Kavramsal sterilizasyon, bir kavramın sözcük olarak korunmasına rağmen, işaret ettiği çelişkiyi görünür kılma, mevcut ilişkileri sorgulanabilir hale getirme ve belirli muhatapları cevap vermeye zorlama kapasitesinin zayıflatılmasıdır. Kavram dolaşımda kalır; hatta kurumsal, akademik veya kamusal dil içinde yaygınlaşabilir. Ancak kavramın kullanılması artık onu doğuran çatışmanın yeniden açılmasını gerektirmez.
Bu nedenle kavramsal sterilizasyon, kavramın yalnızca “yumuşatılması” değildir. Sömürünün “çalışma koşulları”, dışlanmanın “erişim sorunu” veya sınıfsal eşitsizliğin “fırsat farklılığı” olarak adlandırılması sterilizasyonun açık biçimlerinden biridir. Fakat kavramın özgün sözcük dağarcığı korunarak da aynı işlem gerçekleştirilebilir. Bir kurum “sömürü”, “eşitsizlik”, “ideoloji” veya “yapısal sorun” kavramlarını kullanabilir; buna rağmen bu kavramların işaret ettiği ilişkilerden hiçbirinin değişmesi gerekmeyebilir.
Dolayısıyla ölçüt, kullanılan sözcüğün ne kadar sert veya eleştirel olduğu değildir. Asıl soru şudur: Kavram kullanıldıktan sonra hangi ilişki yeniden açıklanmak, hangi kurum cevap vermek, hangi özne kendi konumunu yeniden düşünmek zorunda kalmaktadır?
Canlı bir kavram yalnızca adlandırmaz; mevcut ilişkileri başka türlü görülebilir hale getirir. Marx’ın sömürü kavramı kötü çalışma koşullarını betimlemekle sınırlı değildir; üretim sürecindeki toplumsal ilişkinin nasıl kurulduğunu sorgular. Althusser’de ideoloji, yanlış fikirlerin toplamı değil, öznenin belirli toplumsal ilişkiler içinde nasıl çağrıldığını ve kendisini bu ilişkilerin doğal öznesi olarak nasıl tanıdığını açıklamaya yönelir. Benzer biçimde “bağlam borcu” bir metne daha fazla tarihsel veya yerel ayrıntı ekleme önerisi değil, metnin kullandığı dünyanın metin üzerinde hak iddia edebilmesi sorununu gündeme getirir.
Kavramsal sterilizasyon bu hareketi bütünüyle ortadan kaldırmak zorunda değildir. Daha çok onu yönetilebilir bir forma dönüştürür. Çelişki kategoriye, siyasal talep hizmet ihtiyacına, itiraz geri bildirime, muhatap paydaşa çevrilir. Sorun tanınır; fakat sorunun yöneldiği ilişki bulanıklaşır.
Bu yönüyle sterilizasyon sansürden ayrılır. Sansür kavramı dışarıda bırakır; sterilizasyon ise onu içeri alır. Bir kurum kendisine yöneltilen eleştiriyi açıkça reddettiğinde çatışmanın tarafları görünür kalır. Buna karşılık eleştiri kurumsal dile dahil edildiğinde, çatışma ortadan kaldırılmadan etkisizleştirilebilir. “Sınıfsal eşitsizliklerin farkındayız ve kapsayıcı politikaları destekliyoruz” türünden bir ifade eşitsizliği reddetmez; fakat eşitsizliğin hangi toplumsal ilişkiden üretildiği ve bu ilişkinin kim tarafından değiştirilebileceği sorularını askıya alabilir.
Bu nedenle kavramsal sterilizasyon aynı zamanda bir muhataplık sorunudur. Canlı bir kavram belirli sorular üretir: Bu neden böyle işlemektedir? Bundan kim yararlanmaktadır? Bedelini kim ödemektedir? Bu ilişkiyi yeniden üreten kurum hangisidir? Değiştirme kapasitesi kimdedir? Sterilizasyon bu soruların varlığını bütünüyle reddetmekten çok, onları genelleştirerek muhataplarını belirsizleştirir.
“Sorumlu”nun yerini “paydaş”, “talep”in yerini “beklenti”, “hak”kın yerini “ihtiyaç”, “çatışma”nın yerini “yönetişim problemi” aldığında yalnızca sözcükler değişmez. Sorunun yöneldiği özne ve kurum da yeniden kurulmuş olur.
Burada kavramsal sterilizasyon ile bağlam tasfiyesi ve bağlam ikamesi arasında yakın bir ilişki vardır. Bir kavram başka tarihsel ve toplumsal bağlamlara taşındığında zorunlu olarak sterilize olmaz. Kavramların canlı kalabilmesi zaten farklı bağlamlarda yeniden kurulabilmelerine bağlıdır. Sterilizasyon, bu aktarım sırasında kavramı üreten ilişkilerin tasfiye edilmesi ve oluşan boşluğun daha yönetilebilir bir bağlamla doldurulmasıyla ortaya çıkar.
Örneğin Marx’taki yabancılaşma üretim ilişkilerinden koparılarak yalnızca çalışanın yaptığı işi anlamsız bulması şeklinde yorumlandığında kavram bireysel bir deneyime indirgenebilir. Ardından boşalan yere “iş-yaşam dengesi”, “çalışan deneyimi”, “kişisel gelişim” veya “anlamlı iş” söylemleri yerleşebilir. Böylece yabancılaşma kavramı kullanılmaya devam ederken, sermaye-emek ilişkisini sorgulayan boyutu insan kaynakları yönetiminin konusu haline gelir.
Bu durum kavramsal sterilizasyonun her zaman yanlış veya yararsız uygulamalar ürettiği anlamına gelmez. Bir kurum çalışma koşullarını iyileştirebilir, bir müze erişilebilirliğini artırabilir, bir belediye daha fazla toplumsal kesime ulaşabilir. Sorun bu kazanımların kendisi değildir. Sterilizasyon, bu iyileştirmelerin kavramın açtığı temel sorunun yerine geçirilmesiyle başlar.
Örneğin bir müzenin farklı bedensel ve duyusal özelliklere sahip ziyaretçiler için yeni erişilebilirlik araçları geliştirmesi somut bir kazanımdır. Ancak mesele yalnızca “daha kapsayıcı ziyaretçi deneyimi” olarak kurulursa daha temel bir soru görünmezleşebilir: Müzenin normal ziyaretçisi başlangıçta hangi beden, hangi duyu ve hangi algı kapasitesi üzerinden varsayılmıştı?
İlk soru hizmetin geliştirilmesine, ikincisi kurumun özne varsayımının sorgulanmasına yönelir. Kavramsal sterilizasyon, birincinin ikincisinin yerine geçmesiyle ortaya çıkar.
Benzer bir süreç yerel kültür, sürdürülebilirlik veya katılım kavramlarında da görülebilir. “Yerel hafıza”, “kültürel sürdürülebilirlik”, “yerel paydaş” veya “katılımcılık” gibi kavramlar bir yerin toplumsal ilişkilerini düşünmenin araçları olabileceği gibi, hizmet veya marka niteliğine de dönüştürülebilir. Yerel hafıza bir turistik ürünün değerini artıran özelliğe, katılım memnuniyet ölçümüne, erişilebilirlik pazar segmentine dönüştüğünde kavram reddedilmiş olmaz; yönetim tekniği içine alınmış olur.
Bu anlamda neoliberal kurumların eleştiriyi dışlama zorunluluğu yoktur. Eleştiri performans göstergesine, hizmet standardına veya kurumsal etik ölçütüne dönüştürülerek içerilebilir. Çevresel itiraz sürdürülebilirlik puanına, toplumsal eşitsizlik çeşitlilik politikasına, kamusal katılım kullanıcı deneyimine çevrilebilir. Buradaki kritik işlem, çelişkinin ölçülebilir ve yönetilebilir hale getirilirken siyasal niteliğinin geri plana itilmesidir.
Althusserci açıdan bakıldığında sterilizasyon yalnızca kavrama değil, kavramın çağırdığı özneye de yönelir. Kurum, eleştiren kişiye önceden tanımlanmış bir konum sunabilir: “paydaş”, “katılımcı”, “deneyim sahibi”, “yerel aktör”, “geri bildirim sağlayıcı”. Bu konumların hiçbiri kendi başına sorunlu değildir. Ancak öznenin kuruma hangi soruyla yönelebileceğini ve hangi dil içinde konuşabileceğini kurum belirliyorsa, konuşma hakkı korunurken muhataplık kapasitesi sınırlandırılmış olur.
Bu nedenle kavramsal sterilizasyonun karşıtı kavramsal saflık değildir. Bir kavramı ilk ortaya çıktığı tarihsel bağlama kapatmak veya Marx, Freud, Althusser ya da Lacan’ın kavramlarını değişmez terminolojik nesneler haline getirmek de kavramın canlılığını güvence altına almaz. Kavram başka bağlamlara taşınabilmeli, yeni olgularla karşılaşabilmeli, sınırları tartışılabilmeli ve gerektiğinde kendi tanımını yeniden düşünmeye zorlanabilmelidir.
Canlı kavram yalnızca dünyayı sınıflandırmaz; dünyanın kendisine geri dönüp onu bozabilmesine de izin verir.
Bu nokta kavanoz edebiyatı ile kavramsal sterilizasyon arasındaki ortaklığı açıklar. Kavanoz edebiyatında dış dünyanın metni değiştirme kapasitesi askıya alınır. Kavramsal sterilizasyonda aynı kapanma kavram düzeyinde ortaya çıkar. Dünya kavramın örneği, vakası veya doğrulaması olabilir; fakat kavramın kendisini değiştiremez. Kavram her karşılaşmadan aynı biçimde çıkıyorsa, yalnızca kendisini doğrulayan örnekleri tanıyorsa ve kullanıldığı yerde hiçbir muhatabı yeniden konumlanmaya zorlamıyorsa sterilizasyon başlamış demektir.
Bu nedenle Ayvalık Akademisi açısından bir kavramın canlılığını belirleyen temel ölçüt, onun ne kadar radikal göründüğü değil, dünyayla kurduğu ilişkinin çift yönlü olup olmadığıdır.
Kavram dünyayı açıklarken dünya da kavramı değiştirebiliyor mu?
Kavramsal sterilizasyon için Akademi’nin geçici hükmü bu nedenle korunabilir:
Kavramın kokusu alınmışsa, düşünce değil ambalaj dolaşımdadır.
Buna bugün ikinci bir soru eklemek gerekir:
Kavram söylendiğinde artık kim cevap vermek zorundadır?
Hiç kimse cevap vermek zorunda değilse, kavram eleştirel görünümünü korusa bile sterilizasyon başlamış olabilir.
İlişkili maddeler: Bağlam Borcu, Bağlam İadesi, Bağlam Tasfiyesi, Bağlam İkamesi, Bağlam Egemenliği, Kavanoz Edebiyatı, Muhataplık Rejimi, Olasılık Rejimi, Özne, İdeoloji.



