Akşam bir arkadaşınızdan beklediğiniz mesaj gelmemiştir. Birkaç saat önce konuşmuşsunuzdur, ciddi bir tartışma da yaşanmamıştır. Yine de içinizde giderek belirginleşen bir huzursuzluk vardır. Telefonu kontrol eder, son konuşmayı yeniden okur ve bir süre sonra “İçimde kötü bir his var” dersiniz. Bu cümle yalnızca bir duyguyu anlatmaz; çoğu zaman dış dünyaya ilişkin bir ihtimali de taşır. Bir şey ters gidiyor olabilir, biri size kızmış olabilir ya da kötü bir haber yaklaşmakta olabilir.
Önceki derslerde duygu ile duygunun açıklamasını birbirinden ayırmıştık. Burada ayrımı biraz daha ileri götürmek gerekiyor: Bir hissin gerçekten yaşanıyor olması ile o hissin dış dünya hakkında doğru bilgi vermesi aynı şey değildir. Fakat buradan “hislerine güvenme” sonucuna da hemen gidilemez. Çünkü insan bazen henüz açıkça düşünmediği bir şeyi gerçekten fark etmiş olabilir.
His bazen fark edilmiş ama henüz adlandırılmamış bir şeydir
Bir odaya girip “Burada bir tuhaflık var” dediğimizde his bütünüyle temelsiz olmayabilir. İnsanların ses tonu değişmiş, konuşmalar kısalmış, bakışlar kaçırılmış olabilir. Bunların hiçbirini tek tek bilinçli olarak sıralamamışızdır ama ortamın bütünü farklı gelmiştir.
Deneyim, bu tür küçük işaretleri açık bir hesap yapmadan bir araya getirmemizi sağlar. Yıllardır aynı yerde çalışan biri yöneticisinin davranışındaki küçük bir değişikliği, bir ebeveyn çocuğunun sesindeki farkı, yakın ilişkideki biri alışılmış ritmin bozulduğunu erken fark edebilir. Buradaki “his” gizemli bir bilgi türü olmak zorunda değildir; dikkatimizin henüz cümle haline getirmediği ayrıntıların sonucu olabilir.
Fakat bir değişikliği sezmek ile onun anlamını bilmek arasında hâlâ mesafe vardır. Odadaki gerilimi doğru fark etmiş olabiliriz ama gerilimin bizimle ilgili olduğunu yanlış düşünebiliriz. Birinin sesindeki farklılığı algılayabiliriz ama bunun bize kızmasından değil, başka bir sorun yaşamasından kaynaklandığını sonradan öğrenebiliriz.
His bazen bir şey olduğunu söyler; ne olduğunu kendiliğinden söylemez.
Duygudan hükme nasıl geçeriz?
“İçimde kötü bir his var” cümlesinin ardından çoğu zaman “Kesin bir şey oldu” gelir. İlk cümle kişinin deneyimini anlatırken ikincisi dünya hakkında hüküm verir. Aradaki geçiş çok hızlı olduğu için bu iki düzey kolayca birbirine karışır.
Belirsiz bir huzursuzluk özellikle açıklama arar. Arkadaşımız cevap vermiyorsa sıkıntıyı ona bağlarız; sağlık kontrolü yaklaşıyorsa bedendeki sıradan bir duyum önem kazanır; işyerinde belirsizlik varsa yöneticinin kısa bir sözü yaklaşan kötü haberin işareti gibi görünebilir. Bu bağlantılar bütünüyle anlamsız değildir. İnsan dünyada yönünü, olaylar arasında bağlantılar kurarak bulur. Sorun, ilk kurulan bağlantının gerçeğin kendisine dönüşmesidir.
Freud’un açtığı temel sorunlardan biri burada hâlâ önemlidir: İnsan kendi duygusunun nedenine bütünüyle şeffaf değildir. Bir duygunun bağlandığı nesne ile onu ortaya çıkaran bütün koşullar aynı şey olmayabilir. Şu anda birine kızıyor olabiliriz ama öfkenin yoğunluğu gün boyunca yaşadığımız başka gerilimleri de taşıyabilir. Yaklaşan toplantıdan korktuğumuzu düşünürken toplantı daha eski bir başarısızlık deneyimini harekete geçiriyor olabilir.
Bu yüzden duygunun varlığı konusunda kendimizi ciddiye almakla, duygunun ilk açıklamasını doğru kabul etmek arasında ayrım gerekir.
Geçmiş, bugünün işaretlerini değiştirir
Dünyayı her seferinde sıfırdan okumayız. Daha önce yaşadıklarımız, hangi ayrıntıların bize önemli veya tehlikeli görüneceğine katılır. Daha önce saldırıya uğramış biri havlayan bir köpeği başkasından farklı yaşayabilir. Sürekli eleştirilen bir çalışan, yöneticisinin kısa bir bakışını daha kolay tehdit olarak okuyabilir. Geçmiş ilişkilerinde terk edilme yaşamış biri, geciken bir mesajı daha ağır hissedebilir.
Burada dışarıdaki işaret hayali değildir. Köpek gerçekten havlar, mesaj gerçekten gecikir, bakış gerçekten vardır. Fakat işaretin taşıdığı ağırlık geçmiş deneyimle birlikte oluşur.
Bu yüzden aynı olay farklı insanlar için aynı yoğunlukta yaşanmaz. Lacancı anlamda özne dünyayı boş bir yüzey olarak karşılamaz; daha önce kurulmuş anlam ağlarının içinden görür. Bir sessizlik, yalnızca sesin yokluğu değildir. Daha önceki sessizliklerin de izini taşıyabilir.
“İçimde kötü bir his var” dediğimizde bazen şimdiki zamana geçmiş de karışır. Bu, hissi geçersiz kılmaz; fakat onun yalnızca şu anda olup bitenlerin doğrudan kaydı olmadığını gösterir.
Her kötü his kuruntu değildir
Hissi yalnızca kişisel geçmişe bağlamak da yetersiz kalır. İnsanların yaşadığı maddi koşullar, ne kadar sık alarm halinde bulunacaklarını etkiler. İş güvencesi olmayan biri yöneticinin davranışlarını daha dikkatli takip eder; borç baskısı yaşayan biri telefonun çalmasını başka türlü karşılayabilir; sürekli ayrımcılığa veya tehdide maruz kalan biri çevresindeki işaretleri daha fazla gözetmek zorunda kalabilir.
Bazı insanların hayatında gerçekten daha fazla belirsizlik ve daha yüksek hata maliyeti vardır. Böyle bir deneyimi yalnızca “fazla düşünmek” diye açıklamak, duygunun toplumsal zeminini siler.
Fakat gerçek güvencesizlik ile her hissin doğru tehlike tespiti olduğunu söylemek de aynı şey değildir. Duygu gerçek koşullardan beslenebilir ama yine de belirli bir olay hakkındaki yorumumuz yanlış olabilir.
Bu nedenle “Bu his doğru mu yanlış mı?” sorusu çoğu zaman yetersizdir. Daha açıklayıcı olan, “Bu hissin ortaya çıkmasını mümkün ve anlaşılır kılan koşullar neler?” diye sormaktır.
His kanıt değil, araştırılması gereken bir veridir
Belki en kullanışlı ayrım burada kurulabilir: His kanıt değildir ama veri olabilir.
Gece yürürken bir sokakta huzursuz olduğumuzu düşünelim. Yalnızca bu huzursuzluktan “Burada kesin kötü bir şey olacak” sonucu çıkaramayız. Fakat hissi yok saymak da gerekmez. Çevreye yeniden bakabiliriz: Işık mı az, biri bizi takip ediyor gibi mi görünüyor, daha önce burada kötü bir deneyim mi yaşadık, yoksa gün boyunca zaten gergin miydik?
Aynı şey ilişkiler için de geçerlidir. “Bana artık değer vermediğini hissediyorum” cümlesini karşı taraf hakkında verilmiş nihai hükme dönüştürmek yerine, bu hissi hangi değişikliklerin ortaya çıkardığını sorabiliriz. Daha az mı konuşuyoruz, bir davranış mı değişti, ben başka bir dönemden mi geçiyorum, aynı his daha önce benzer koşullarda da ortaya çıktı mı?
Bu sorular duyguyu çürütmez. Duygunun taşıdığı bilgiyi, onun üzerine kurduğumuz yoruma yapışmadan incelemeyi sağlar.
“Hissettiğim için doğrudur” ile “yalnızca his olduğu için önemsizdir” aslında birbirine benzeyen iki kestirme yoldur. İkisi de araştırmayı durdurur.
Gerçekliği duygudan tamamen ayırabilir miyiz?
Burada ters bir yanılsamadan da kaçınmak gerekir. Sanki doğru algı, bütün duygularımızı susturduğumuzda elde edilen tarafsız bir bakışmış gibi düşünemeyiz. Ne fark ettiğimiz, neyi önemli bulduğumuz ve hangi ihtimale yöneldiğimiz zaten geçmişimizden, ihtiyaçlarımızdan ve toplumsal konumumuzdan etkilenir.
Bir kalabalık birine eğlenceli, diğerine tehditkâr gelebilir. Aynı sessizlik bir insan için huzur, başka biri için dışlanma işareti olabilir. Bu farklılıklar dış dünyanın olmadığı anlamına gelmez; dış dünyayla ilişkimizin doğrudan ve yorumsuz olmadığını gösterir.
His, gerçeğin alternatifi değildir. Gerçeklikle kurduğumuz ilişkinin bir parçasıdır. Fakat bu ilişkinin parçası olması, dış dünyanın kendisi olduğu anlamına da gelmez.
Başlangıçtaki telefona geri döndüğümüzde gerçekten bildiğimiz şey sınırlıdır: Bir cevap bekliyoruz, cevap gecikti ve bu gecikme bizde bir huzursuzluk oluşturdu. Belki ilişkide daha önce buna benzeyen durumlar yaşandı, belki son konuşmada küçük bir değişiklik fark ettik, belki de bugün zaten başka nedenlerle gerginiz. Bunların her biri anlamlı olabilir; fakat “Kötü hissediyorum, öyleyse kötü bir şey oldu” cümlesi hâlâ fazladan bir adım içerir.
Hissettiğimiz şey bazen henüz adını koymadığımız bir işareti, bazen geçmişte öğrenilmiş bir korkuyu, bazen içinde yaşadığımız gerçek güvencesizliği taşır. Çoğu zaman bunların birkaçını aynı anda içerir.
Bu yüzden daha sağlam soru “Bu his gerçeği kanıtlıyor mu?” değildir. Bu hissi ortaya çıkaran hangi işareti, geçmiş deneyimi veya gerçek belirsizliği henüz birbirinden ayırmadım?


