Başlık özellikle böyle seçildi. Yazının içinden geliyor ama yazının tamamını ele vermiyor. Bir bakıma clickbait’in kullandığı bilgi boşluğundan yararlanıyor: “O halde” diyor ama neyin sonucunda bu karara varıldığını söylemiyor; “daha iyi” diyor ama daha iyinin ölçüsünü vermiyor. Okurun eksik parçayı tamamlamak için metne girmesi gerekiyor. Aradaki fark şu: başlık, metnin vermeyeceği bir şeyi vaat etmiyor. Metindeki küçük ve biraz komik bir sonucu öne çıkararak daha geniş bir sorunun kapısını açıyor. Görünürlük araçlarını kullanmakla onların mantığına teslim olmak aynı şey değil.
YouTube’da birkaç dakika dolaşmak bugün tuhaf bir görsel deneyim yaratıyor. Ekonomi anlatan da, tarih konuşan da, teknoloji yorumlayan da, siyaset tartışan da birbirine benzeyen bir görsel düzen içinde karşımıza çıkıyor: büyük bir kafa, kalkmış kaşlar, hafif açılmış ağız, şaşkınlıkla endişe arasında ayarlanmış bir ifade ve çoğu zaman yanına yerleştirilmiş birkaç iri sözcük. İçerikler farklı, yüzler farklı, hatta siyasal ve kültürel konumlar birbirinin zıddı olabilir; görüntünün grameri ise şaşırtıcı ölçüde aynı kalıyor.
Bu biçimi üretken yapay zekâ yaratmadı. Büyük yüzlü, yüksek kontrastlı, abartılı mimikli YouTube kapakları ondan önce de vardı. Yapay zekânın yaptığı şey daha farklı: zaten var olan bu görsel rejimin üretim maliyetini neredeyse sıfırladı, onu çok daha kolay çoğaltılabilir hale getirdi ve daha önce üretim sürecine katılan bazı insanları aradan çıkarma imkânı yarattı. Paradoks tam da burada başlıyor.
Bir zamanlar özgün bir görsel üretmek için fotoğraf çekmek, stok görsel satın almak, illüstratör bulmak ya da en azından grafik tasarım araçlarını kullanmayı bilmek gerekiyordu. Bugün birkaç cümleyle hiç var olmamış bir mekân, dönem fotoğrafı, belgesel karesi, alegorik sahne, gravür, poster, nesne kompozisyonu ya da gerçeküstü bir görüntü üretilebilir. Görsel olarak düşünülebilecek alan olağanüstü genişledi.
“Artık her şeyi resmedebilirim.”
“O halde kafamı daha iyi resmettireyim.”
Bu geçiş ilk bakışta yalnızca estetik bir zevksizlik gibi görünebilir. Fakat sorun insanların birden kötü zevk sahibi olması değil. Teknik olanakların genişlemesiyle estetik repertuvarın neden aynı oranda genişlemediğini açıklamak için üretimin nasıl örgütlendiğine bakmak gerekiyor.
“Algoritma böyle istiyor” demek bunun için yeterli değil. YouTube’un üreticiye “yüzünü büyüt, ağzını aç, şaşırmış görün” diye açık bir emri yok. Daha dolaylı bir süreç işliyor. Birileri belirli bir kapak biçimini kullanıyor ve yüksek izlenmeye ulaşıyor. Başkaları bunu görüyor. Biçim tekrarlanıyor. Bir süre sonra üreticiler arasında “bu çalışıyor” bilgisi oluşuyor. Ardından izleyici de aynı görsel dili öğreniyor. Büyük kafa başlangıçta dikkat çektiği için kullanılmış olabilir; yeterince tekrarlandıktan sonra artık “bir YouTube videosu böyle görünür” beklentisinin parçasına dönüşür.
Böylece algoritmanın kesin buyruğundan çok, algoritma hakkında kurulmuş ortak bir inanç işlemeye başlar. Kimse hangi unsurun neden işe yaradığını tam olarak bilmeyebilir; ama işe yaradığına inanılan biçimler sürekli yeniden üretilir. Bir noktadan sonra sebep ile sonuç da birbirine karışır. İnsanlar yüzlü kapağa tıklıyor diye mi yüz kullanıyoruz, yoksa yıllardır yüzlü kapaklarla karşılaştıkları için o biçimi video ile ilişkilendirmeyi mi öğrendiler? Platform estetiği yalnızca yukarıdan dayatılan bir kural değil, üretici ve izleyicinin birlikte yeniden ürettiği bir alışkanlık haline gelir.
Fakat yapay zekâyla gelen asıl değişiklik bundan daha derinde olabilir. Görsel üretmek ucuzlarken üretime katılan insan sayısı da azalabiliyor.
Bir gazetecinin, araştırmacının ya da yorumcunun YouTube için içerik ürettiğini düşünelim. Onun temel birikimi araştırma, haber, anlatı kurma, konuşma ya da yorumlama olabilir. Doğru yazı karakterini seçmesi, punto hiyerarşisini kurması, boşluğu kullanması, renk ilişkisini düşünmesi veya bir fotoğrafın hangi kırpmayla güçleneceğini bilmesi gerekmez. Eskiden belli bir düzeyin üzerinde görsel üretmek istediğinde başka birine ihtiyaç duyuyordu.
Grafiker sürece girdiğinde yalnızca Photoshop bilen biri gelmiş olmazdı. Başka bir mesleki birikim de masaya otururdu. İçerik üreticisi “Kafamı biraz daha büyütsek mi?” dediğinde grafiker “Niye?” diye sorabilirdi. Bu küçük soru, üretimin önündeki gereksiz bir engel değildi. İki farklı bilgi alanının karşılaşmasıydı.
Grafiker oran duygusunu, tipografik alışkanlıklarını, kompozisyon bilgisini, yıllar içinde oluşmuş görsel hafızasını ve gerektiğinde “bu olmaz” diyebilme yetisini getirirdi. Fotoğrafçı başka bir şey görürdü; editör başka bir yerde dururdu; kameraman farklı bir açı önerirdi. Üretime katılan insanlar yalnızca işi bölüşmez, kendi mesleki söylemlerini de üretime taşırlar.
Bir meslek üretim zincirinden çekildiğinde yalnızca onun harcadığı emek zamanı ortadan kalkmaz. Onun taşıdığı itiraz, deneyim ve farklı bakış da çekilebilir. Söylem alanının bir bölümü boşalır. O alanın boş kalacağını düşünmek ise hata olur. Grafik tasarım bilgisinin geri çekildiği yere içerik üreticisinin zaten çok iyi bildiği başka bir dil yerleşebilir: tıklanma, izlenme, kişisel marka, takipçi davranışı, rakip kanal, etkileşim oranı.
Görsel soru yavaşça değişir. “Bu görüntü ne söylüyor?” yerine “Bu görüntü nasıl daha çok tıklanır?” sorusu geçer.
Burada karar verme yetkisinin toplanması ile bilginin toplanmasını birbirinden ayırmak gerekiyor. Yapay zekâyla tek kişi yazabilir, görsel üretebilir, montaj yapabilir, seslendirme hazırlayabilir, yayınlayabilir. Daha önce birkaç kişiye dağılmış işlevler aynı ekranın çevresinde toplanabilir. Fakat bütün bu işlerin yapılabilir hale gelmesi, bunlara ait bütün bilgilerin de aynı kişide toplandığı anlamına gelmez.
Yetki merkezileşiyor; bilgi merkezileşmiyor.
Üstelik kaybolan yalnızca mesleki bilgi değildir. Başka insanlarla çalışmak, kişinin kendi kararlarını test ettiği bir alan da yaratır. Bir fikri bir başkasına anlatmak zorunda kalmak, o fikrin gerçekten kurulmuş olup olmadığını gösterir. Karşıdakinin itirazı, yanlış anlaması veya başka bir öneride bulunması kişinin kendi kararını yeniden görmesini sağlar. Üretim bu anlamda zaten kolektiftir; yalnızca işlerin bölüşülmesi nedeniyle değil, öznenin kendi düşüncesini başkalarının direnci içinde tanıması nedeniyle de.
Verimlilik dilinde bütün bunların adı sürtünmedir. Dosya gider, geri gelir, tartışılır. “Bu yazı karakteri olmaz.” “Burada çok fazla şey söylüyoruz.” “Fotoğraf zaten yeterince güçlü.” “Yüzü küçültelim.” “Bu cümleyi gerçekten böyle mi söylemek istiyorsun?” Üretim yavaşlar.
Fakat estetik açıdan aynı şeyin başka bir adı vardır: müzakere.
Yapay zekâ sürtünmeyi önemli ölçüde azaltıyor. Bu kimi zaman büyük bir kazanımdır. Bir insanın parasının olmaması, doğru kişiye ulaşamaması veya mesleki kapı bekçileri tarafından dışarıda tutulması nedeniyle fikrini gerçekleştirememesinde savunulacak bir şey yok. Üretim araçlarına daha geniş erişim gerçekten özgürleştirici olabilir. Sorun sürtünmenin azalması değil, sürtünmeyle birlikte neyin ortadan kalktığını fark etmemek.
İnsanla üretimde sürtünme büyük ölçüde ilişkinin içindeydi. Yapay zekâyla üretimde ise sürtünmeyi ayrıca istemek gerekiyor.
Elbette bir modele “fikrimi eleştir”, “bu tasarımda ne yanlış?”, “başka bir yaklaşım öner” denebilir. Hatta iyi bir model oldukça güçlü itirazlar da üretebilir. Fakat artık itiraz varsayılan değildir. Üretici önce itiraz edilmesini istemelidir. İsterse hiç istemeden doğrudan icraya geçebilir.
Bu ayrım önemlidir, çünkü yapay zekâ kötü bir kararı çok iyi uygulayabilir.
“Kafamı iyice büyüt” estetik açıdan zayıf bir karar olabilir. Fakat model bu kararı kusursuz ışıkla, düzgün bir kompozisyonla, temizlenmiş tenle ve dikkat çekici kontrastla gerçekleştirebilir. Böylece kararın kalitesi ile icranın kalitesi birbirinden ayrılır. İyi uygulanmış bir karar kolayca iyi karar sanılabilir.
Yüzün bugünkü kapak kültüründeki durumu bunun iyi bir örneği. Portrede yüz tarihsel olarak tek başına duran bir organ değildir. Duruş, kıyafet, mekân, ışık, eller, bakış yönü ve çevredeki nesneler kişinin dünyayla ilişkisini kurar. Portre yalnızca “bu kişinin yüzü budur” demez; o kişinin kim olduğuna dair bir bağlam üretir.
Kapak görselindeki yüz ise giderek ters yönde çalışıyor. Bağlamdan ayrılıyor ve bir işleve indirgeniyor. Şaşkın yüz artık gerçekten şaşırmış bir insanı göstermiyor; “burada şaşırılacak bir şey var” diyor. Öfkeli yüz kişinin ruhsal durumunu değil, videonun hangi duygusal kipte tüketilmesi gerektiğini bildiriyor. Açılmış ağız bazen yüzün bir parçası olmaktan çıkıp görüntünün ünlem işareti haline geliyor.
Yüz görüntü olmaktan çıkıp noktalama işaretine dönüşüyor.
Bir süre sonra yüzün işlemi daha da değişiyor. Ekonomi videosuyla içerik üreticisinin yüzü arasında doğrudan bir anlamsal bağ bulunmayabilir. Fakat izleyici o yüzü gördüğünde videonun kime ait olduğunu bilir. Yüz giderek kanalın logosu gibi çalışmaya başlar. “Şaşkın X”, “öfkeli X”, “endişeli X” aynı markanın farklı duygusal varyasyonlarıdır. Portre tamamen ortadan kalkmaz; fakat portredeki öznenin yerini giderek görünürlüğü optimize edilmiş bir işaret alır.
Üretken yapay zekâ bu süreci daha da ileri götürebilir. Artık kişinin gerçek yüzü bile yeterli değildir. Göz büyütülebilir, kaş kaldırılabilir, çene belirginleştirilebilir, ten temizlenebilir, şaşkınlık artırılabilir, ışık dramatikleştirilebilir. Kişi kendi görüntüsünü yalnızca göstermiyor; onu görünürlük düzeninin ideal görüntüsüne yaklaştırıyor.
Sorunun biçimi de değişiyor. “Ben nasıl görünmek istiyorum?” yerine “Hangi görüntüm daha çok görünür?” sorusu geçiyor.
Öznenin kendisini başka bir bakışın beklentisine göre kurması elbette yeni değil. Yeni olan, bunun giderek teknik ve ölçülebilir bir üretim prosedürüne dönüşmesi. Büyük Öteki artık yalnız soyut bir toplumsal bakış olarak durmuyor; analiz panelinde, tıklanma oranında, izlenme süresinde, önerilen videolarda ve rakip kanalın kapağında parçalar halinde beliriyor. Üretici onun ne istediğini tam olarak bilmiyor. Fakat ne istediğine ilişkin tahminlerde bulunuyor ve kendi görüntüsünü buna göre düzenliyor.
Yapay zekânın estetik sorunu bu nedenle kötü görüntü üretmesi değil. Tersine, giderek daha iyi görüntüler üretiyor. Mesele bu üretim gücünün hangi ilişkiler içinde kullanılacağı ve üretim sürecinden hangi karşılaşmaları çıkaracağı.
Bir araç daha fazla insanın görsel üretmesini sağlayabilir ve bu gerçek bir kazanımdır. Aynı araç, üreticinin başka bilgi alanlarıyla karşılaşma zorunluluğunu azaltarak üretim sahnesini tek kişinin çevresinde de toplayabilir. Kolektif emek bütünüyle ortadan kalkmaz; yazılımda, eğitim verisinde, teknik altyapıda ve birikmiş kültürel bilgide çalışmaya devam eder. Fakat üreticinin yaşadığı deneyim giderek “ben, makine ve ürün” üçgenine dönüşebilir.
Belki de asıl paradoks burada yatıyor. Yapay zekâ bize daha fazla şey üretme yeteneği verirken, üretirken başkasına çarpma zorunluluğumuzu azaltıyor. Bunun sonucunun her zaman kötü olması gerekmez. Fakat estetik çeşitliliğin yalnız araç çeşitliliğinden değil, insanlar arasındaki farklılıklardan, itirazlardan ve müzakerelerden de üretildiğini unuttuğumuz anda yeni bir tekdüzelik ortaya çıkabilir.
Bugün sayısız görüntü üretebiliyoruz. Buna rağmen ekranı aşağı kaydırdığımızda aynı kafalar yeniden karşımıza çıkıyor.
Belki yapay zekâ çağında estetik için sorulması gereken ilk soru artık “Neleri üretebiliriz?” değildir. Bunun yanıtı giderek kolaylaşıyor: Neredeyse her şeyi.
Daha zor soru şu:
Her şeyi üretebildiğimiz halde neden aynı şeyi üretmeye devam ediyoruz?


