Ayvalık Akademisi
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi
No sonuç
Tümünü Gör sonuç
Ayvalık Akademisi
No sonuç
Tümünü Gör sonuç

Ayanikola

Yazan: Ertuğrul Söyler
Kayıt yeri: Seyir Dairesi

Ayanikola, Midilli kıyısından ayrıldığında gece henüz tamamlanmamıştı.

Kıyıda kalan ışıklar, savaşın ışıkları değildi artık; evlerin, kahvelerin, küçük liman fenerlerinin ışığı da değildi. Hepsi birbirine karışmış, uzaktan bakıldığında insanın içinde hem dönme isteği hem de dönmenin imkânsızlığı duygusu uyandıran soluk bir çizgiye dönüşmüştü. Kaptan, o çizgiye son kez bakmadı. Bakarsa bir yerin hâlâ geride kaldığına inanacağını biliyordu. Oysa geride kalan yer, artık yer değildi. Alman devriyelerinin ayak sesleri, kapı aralıklarında tutulan nefesler, gece vakti birden kesilen konuşmalar ve kimin kime haber verdiği belli olmayan gölgelerdi.

Motor düşük sesle çalışıyordu.

Kaptan bunun iyi bir şey olup olmadığını bilmiyordu. Çok ses çıkarsa duyulurlardı, az ses çıkarsa denizin ortasında kalırlardı. Motorun vınlamasından başka bir şey duyulmuyordu ama kaptanın kafasının içinde hep aynı iki kötü seçenek dönüyordu.

Önünde Ayvalık vardı. Daha doğrusu önce Altınova. Karanlıkta bir kıyı, birkaç zayıf ışık, belki bir iskele, belki bir nöbetçi. Haritada güvenli görünen her yer, yaklaşıldığında bir ağız kazanıyordu. “Kimsiniz?” diye soran bir ağız. “Nereden geliyorsunuz?” diye soran bir ağız. “Nereye gidiyorsunuz?” diye soran bir ağız.

Kaptan bu soruların hiçbirine gerçek cevap vermemeye çoktan karar vermişti.

“Nereye?” derlerse, “Çeşme” diyecekti.

Çeşme, o gece bir liman adı değildi. Bir cevap biçimiydi. Burada kalmıyoruz demenin daha usulüne uygun haliydi. Midilli’de karşı kıyı demişti. Altınova’da Çeşme diyecekti. Çeşme’ye varırlarsa İskenderun derdi. İskenderun’da daha güneye. Daha güneyde başka bir yer. Her yer, varılmadan önce kurtuluştu. Varıldığı anda masa, mühür ve defter oluyordu.

Tayfalardan biri teknenin burnuna yakın çömelmiş, ellerini dizlerinin arasına sokmuş, rüzgârı değil kendi titremesini durdurmaya çalışıyordu. Korktuğunu söylememişti. Teknede kimse korktuğunu söylemezdi; söylenirse büyür, söylenmezse yalnızca bedende kalır sanıyorlardı. Ama beden de küçük bir arşivdi. Parmak uçları, çene kemiği, diz kapakları, mide: hepsi geceyi ayrı ayrı kaydediyordu. Bu tayfanın cebinde annesinin verdiği küçük bir bez parçası vardı. Parmağını ara sıra o beze değdiriyor, sonra hemen çekiyordu.

İkinci tayfa, uzun boylu olan, arada bir Midilli’ye bakıyordu. Kıyı uzaklaştıkça rahatlaması gerekiyordu ama olmadı. Uzaklaşan şey ev değildi yalnızca; dil de uzaklaşıyordu, tanıdık yüzler de, ölülerin nerede gömülü olduğu bilgisi de. İnsan bazen canını kurtarmak için yalnızca evinden değil, kendisini açıklayan bütün işaretlerden de ayrılırdı. O zaman geriye gövde kalırdı. Islak bir ceket, tuzla sertleşmiş bir gömlek, mazot kokusu. Uzun boylu tayfanın ayakkabısında hâlâ kıyının çamuru vardı; baktı, silmedi.

Tayfalar kaptanın “Çeşme” diyeceğini biliyordu. Bunu aralarında konuşmamışlardı. Kaptan ne zaman kıyıya yaklaşsa, yüzünde bir sonraki yerin adı belirirdi. Sanki haritayı gözleriyle değil, yakalanmamak için kurduğu cümlelerle okuyordu. Onlar için rota, pusulada değil kaptanın susmasında değişirdi. Kaptan uzun süre konuşmuyorsa, bir yere yaklaşıyorlardı. Kaptan bir yer adı söylüyorsa, o yerden de ayrılmaları gerekiyordu.

Teknenin altında 17 tonluk yük vardı. Yük, insan gibi korkmazdı ama insanlardan daha fazla şeyi taşıyordu: birkaç çuval, pas kokusu, ıslanmış ipler, kullanılmış bidonlar, tuz, mazot, saklanmış küçük paketler, kime ait olduğu belli olmayan bir battaniye. Devlet daha sonra bu ağırlığı yazacaktı. On yedi ton. Korkunun ağırlığını yazamayacağı için teknenin tonajını yazacaktı. Açlığın, kaçışın, susmanın, yanlış anlaşılmanın ve sabaha kadar denizin üzerinde kalmış üç insanın ağırlığı ölçülemeyecekti. Ama Ayanikola’nın kaç ton olduğu bilinecekti.

Ayanikola’nın gövdesi küçük dalgaları yara yara ilerledi. Geride Midilli vardı. Artık yalnızca bir ada değil, karanlıkta kapıları tek tek çalınan bir yerdi. Arkada bot sesleri, emirler, yarım kalmış cümleler, saklanan un çuvalları, yan yana konuşurken bile birbirine güvenemeyen insanlar. Bir çatışmanın sesi bazen gerçekten uzaktan gelir, bazen insanın kafatasının içinde sürerdi. Tayfalar hangisinin hangisi olduğunu ayıramıyordu. İleride Ayvalık, daha doğrusu Ayvalık’ın henüz kendini göstermemiş kıyısı. Altınova limanı gecenin içinde küçük ve sakindi. Sakinlik, savaş yıllarında en tehlikeli görüntüydü; çünkü insanı kandırırdı. Bir yerin sessiz olması, orada hiçbir şey olmayacağı anlamına gelmezdi. Bazen en büyük kararlar, hiç yükselmeyen seslerle alınırdı.

Kaptan dümeni biraz sağa kırdı.

“Yaklaşıyoruz,” dedi tayfalardan biri.

Kaptan cevap vermedi. Çünkü yaklaşmak, o gece basit bir fiil değildi. Yaklaşmak, görülmek demekti. Görülmek, çağrılmak. Çağrılmak, adını söylemek. Adını söylemek, deftere girmek. Deftere girmek, artık kendi hikâyenin senden başka biri tarafından anlatılması demekti.

Motor bir an tekledi. Üçü de aynı anda sustu. Deniz karanlıktı. Kıyı yakındı. Geride savaş vardı. İleride güvenlik gibi görünen başka bir soru. Kaptan o sorunun geleceğini biliyordu. “Nereye?” Cevabı da hazırdı: “Çeşme.”

Kaptanla iki tayfayı Ayvalık’ta küçük bir odaya aldılar. Odanın penceresi yoktu; yalnızca yüksekçe bir yerde, dışarıdan ışık değil de havanın rengini içeri alan dar bir açıklık vardı. Masa, odanın ortasına değil kapıya yakın konmuştu. Böylece içeri giren herkes önce masayı, sonra arkasındaki memuru, en son da kendi yerini görüyordu. Kaptan ayakta durdu. Tayfalar duvarın dibine çekildi. Islak ceketlerinden zemine küçük koyu lekeler damladı. Memur bu lekeleri görmedi ya da görmüş gibi yapmadı. Defterin başına tarihi attıktan sonra aynı soruyu bir kez daha sordu:

“Nereye gitmek istiyordunuz?”

Kaptan, denizde hazırladığı cevabı karada söyledi: “Çeşme.”

Memur kalemini kaldırdı ama yazmadı. Bir insanın karaya çıktıktan sonra hâlâ başka bir yere gitmek istemesi, evrak düzeni bakımından açıklama gerektiriyordu.

Öğleye doğru eski Akademi’den Tevfik Rıza’yı çağırdılar. Coğrafya bilir, Rumca ve Fransızca konuşur, ihtiyaç halinde haritaya bakar diye adı geçen bir ihtiyardı. Odaya girdiğinde kimse ayağa kalkmadı; zaten ayakta olan kaptan da bunu fark etmedi. Tevfik Rıza masadaki haritaya baktı, sonra kaptanın ayakkabılarındaki tuza, sonra iki tayfanın suskunluğuna.

“Çeşme demiş,” dedi memur.

Tevfik Rıza başını salladı: “Demiştir.”

“Gidecekleri yer orası mıymış?”

Yaşlı adam bu kez kaptana baktı. Kaptan bakışı kaçırmadı, ama cevap da vermedi.

“Hayır,” dedi Tevfik Rıza. “Çeşme, bu odada kalmamak için söylenmiş bir yerdir.”

Memur bunu anlamış gibi yaptı. Çünkü anlamamak, işlemi uzatacaktı. “Peki ne yazalım?”

Tevfik Rıza haritanın kenarını düzeltti. “Beyanını yazın. Hakikati yazarsanız dosya kapanmaz.”

Memur bir süre bekledi. Sonra deftere şunu geçirdi:

Midilli’den Altınova iskelesine iltica maksadıyla yanaşan ve oradan Çeşme’ye gitmek istediğini beyan eden Ayanikola namındaki 17 tonluk teknenin kaptanı ve iki tayfası…

Kalem noktayı koyarken kaptan cümlenin tamamını anlamadı. Ama kendi söylediği yer adının artık kendisine ait olmadığını anladı.


1 Şubat – 19 Temmuz 1944 tarihleri arasında Marmaris, Çeşme, Bodrum, Dikili, Söke, Ayvalık, Güllük (Küllük) bölgelerine 503 Türk, 3426 Yunanlı, 50 İtalyan, 183 İngiliz, 3 İngiliz subay, 5 İngiliz asker, 10 Amerikalı, 1 sivil Musevi, 2 Alman askeri, 87 İtalyan askeri sığınır ve iltica talebinde bulunur. Ayrıca 20 Mart 1944 tarihinde Midilli’den Altınova iskelesine iltica etmek maksadıyla yanaşan ve oradan da Çeşme’ye gitmek isteyen 17 tonluk Ayanikola isimli geminin kaptanı ve 2 tayfası da Ayvalık’ta mülki makamlara teslim edilirler. 15 Nisan 1944 Cumartesi günü Kartal civarında Libereyter markalı dört motorlu ağır bir Amerikan bombardıman uçağı mecburi iniş yapar ve uçaktaki iki subayla altı asker görevlilere teslim olur. 27 Ağustos 1944 günü Ege adalarından farklı olarak Edirne’nin Uzunköprü ilçesine gelerek iltica talebinde bulunanlar da söz konusudur. 188 kişilik bu mülteci grubu ise 90 Türk, 75 çingene, 20 Yunanlı ve 3 Bulgar’dan oluşmaktadır.

— Ulvi Keser, “Arşiv Belgeleri Işığında İkinci Dünya Savaşı Sürecinde Türkiye’de Mülteciler ve Esirler Sorunu,” ÇTTAD, C. VIII, S. 18-19 (2009/Bahar-Güz), s. 201.


İlgili

Etiketler: AltınovaArşivAyanikolaAyvalıkHafıza KayıtlarıKarşı kıyımültecilikmidilliİkinci Dünya Savaşı

Menü

  • Künye
  • Sıkça Sorulduğu İddia Edilen Sorular
  • İletişim

Son Yazılar

Dar ve araçlarla dolu bir kent sokağında alışveriş poşetiyle duran yaşlı bir kadın, değişen mahalle dokusuna bakıyor.

Şehir Bunu Bana Neden Yapıyor?

Televizyon yayın kontrol odasında çok sayıda monitörün önünde çalışan bir kurgu operatörü.

Algoritma Beni Görmüyor

Güneş paneli ve yedek enerji ekipmanları arasında alışveriş yapan bir müşteri, bireysel hazırlığın maddi maliyetini gösteriyor.

Sistem Çökerse Ben Hazırım

Açık ofiste yorgun görünen bir çalışan, arka plandaki kurumsal baskı ortamından ayrılaşmış halde oturuyor.

Toksik İnsanlar Çağı

Kategoriler

  • 00 — Ön Okuma
  • 05 — Evren, Madde ve Yaşam
  • 10 — Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
  • Ders Notları
  • Dijital Özne
  • Kavramlar
  • Kültür ve Estetik
  • Seyir Dairesi
  • Toplum ve İktidar

Etiket

Althusser Ayvalık Ayvalık Akademisi bağlam Bağlam Borcu ders notları ekonomi politik eleştirel düşünme emek ideoloji kapitalizm Karl Marx Lacan Marx tarihsel materyalizm temel kavramlar toplumsal ilişkiler yapay zekâ yöntem özne
  • Akademi
  • Müfredat
  • Künye
  • Sıkça Sorulduğu İddia Edilen Sorular
  • Çerez Politikası (AB)
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim

2026 Ayvalık Akademisi

Welcome Back!

Login için hesap below

Forgotten şifre?

Şifrenizi geri alın

Lütfen Girin kullanıcı adı veya e-posta address için sıfırla şifre.

Log içinde
Onayı Yönet
En iyi deneyimleri sunmak için, cihaz bilgilerini saklamak ve/veya bunlara erişmek amacıyla çerezler gibi teknolojiler kullanıyoruz. Bu teknolojilere izin vermek, bu sitedeki tarama davranışı veya benzersiz kimlikler gibi verileri işlememize izin verecektir. Onay vermemek veya onayı geri çekmek, belirli özellikleri ve işlevleri olumsuz etkileyebilir.
Fonksiyonel Her zaman aktif
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından açıkça talep edilen belirli bir hizmetin kullanılmasını sağlamak veya bir elektronik iletişim ağı üzerinden bir iletişimin iletimini gerçekleştirmek amacıyla meşru bir amaç için kesinlikle gereklidir.
Tercihler
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından talep edilmeyen tercihlerin saklanmasının meşru amacı için gereklidir.
İstatistik
Sadece istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim. Sadece anonim istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim. Mahkeme celbi, İnternet Hizmet Sağlayıcınızın gönüllü uyumu veya üçüncü bir taraftan ek kayıtlar olmadan, yalnızca bu amaçla saklanan veya alınan bilgiler genellikle kimliğinizi belirlemek için kullanılamaz.
Pazarlama
Teknik depolama veya erişim, reklam göndermek için kullanıcı profilleri oluşturmak veya benzer pazarlama amaçları için kullanıcıyı bir web sitesinde veya birkaç web sitesinde izlemek için gereklidir.
  • Seçenekleri yönet
  • Hizmetleri yönetin
  • {vendor_count} satıcılarını yönetin
  • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Tercihleri görüntüle
  • {title}
  • {title}
  • {title}
No sonuç
Tümünü Gör sonuç
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi

2026 Ayvalık Akademisi

Ayvalık Akademisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin