Ayvalık Akademisi
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Duygu, Dikkat ve Gündelik Deneyim
    • Evren, Madde ve Yaşam
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Yöntem Notları
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Duygu, Dikkat ve Gündelik Deneyim
    • Evren, Madde ve Yaşam
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Yöntem Notları
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi
Sonuç Bulunamadı
Tüm Sonuçları Gör
Ayvalık Akademisi
Sonuç Bulunamadı
Tüm Sonuçları Gör
Uçuş güvenlik kartı tarzında, tek katlı yolcu kabini, kokpit, acil çıkışlar ve alt bölümde bagaj alanı görünen kesit uçak illüstrasyonu.

Yolcu Koltuğunun İdeolojisi

Yazar Ertuğrul Söyler
Kategori Dijital Özne, Defterler

Yapay Zekâ ve Kullanım Eşitsizliği

Bin kişiye bir uçak verdiğimizi düşünelim.

Uçağın bütün kapıları açık. Herkes aynı anda içeri girebiliyor. Kimsenin önünde sınıfsal kökenini, eğitimini ya da mesleğini denetleyen bir turnike yok. Kokpit de açık, yolcu bölümü de, mutfak da, teknik bölümler de.

Bir süre sonra sekiz yüz kişinin yolcu koltuklarına oturduğunu görüyoruz. Birkaç kişi servis bölümünde, birkaç kişi teknik kontrollerle uğraşıyor. İki kişi ise kokpite geçmiş.

İlk açıklama kolaydır: Herkes uçak kullanmayı bilmiyor.

Doğrudur ama yeterli değildir.

Çünkü uçak kullanmayı bilmemek ile kokpite doğru yürümeyi hiç düşünmemek aynı şey değildir.

Asıl soru şudur:

İnsanların büyük bölümü neden kendisini yolcu koltuğuna yerleştirir?

Burada “tercih” kelimesini bile dikkatli kullanmak gerekir. Çünkü söz konusu olan, kişinin karşısındaki bütün imkânları değerlendirip yolcu olmayı rasyonel biçimde seçmesi olmayabilir. Yolcu koltuğu zaten ona kendisinin doğal yeri gibi görünmüş olabilir.

İdeolojinin çalıştığı yer tam da burasıdır.

İdeoloji yalnızca birisine “kokpite giremezsin” demez.

Daha etkili olduğu durumda bunu söylemesine gerek bile kalmaz.

Kişi zaten kokpitin kendisiyle ilgili bir yer olduğunu düşünmez.

Erişim eşitliği neden yetmiyor?

Dijital eşitsizlik araştırmaları uzun zamandır bu problemin bir bölümünü biliyor.

İlk dönem tartışmalar ağırlıkla erişime odaklanıyordu: Kimin bilgisayarı var? Kim internete bağlanabiliyor? Kim gerekli cihazları satın alabiliyor?

Daha sonraki çalışmalar erişimin eşitlenmesinin sorunu çözmediğini gösterdi. Araştırmalar bu nedenle beceri ve kullanım farklılıklarına, ardından insanların aynı teknolojiden elde ettiği farklı sonuçlara yöneldi. Dijital uçurum literatürünün “ikinci” ve “üçüncü” düzey olarak adlandırdığı ayrım kabaca budur: aynı teknolojiye erişen insanlar onu farklı biçimlerde kullanır ve sonuçta farklı faydalar elde ederler.

Üretken yapay zekâ bu eski problemi çok daha çıplak hale getiriyor.

Çünkü önümüzde alışılmış bilgisayar programlarından farklı bir araç var. Bir muhasebe yazılımının ne işe yaradığı büyük ölçüde önceden bellidir. Bir kelime işlemcinin de. Oysa büyük dil modellerinde kullanım alanının önemli bir bölümü kullanıcının neyi mesele haline getirebildiğine bağlıdır.

Aynı metin kutusuna biri:

“Patrona göndereceğim bu e-postayı düzelt.”

yazar.

Bir başkası:

“Son altı ayda yöneticimin benden istediği işleri sınıflandır. Hangilerinin birbirini tekrar ettiğini, hangilerinin aslında başka departmanların işi olduğunu ve bu görev dağılımının nasıl yeniden kurulabileceğini göster.”

der.

İkisi de yapay zekâ kullanmaktadır.

Ama aynı şeyi yapmıyorlardır.

Birincisi kendisine verilmiş görevi daha iyi yerine getirmek için teknoloji kullanmaktadır. İkincisi görevin kendisini, işbölümünü ve çalışma sürecini inceleme nesnesi haline getirmiştir.

Aradaki fark yalnızca “prompt yazma becerisi” değildir.

Literatürün geldiği yer

Son dönemdeki çalışmalar bu farkın toplumsal olduğunu göstermeye başladı.

Orhan Agirdag, yapay zekâyla kurulan ilişkiyi mekanik bir “prompt mühendisliği” meselesi olarak görmenin yetersiz olduğunu belirtiyor ve bunu dilsel sermaye ile ilişkilendiriyor. İnsanların AI ile konuşma, soruyu yeniden kurma, cevabı değerlendirme ve yeni bir sorgu üretme kapasiteleri eşit biçimde dağılmıyor.

2026’da Mısır’daki farklı okul türlerini inceleyen başka bir araştırma AI okuryazarlığını kültürel sermayenin yeni bir biçimi olarak ele alıyor. Araştırmada bazı öğrencilerin AI’yı deney yapılabilecek, tekrar tekrar denenebilecek ve kendi failliğinin uzantısına dönüştürülebilecek bir araç olarak gördüğü; başkalarının ise daha çekingen ve sınırlandırılmış bir ilişki kurduğu görülüyor. Aile, okul ve daha önce edinilmiş dijital pratikler öğrencilerin yalnızca becerilerini değil, teknolojinin “ne için olduğuna” ilişkin sezgilerini de biçimlendiriyor.

Çin’den iki farklı sınıfsal konumdaki öğrenciyi karşılaştıran Liu ve Darvin de maddi imkânların yanı sıra kültürel ve sosyal sermayenin yapay zekâyla kurulan ilişkinin niteliğini değiştirdiğini gösteriyor. Daha avantajlı öğrenci hedefli sorgular üretip kendi kullanım ortamını kurabilirken diğer öğrencinin kullanım alanı daha sınırlı kalıyor.

Bütün bunlar önemli.

Ama burada bir adım daha atılabilir.

Çünkü “insanların farklı becerileri vardır”, “kültürel sermaye eşitsiz dağılmıştır” ya da “dijital habitus farklıdır” dediğimizde hâlâ şu sorunun tam cevabını vermiş olmuyoruz:

Bir insan neden karşısındaki aracın bazı imkânlarını kendisi için bir imkân olarak görmez?

İşbölümü yalnızca işi bölmez

Bir fabrikayı düşünelim.

Bir grup insan üretim sürecinin nasıl örgütleneceğine karar verir. Hangi makinenin alınacağı, üretim hızının ne olacağı, vardiyaların nasıl düzenleneceği, hangi bölümün kapatılacağı ya da genişletileceği onların çalışma alanıdır.

Başka bir grup insan ise bu kararların oluşturduğu süreç içerisinde görev yapar.

Bu ayrım yalnızca yetki dağılımı değildir.

Yıllar içerisinde farklı düşünme pratikleri üretir.

Birisi her gün:

“Bu süreci nasıl değiştirebiliriz?”

diye düşünür.

Diğeri:

“Bugün benden ne yapmam bekleniyor?”

diye düşünür.

Bu insanların önüne aynı yapay zekâyı koyduğumuzda geçmiş işbölümü bir anda ortadan kalkmaz.

Çünkü işbölümü yalnızca yapılacak işleri bölmemiştir.

Soruları da bölmüştür.

Kimin neden soracağı, kimin nasıl soracağı, kimin yalnızca kendisine verilen soruya cevap vermesi gerektiği toplumsal pratik içerisinde çoktan dağıtılmıştır.

Marx’ın işbölümü eleştirisinin bugünkü teknoloji tartışması açısından hâlâ önemli olmasının nedenlerinden biri budur. Kapitalist üretim yalnızca farklı işleri farklı insanlara dağıtmaz; üretimin tasarlanması ile uygulanması, karar ile icra, düşünme ile yerine getirme arasında da tarihsel ayrımlar yaratır.

Yapay zekâ bu ayrımları teknik olarak bulanıklaştırabilecek bir araç getiriyor.

Ama teknik olarak mümkün olan şey toplumsal olarak kendiliğinden gerçekleşmiyor.

İdeoloji yer gösterir

Burada Bourdieu’nün habitus kavramı bize insanların neden belirli davranışlara diğerlerinden daha yatkın olduğunu anlatmakta oldukça işe yarar.

Fakat yolcu koltuğu örneğinde başka bir katmana daha ihtiyacımız var.

Althusserci anlamda ideoloji yalnızca insanların dünyaya ilişkin yanlış fikirlere sahip olması değildir. İnsanların toplumsal ilişkiler içerisinde kendilerini belirli özneler olarak tanımalarının koşullarından biridir.

İşçi yalnızca iş yapmaz.

Kendisini “işi yapan” olarak da tanır.

Öğrenci yalnızca ders öğrenmez.

Kendisini kendisine sorulan soruların doğru cevabını vermesi beklenen biri olarak da öğrenebilir.

Memur yalnızca prosedürü uygulamaz.

Hangi konuların kendi yetki alanında olmadığını da öğrenir.

Çocuk ailede yalnızca konuşmayı öğrenmez.

Kimin sözünün kesilebileceğini, kime itiraz edilebileceğini, hangi konuda “bilmiyorum” denileceğini, hangi konuda soru sormanın ayıp veya gereksiz olduğunu da öğrenir.

Bütün bunlar daha sonra teknoloji karşısına gelen öznenin içindedir.

Bu nedenle burada “kullanım habitusu”ndan daha dar bir kavram önerebiliriz:

Yetki ufku.

Yetki ufku, kişinin teknik olarak yapabileceklerinden daha küçük veya daha büyük olabilir. Kişinin kendisini soru sormaya, değiştirmeye, yorumlamaya, karar vermeye ve müdahale etmeye yetkili gördüğü alanı tarif eder.

Bu hukuki bir yetkiden söz etmek değildir.

İnsanın “buraya kadar benim meselem” dediği sınırdır.

Ve bu sınır çoğu zaman yazılı değildir.

Yolcu koltuğu neden rahat gelir?

Bu yüzden uçaktaki sekiz yüz kişinin yolcu koltuğuna oturması yalnızca bilgi eksikliği olarak okunamaz.

Yolcu olmak tanıdık bir özne konumudur.

Bir yere götürülürsünüz.

Size seçenekler sunulur.

Kurallara uyarsınız.

Bir problem çıktığında görevliye haber verirsiniz.

Uçağın rotasını tartışmanız beklenmez.

Motor performansını değerlendirmeniz gerekmez.

Pilotların çalışma düzenini yeniden tasarlamazsınız.

Modern hayatın önemli bir bölümü zaten bizi buna benzer konumlarda tutar.

Tüketici olarak seçenekler arasından seçeriz.

Çalışan olarak tanımlanmış görevleri yaparız.

Yurttaş olarak hazırlanmış seçeneklere tepki veririz.

Öğrenci olarak sorulmuş soruları cevaplarız.

Kullanıcı olarak arayüzün önümüze koyduğu düğmelere basarız.

Dolayısıyla üretken yapay zekânın önüne geldiğimizde tamamen yeni bir özne haline gelmeyiz.

Eski özne yeni makinenin başına oturur.

Ve çoğu zaman yeni makineyi eski rolünün uzantısına dönüştürür.

İşçi kendisine verilen işi daha hızlı yapar.

Öğrenci ödevinin cevabını bulur.

Memur yazıyı daha düzgün hazırlar.

Tüketici hangi telefonu satın alacağını sorar.

Bunların hiçbirinde yanlış bir şey yoktur.

Sorun, yapay zekânın kullanım alanı bunlardan ibaretmiş gibi görünmeye başladığında ortaya çıkar.

Çünkü aynı araç işin neden böyle örgütlendiğini sormaya, alternatif bir iş akışı oluşturmaya, kurumun kararlarını karşılaştırmaya, bir sözleşmenin çalışan açısından sonuçlarını incelemeye, farklı örgütlenme biçimlerini araştırmaya da yarayabilir.

Teknoloji bunların arasında ayrım yapmaz.

Toplumsal özne yapar.

Eşitsizliğin görünmeyen biçimi

Bu noktada yapay zekâ eşitsizliğini yalnızca üç kategoriyle tarif etmek eksik kalabilir:

Kim erişebiliyor?

Kim kullanmayı biliyor?

Kim daha fazla fayda sağlıyor?

Bunlardan önce veya bunların arasında başka bir soru vardır:

Kim ne istemeyi düşünüyor?

Bir aracın sunduğu imkânların tamamı kullanıcı açısından fiilen mevcut değildir.

Kişi ancak kendi yetki ufkunun içinde bulunan imkânları görebilir.

Bu nedenle aynı yapay zekâ aboneliğini iki kişiye ücretsiz vermek onları eşit kullanıcılar haline getirmez.

Hatta aynı eğitimi vermek de yetmeyebilir.

Çünkü mesele yalnızca “şunu şöyle sorarsanız daha iyi sonuç alırsınız” demek değildir.

Bir işçiye daha iyi prompt yazmayı öğretebilirsiniz.

Ama kendisine verilen üretim hedefinin neden o hedef olduğunu sormayı hâlâ kendi işi olarak görmüyorsa temel ilişki değişmemiştir.

Bir öğrenciye gelişmiş araştırma araçları verebilirsiniz.

Ama on iki yıllık eğitim boyunca soru üretmekten çok cevap üretmeye alıştırılmışsa aracın karşısına geldiğinde ilk isteği yine cevabı almak olacaktır.

Buradaki eşitsizlik bilgi eşitsizliğinden daha derindir.

Müdahale edilebilir dünyanın eşitsiz dağılımıdır.

Bazı insanlar için dünya üzerinde konuşulabilecek, değiştirilebilecek, yeniden tasarlanabilecek bir alandır.

Bazıları içinse önemli bir bölümü zaten verilmiştir.

Yapay zekâ bunu ortadan kaldırır mı?

Teknolojik iyimserliğin kolay cevabı şudur:

Yapay zekâ bilgiye erişimi ucuzlatacak ve böylece bu farklar zamanla azalacaktır.

Bu ihtimal tamamen dışlanamaz.

Gerçekten de daha önce uzmanlık gerektiren birçok bilgi biçimine erişim kolaylaşıyor.

Fakat bilgiye ulaşmak ile kendisini o bilgi üzerinde işlem yapmaya yetkili görmek aynı şey değildir.

Bir işçi şirket bilançosunu artık anlayabilir.

Fakat bilanço hakkında soru sormanın kendisinin işi olmadığını düşünüyorsa erişim kapasitesi siyasal kapasiteye dönüşmez.

Bir mahalle sakini belediyenin bütçesini yapay zekâyla inceleyebilir.

Ama bütçeyi belediyenin uzmanlık alanı, kendisini ise yalnızca hizmet alan kişi olarak görüyorsa teknolojinin açtığı kapasite kullanılmadan kalabilir.

Bu yüzden teknolojinin eşitleyici etkisini yalnızca maliyet üzerinden ölçmek yanıltıcıdır.

Uçağa giriş ücretsiz olabilir.

Kokpite giden yol hâlâ toplumsaldır.

İşçi ne istemeli sorusunun altındaki soru

“Yapay Zekâ Karşısında İşçi Ne İstemeli?” diye sorduğumuzda, teknolojinin yönünün yalnızca şirket yönetimleri tarafından belirlenmemesi gerektiğini söylemiştik.

İşçinin yalnızca değişime uyum sağlayan taraf olmaması, teknolojinin nasıl kullanılacağı konusunda söz sahibi olması gerektiğini tartışmıştık.

Fakat şimdi bu talebin altında başka bir problem görüyoruz.

Bir insana “söz sahibi olmalısın” demek yetmez.

Çünkü söz sahibi olmak da bir pratiktir.

Soru sormak bir pratiktir.

Bir süreci bütünüyle düşünmek bir pratiktir.

Bir otoritenin verdiği çerçeveyi reddedip problemi yeniden tarif etmek bir pratiktir.

Ve bütün bunlar eşitsiz dağıtılmıştır.

İnsanlar bunları okulda, işyerinde, ailede, sendikada, dernekte, arkadaşlık ilişkilerinde ve gündelik tartışmalarda öğrenir ya da öğrenemez.

Dolayısıyla teknolojinin demokratikleşmesi için yalnızca teknoloji politikası yetmez.

İnsanların kendi faaliyetlerini tartışabilecekleri toplumsal alanlar gerekir.

İşçinin yalnızca işi öğrenmediği, iş üzerine konuşabildiği alanlar.

Öğrencinin yalnızca cevap vermediği, soru ürettiği alanlar.

Yurttaşın yalnızca hizmet talep etmediği, karar süreçlerini inceleyebildiği alanlar.

Çünkü buralar ortadan kalktığında yapay zekâ eksik olan toplumsal pratiği sihirli biçimde yerine koyamaz.

Kokpit boş değildir

Sonuçta mesele herkesi pilot yapmak değildir.

Toplumda uzmanlıklar olacaktır. Her insan her konuda karar veremez ve vermek zorunda da değildir.

Mesele uzmanlığın varlığıyla, insanların kendi hayatlarını belirleyen süreçleri sorgulama yetkisinden vazgeçmesi arasındaki farktır.

Sekiz yüz kişinin yolcu koltuğunda bulunması tek başına problem değildir.

Problem, bu insanların kokpitin kendileriyle hiçbir ilgisi olmadığını düşünmesidir.

Çünkü tam o anda teknik işbölümü ideolojik bir işbölümüne dönüşür.

Kimin işi yaptığı kadar, kimin bütünü düşünebileceği de dağıtılmış olur.

Üretken yapay zekâ bize belki de bu yüzden önemli bir şey gösteriyor.

İlk kez çok geniş bir nüfusun önüne araştırma, yazma, karşılaştırma, modelleme ve düşünceyi sınama kapasitesi son derece düşük maliyetle geliyor.

Fakat araçların dağıtılması, müdahale etme yetkisinin dağıtılması anlamına gelmiyor.

Aynı makinenin önünde biri görevini hızlandırıyor.

Bir diğeri görevin neden var olduğunu soruyor.

İkisi arasındaki eşitsizlik yalnızca teknoloji eşitsizliği değildir.

Dilsel, sınıfsal ve ideolojik bir tarihin yeni araç içerisindeki devamıdır.

Bu yüzden yapay zekâ çağındaki eşitlik sorusunu belki şöyle yeniden kurmak gerekir:

Herkes aynı araca eriştiğinde bile, neden herkes aynı dünyayı müdahale edilebilir görmüyor?

Sorunun cevabı yapay zekânın içinde değil.

İnsanın yapay zekânın karşısına gelmeden önce nerede oturmayı öğrendiğinde.

İlgili

Etiketler: AlthusserBourdieudijital eşitsizlikemekideolojiişbölümükullanım habitususınıfteknolojiyapay zekâyapay zekâ eşitsizliğiyetki ufku

Menü

  • Künye
  • Sıkça Sorulduğu İddia Edilen Sorular
  • İletişim

Son Yazılar

Uçuş güvenlik kartı tarzında, tek katlı yolcu kabini, kokpit, acil çıkışlar ve alt bölümde bagaj alanı görünen kesit uçak illüstrasyonu.

Yolcu Koltuğunun İdeolojisi

Siyah-beyaz eski dönem ailesinin, günümüzün renkli taş evli Küçükköy sokağında kameraya poz verdiği temsili görsel.

Kültürün Pazarlanamayan Kısmına Ne Olur?

Pencere kenarında yarım kalmış işlerin başında oturan kişi.

Canımız Neden Sıkılır?

Masadaki telefondan yanıt bekleyen bir kişi.

Bir Şeyi Hissetmek, Nedenini Bilmek midir?

Kategoriler

  • 00 — Ön Okuma
  • 03 — Duygu, Dikkat ve Gündelik Deneyim
  • 05 — Evren, Madde ve Yaşam
  • 10 — Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
  • Ders Notları
  • Dijital Özne
  • Kavramlar
  • Kültür ve Estetik
  • Seyir Dairesi
  • Toplum ve İktidar
  • Yöntem Notları

Etiket

Althusser Ayvalık Akademisi Bağlam Borcu ders notları ekonomi politik emek Evren ideoloji kapitalizm Karl Marx Lacan madde Marx sınıf tarihsel materyalizm toplumsal ilişkiler yapay zekâ yaşam özne üretim ilişkileri
  • Akademi
  • Müfredat
  • Künye
  • Sıkça Sorulduğu İddia Edilen Sorular
  • Çerez Politikası (AB)
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim

2026 Ayvalık Akademisi

Hoşgeldiniz Back!

Aşağıdan hesabınıza giriş yapın

Şifrenizi mi unuttunuz?

Şifrenizi yenileyin

Şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş Yap
Onayı Yönet
En iyi deneyimleri sunmak için, cihaz bilgilerini saklamak ve/veya bunlara erişmek amacıyla çerezler gibi teknolojiler kullanıyoruz. Bu teknolojilere izin vermek, bu sitedeki tarama davranışı veya benzersiz kimlikler gibi verileri işlememize izin verecektir. Onay vermemek veya onayı geri çekmek, belirli özellikleri ve işlevleri olumsuz etkileyebilir.
Fonksiyonel Her zaman aktif
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından açıkça talep edilen belirli bir hizmetin kullanılmasını sağlamak veya bir elektronik iletişim ağı üzerinden bir iletişimin iletimini gerçekleştirmek amacıyla meşru bir amaç için kesinlikle gereklidir.
Tercihler
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından talep edilmeyen tercihlerin saklanmasının meşru amacı için gereklidir.
İstatistik
Sadece istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim. Sadece anonim istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim. Mahkeme celbi, İnternet Hizmet Sağlayıcınızın gönüllü uyumu veya üçüncü bir taraftan ek kayıtlar olmadan, yalnızca bu amaçla saklanan veya alınan bilgiler genellikle kimliğinizi belirlemek için kullanılamaz.
Pazarlama
Teknik depolama veya erişim, reklam göndermek için kullanıcı profilleri oluşturmak veya benzer pazarlama amaçları için kullanıcıyı bir web sitesinde veya birkaç web sitesinde izlemek için gereklidir.
  • Seçenekleri yönet
  • Hizmetleri yönetin
  • {vendor_count} satıcılarını yönetin
  • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Tercihleri görüntüle
  • {title}
  • {title}
  • {title}
Sonuç Bulunamadı
Tüm Sonuçları Gör
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Duygu, Dikkat ve Gündelik Deneyim
    • Evren, Madde ve Yaşam
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Yöntem Notları
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi

2026 Ayvalık Akademisi

Ayvalık Akademisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin