme gereksinimleri ve üretim döngüsüyle birlikte değerlendirdiği bir canlı görür. Verimlilik ölçütü, hayvanın hangi özelliklerinin değerli olduğunu belirlemeye başlamıştır.
İnsanlarla inekleri birbirine benzetmek gerekmiyor. Fakat kapitalizmin yalnızca kendisine uygun davranışlardan yararlanıp yararlanmadığını sormak gerekiyor. Belki de bu davranışların ortaya çıkacağı koşulların düzenlenmesi, sistemin en önemli üretim faaliyetlerinden biridir.
Sosyal medya platformları bize yalnızca içerik sunmuyor. Nasıl yaşayacağımıza, kimlerle ilişki kuracağımıza, hangi özelliklerimizin değerli olduğuna ilişkin bir konumlanma bilgisi de veriyor. Beğenilmek, görülmek, takip edilmek, tercih edilmek veya dışarıda kalmak, farklı hayatların ve ilişkilerin değerlendirilmesinde kullanılabilecek göstergelere dönüşüyor.
Üstelik bu görüntülerin birbirleriyle tutarlı olmaları gerekmiyor. Bir platformda bağımsızlık, diğerinde aidiyet; bir içerikte sadakat, diğerinde sürekli yeni karşılaşmalar öne çıkarılabiliyor. Piyasa açısından bu çelişkinin kendisi de yeni bir dolaşım alanı olabilir.
Asıl sorun, bu görüntülerin varlığından çok, gerçek ilişkilerin onların içinden değerlendirilmeye başlanmasıdır.
Bir insanın yakınlığı, yeterince arzu edilir bir konumdan gelmediği için değersizleşebilir. Başka birinin görünürlüğü ise güvensizliğin gerekçesine dönüşebilir. Kişiler değişir, ilişkiler değişir, ama bunların başarısını değerlendirdiğimiz ölçütler yerinde kalabilir. Beklediğimiz ilişkinin gerçekleşmediğini fark ederiz; neden gerçekleşmediğini ise yine o beklentiyi üreten dilin içinde ararız.
Fantazya başarısız olabilir, ama başarısızlığın açıklama yetkisini koruyabilir.
Burada ikinci bir işlev daha bulunuyor. Platform yalnızca hangi konumların değerli olduğunu göstermez; insanların birbirleriyle nasıl karşılaşacağını da düzenler. Kimlerin karşımıza çıkacağı, sözümüzün kimlere ulaşacağı ve aldığımız karşılığın nasıl görünür olacağı büyük ölçüde hazır bir altyapı içinde belirlenir.
Bir şey söyleriz, görülür veya görülmez. Beğenilir, paylaşılır, yanıtlanır. Zamanla bu göstergeler yalnızca sözümüzün aldığı tepkiler olmaktan çıkıp sözün değerini ölçmenin yolları hâline gelebilir.
Oysa gerçek bir toplumsal ilişkide sözün etkisi, aldığı tepkiyle sınırlı değildir.
Bir mahalle toplantısında söz aldığımızı düşünelim. Karşımızda belediye temsilcileri, yanımızda komşularımız oturuyor. Konuşmaya başladığımızda yalnızca kendi talebimizi dile getirmeyiz. Karşımızdakilerin ve yanımızdakilerin de söz söyleme yetkisini tanıyarak bir ilişkiye gireriz. Kiminle konuştuğumuz, kimin itiraz edebileceği, sözümüzün hangi bağlamda anlam kazanacağı, konuşmanın kendisi kadar önemlidir.
Yanımızdaki insan söylediklerimizi değiştirebilir. Başlangıçta yalnızca belediyeye yönelteceğimiz bir talep, başka insanların müdahalesiyle hiç düşünmediğimiz bir meseleye dönüşebilir. Toplantının sonunda alkışlanmayabiliriz. Söylediklerimizin sonucunu aylar sonra görebilir veya hiçbir zaman göremeyebiliriz.
Burada söz söylemek, yalnızca bir mesaj göndermek değildir. Aynı zamanda sözün içinde yer alacağı toplumsal ilişkiyi kurmaya katılmaktır.
Platformun hazır sunduğu konumlanma düzeniyle dışarıdaki ilişkilerin kuruluş biçimi arasındaki çatışma bu noktada belirginleşiyor.
İşyerindeki bir anlaşmazlık, iki insanın kişisel özelliklerine indirgenemez. Ücret, yönetim yetkisi, iş bölümü ve çalışma koşulları o ilişkinin parçalarıdır. Mahalledeki bir sorun da yalnızca belediyeden hizmet isteyen bireyin meselesi değildir; komşuların birbirleriyle ve kamusal yönetimle kurdukları ilişkilerin içindedir.
Fakat bu ilişkileri, yalnızca bize nasıl davranıldığı veya sözümüzün ne kadar karşılık bulduğu üzerinden değerlendirmeye başladığımızda, onları kuran bağlam açıklamanın dışına itilebilir.
İşyerinde mobbinge uğrayan bir çalışan, yaşadıklarını sosyal medyada anlatabilir. Orada destek bulabilir, haklı görülebilir, hatta kendisine ne yapması gerektiği doğru biçimde söylenebilir: İş arkadaşlarınla konuşmalı, sendikal olanakları araştırmalı, birlikte hareket etmelisin.
Çalışan buna bütünüyle katılabilir. Ama ertesi sabah işyerine döndüğünde ne yapacaktır?
İş arkadaşlarıyla böyle bir ilişki kurmayı hiç denememiş olabilir. Nasıl başlayacağını, kiminle konuşacağını, başkalarının itirazlarını nasıl karşılayacağını bilmeyebilir. Söylediği sözün hemen bir karşılık üretmediği, anlamının başkaları tarafından değiştirilebildiği bir ilişkiyi sürdürmekte zorlanabilir.
Bu, yalnızca bir bilgi eksikliği değildir. İnsanların birlikte eyleme becerileri, o becerilerin kullanılabildiği toplumsal ilişkiler içinde oluşur. Bu ilişkiler zayıfladığında, onların yeniden kurulması da güçleşir.
Üstelik burada henüz karşılaşmadığımız bir maliyet bulunuyor.
Bir mahalle toplantısı düzenlemek için büyük bir bütçe gerekmeyebilir. İnsanlar evlerinden sandalye getirip uygun bir sokakta oturabilirler. Ama birinin komşularına haber vermesi, birinin zaman ayırması, diğerlerinin gelmeyi kabul etmesi gerekir. Toplantının sonunda hiçbir şey değişmeyebilir. Harcanan zamanın ve emeğin karşılığı önceden bilinemez.
Sandalyenin fiyatı sıfıra yaklaşabilir; karşılaşmanın maliyeti yaklaşmaz.
Sosyal medyada geçirilen zamanın da bedeli vardır. Fakat orada konuşmak için gerekli altyapı önceden kurulmuştur. Yeni bir karşılaşmaya yönelmek için her defasında baştan bir topluluk oluşturmak gerekmez. Üstelik kişi küçük ve sık aralıklarla karşılık alabilir. Bir mesaj, bir beğeni, bir yorum veya yeni bir görüntü, faaliyetin devamına yeterli olabilir.
Mahallede kurulacak ilişkinin ise yalnızca sonucu değil, başlangıcı bile belirsizdir. İnsanları bir araya getirmek yetmez; onların birbirlerinin sözleriyle karşılaşabilecekleri bir ilişkiyi de sürdürmek gerekir.
Dışarıya yönelmenin giriş maliyeti, böylece para ve zamanın ötesine geçer. Kişi, hazır konumlanma bilgisinin dışında, kendisinin de kuruluşuna katıldığı bir ilişkiler düzenine girmek zorundadır. Başkalarının nerede durduğunu tanıyacak, onların söz söyleme yetkisini kabul edecek ve kendi sözünün sonuçları üzerindeki denetiminin sınırlı olduğunu göze alacaktır.
Bütün bunlar, uzun zamandır kullanılmayan veya hiç edinilmemiş beceriler gerektirebilir.
Burada piyasanın sunduğu seçeneklerle onların dışına çıkmanın koşulları arasında bir eşitsizlik belirir. Bir tarafta önceden örgütlenmiş, ekonomik kaynaklarla sürdürülen ve sürekli karşılık üretebilen bir ilişki altyapısı vardır. Diğer tarafta kurulması için emek harcanacak, sonucu belirsiz ve devamlılığı katılımcıların kaynaklarına bağlı bir toplumsal faaliyet.
Bu nedenle insanların neden başka türlü davranmadıklarını yalnızca iradeleriyle açıklamak yetersizdir. Başka türlü davranmanın neden daha fazla başlangıç maliyeti gerektirdiğini de sormak gerekir.
Kamusal yönetim bu maliyetin dışında değildir. Bir belediyenin mahalle toplantılarını düzenlememesi veya ortak kullanım alanlarına erişimi güçleştirmesi, yalnızca yurttaşların taleplerini iletecekleri kanalları daraltmaz. İnsanların birbirleriyle yeni ilişkiler kurabilecekleri alanların maliyetini de onların üzerine bırakır.
Üstelik örgütlenme deneyimi azaldıkça yeni örgütlenmelerin kuruluşu daha da güçleşebilir. Önceden örgütlenmiş bir topluluğun ikinci toplantısını yapması, birbirini tanımayan insanların ilk toplantısını düzenlemesinden kolaydır. İlk karşılaşmanın maliyeti karşılanamadığında, sonraki karşılaşmaları kolaylaştıracak beceriler de oluşmayabilir.
Süt fabrikasına geri dönelim.
Fabrikanın başarısını ne kadar süt ürettiğiyle ölçebiliriz. Ama bu ölçü, hayvanların yaşam koşullarını kendiliğinden açıklamaz. Aynı biçimde bir platformun ne kadar çok insanı konuşturduğu, ne kadar fazla karşılaşma sağladığı veya ne kadar uzun süre etkileşim ürettiği, insanların kendi hayatlarında farklı ilişkiler kurabilme imkânlarının genişlediğini göstermez.
Hatta bu iki süreç birbirinden uzaklaşabilir.
Platform içinde ilişki kurmak kolaylaşırken, onun dışında ilişki kurmanın maliyeti yükselebilir. İnsanlar sürekli konuşabilir; fakat sözlerinin içinde yer alacağı toplumsal düzeni kurmakta zorlanabilir. Kendi sorunlarını açıklamakta ustalaşırken, o sorunların gerçekleştiği ilişkileri değiştirecek ortak pratiklerden uzaklaşabilirler.
Burada kapitalizmin yalnızca karşılanmamış arzulardan kazanç sağladığını söylemek yeterli değildir. Arzuların gerçekleşebileceği alternatif ilişkilerin koşulları aşındığında, insanların yeniden hazır ilişki biçimlerine yönelmesi de ekonomik düzenin devamına katkıda bulunabilir.
Öyleyse mesele boş sandalyeye oturan insanların doğru şeyleri söylemesini sağlamak değildir. Orada iyi bir şey olacağının garantisi de yoktur. İnsanlar anlaşamayabilir, birbirlerini susturabilir veya hiçbir sonuç alamadan ayrılabilirler.
Asıl mesele, henüz neye dönüşeceği bilinmeyen bir ilişkinin kurulabilmesi için gereken koşullardır.
Çünkü sandalye yalnızca üzerine oturulan bir eşya değildir. Bir başkasının da oraya gelebileceğini kabul etmenin maddi koşullarından biridir. O başkası geldiğinde sözümüzün neye dönüşeceğini artık tek başımıza belirleyemeyiz.
Ve belki de bugün giderek pahalılaşan şey, tam olarak budur.


