Ayvalık Akademisi
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi
No sonuç
Tümünü Gör sonuç
Ayvalık Akademisi
No sonuç
Tümünü Gör sonuç
Zeytin toplama, ayırma ve taşıma işlerinin aynı üretim süreci içinde farklı emek konumlarını görünür kıldığı, grenli siyah-beyaz belgesel sahne.

Üretim İlişkileri Nedir?

Yazan: Akademi
Kayıt yeri: 10 — Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik, Ders Notları

Bir önceki derste üretimin yalnızca nesne yapmak olmadığını görmüştük. İnsanlar yaşamlarını sürdürürken toprağı işler, yiyecek üretir, araçlar kullanır, yollar yapar, hizmet verir, malları taşır ve çok farklı faaliyetlerde bulunurlar. Fakat bunların hiçbirini toplumsal bir boşlukta gerçekleştirmezler. İnsanlar üretirken yalnızca doğayla ve nesnelerle değil, birbirleriyle de ilişki kurarlar.

Marx’ın düşüncesinde üretim ilişkileri dediğimiz şey tam burada ortaya çıkar.

Bir zeytinlik düşünelim. Zeytinler toplanıyor, kasalara konuyor, sıkım tesisine götürülüyor ve sonunda zeytinyağı üretiliyor. Dışarıdan baktığımızda aynı üretim sürecinin içinde çalışan birçok insan görebiliriz. Toprağın sahibi vardır. Hasada günlük ücretle gelen işçiler vardır. Ürünü taşıyan insanlar vardır. Sıkım tesisinin sahibi ve çalışanları vardır. Belki zeytinliği işleten kişi toprağın sahibi değildir; araziyi kiralamıştır. Belki ürün daha ortaya çıkmadan bir şirketle satış anlaşması yapılmıştır.

Bütün bu insanlar aynı üretim sürecinin içindedir.

Fakat aynı konumda değildirler.

Üretim ilişkileri kavramının ilk gösterdiği şey budur.

İnsanların üretime katılması, onların üretim araçlarıyla, ortaya çıkan ürünle ve birbirleriyle aynı ilişki içinde bulunduğu anlamına gelmez. Bir kişi toprağın sahibi olabilir, başka biri o toprakta ücret karşılığında çalışabilir. Bir kişi makinenin nasıl kullanılacağına karar verebilir, başka biri yalnızca kendisine verilen görevi yerine getirebilir. Bir kişi ortaya çıkan ürün üzerinde tasarruf hakkına sahip olabilirken başka birinin üretimle ilişkisi aldığı ücretle sınırlı olabilir.

Bu nedenle üretime yalnızca “kim ne yapıyor?” diye bakmak yeterli değildir.

Başka sorular da sormamız gerekir:

Üretimde kullanılan araçlar kimin denetimindedir?

Kim çalışmaktadır?

Kim üretimin nasıl yapılacağına karar vermektedir?

Ortaya çıkan ürün üzerinde kim hak sahibidir?

İnsanlar üretime hangi koşullarda katılmaktadır?

Ürünün ve üretimden elde edilen gelirin dağılımı nasıl gerçekleşmektedir?

Bu sorular bizi kişilerin özelliklerinden çok, aralarındaki ilişkilere götürür.

Bir fırını düşünelim. Fırının sahibi sabah herkesten önce işe geliyor, bütün gün çalışanlarla birlikte hamur yoğuruyor ve akşam en son çıkan kişi olabilir. Başka bir fırında ise işletme sahibi üretim alanına hiç girmeyebilir; yalnızca işletmenin yönetimiyle ilgilenebilir. İlk işletme sahibi çok çalışkan, ikincisi daha az çalışkan olabilir.

Fakat Marx açısından işletme sahibinin toplumsal konumunu belirleyen şey öncelikle ne kadar yorulduğu değildir.

Aynı şekilde çalışan kişinin işçi olması da onun yoksul, çalışkan veya belirli bir karaktere sahip olmasından kaynaklanmaz.

Buradaki ayrım kişilikler arasında değil, üretim süreci içinde işgal edilen toplumsal konumlar arasındadır.

Bu nokta önemlidir, çünkü gündelik hayatta toplumsal ilişkileri kişilerin özellikleriyle açıklamaya çok yatkınız. Bir işletmenin başarılı olmasını sahibinin girişimci ruhuna, bir çalışanın düşük gelirini yeterince çaba göstermemesine, başka bir kişinin zenginliğini zekâsına veya çalışkanlığına bağlayabiliriz. Bunların bazı durumlarda etkisi olabilir. Fakat üretim ilişkileri kavramı bize başka bir düzeye bakmayı öğretir.

Bir insanın toplumsal konumu, yalnızca onun içinde taşıdığı özelliklerden oluşmaz.

Başkalarıyla kurduğu ilişkiler içinde ortaya çıkar.

Bir insan tek başına “işveren” olamaz. İşveren olabilmesi için onunla belirli bir çalışma ilişkisine giren başkalarının bulunması gerekir. Aynı şekilde ücretli işçi olmak da kişinin tek başına sahip olduğu bir özellik değildir. Ücret karşılığında emek gücünü sunabileceği ve bunun karşılığında ödeme alacağı belirli bir toplumsal ilişkinin varlığını gerektirir.

Bu nedenle üretim ilişkileri kişilerin arasındaki sıradan temaslardan farklıdır.

İki insan sokakta karşılaşabilir, konuşabilir veya arkadaş olabilir. Bu da bir ilişkidir. Fakat üretim ilişkisi dediğimizde, insanların toplumsal üretim içinde hangi konumlarda bulunduğunu ve üretimin koşullarıyla nasıl bağlandığını anlatıyoruz.

Bu konumlar kişilerin birbirleri hakkında ne düşündüğünden bağımsız olarak da devam edebilir.

Bir işçi patronunu sevebilir.

Bir patron çalışanıyla yakın arkadaş olabilir.

Bir aile işletmesinde çalışanlarla işletme sahibi akraba olabilir.

Bütün bunlar mümkündür. Fakat kişisel yakınlık, üretim ilişkisinin ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Aynı şekilde tarafların birbirinden hoşlanmaması da ilişkinin temelini açıklamaz.

Bir işveren kötü biri olduğu için işveren değildir. Bir işçi de iyi veya kötü biri olduğu için işçi değildir. İlişkinin kendisini insanların ahlaki özelliklerinden ayırabilmek, Marx’ın toplumsal çözümlemesinde önemli bir adımdır.

Bu, ahlakın önemsiz olduğu anlamına gelmez. Bir işyerinde insanların birbirine nasıl davrandığı elbette önemlidir. Kötü çalışma koşulları, baskı, şiddet veya ayrımcılık gerçek sorunlardır. Fakat bunları açıklarken ilişkinin yapısını kişilerin karakteriyle karıştırmamak gerekir.

Çok iyi bir işverenin bulunduğu yerde de ücretli emek ilişkisi vardır.

Çok kötü bir işverenin bulunduğu yerde de.

Dolayısıyla Marx’ın sorusu “İşveren iyi mi kötü mü?” sorusundan önce başka bir yerde başlar:

Bu kişileri işveren ve çalışan olarak karşı karşıya getiren toplumsal ilişki nedir?

Burada üretim araçları kavramı önem kazanmaya başlar.

Üretimin gerçekleşebilmesi için yalnızca insan emeği yetmez. Toprak, makineler, binalar, araçlar, hammaddeler, enerji kaynakları ve üretimde kullanılan başka birçok unsur gerekir. Bunların biçimi toplumdan topluma değişebilir. Bir çiftçi için toprak ve tarım araçları, bir balıkçı için tekne ve ağlar, bir fabrika için makineler ve üretim tesisi belirleyici olabilir.

Fakat Marx’ın ilgisini çeken yalnızca bu araçların teknik özellikleri değildir.

İnsanların bu araçlarla hangi toplumsal ilişkiyi kurduğu da önemlidir.

Bir balıkçı kendi teknesiyle çalışabilir. Başka bir balıkçı bir tekne sahibinin yanında ücret karşılığında çalışabilir. İki kişi de aynı denize açılabilir, aynı ağları kullanabilir ve aynı balığı tutabilir.

Teknik faaliyet birbirine çok benzeyebilir.

Fakat üretim ilişkileri aynı değildir.

Birinci durumda kişi üretim aracına doğrudan sahip olabilir ve ürün üzerinde farklı bir tasarruf hakkı bulunabilir. İkinci durumda ise kullanılan araç başka birinin denetimindedir ve kişinin üretim sürecindeki konumu ücretli çalışan olarak kurulmuştur.

Bu nedenle üretim araçlarının varlığı kadar, üretim araçları üzerindeki toplumsal denetimin nasıl örgütlendiği de önemlidir.

Burada mülkiyet meselesine yaklaşmaya başlarız.

Fakat üretim ilişkilerini yalnızca tapu veya resmi sahiplik üzerinden düşünmek de yeterli değildir. Bir şeyin hukuken kime ait olduğu önemlidir, ancak üretimin gerçek işleyişini anlamak için bazen başka ilişkileri de incelemek gerekir.

Kim karar veriyor?

Kim üretim sürecini denetliyor?

Kim ürünün nereye gideceğini belirliyor?

Kim başkalarının çalışma zamanını düzenleyebiliyor?

Kim üretim araçlarına erişebiliyor, kim erişemiyor?

Dolayısıyla mülkiyet yalnızca bir kâğıt üzerindeki isim değildir. İleride mülkiyeti ayrıca ele aldığımızda bu sorunu daha ayrıntılı inceleyeceğiz.

Şimdilik önemli olan şudur:

İnsanların üretim araçlarıyla kurdukları farklı ilişkiler, onların birbirleriyle kurdukları toplumsal ilişkileri de etkiler.

Bir marketi düşünelim.

Kasada çalışan kişi, rafları düzenleyen kişi, mağaza müdürü, şirketin sahibi ve alışveriş yapan müşteri aynı mekânda bulunabilir. Hatta dışarıdan baktığımızda aralarındaki farkların bir bölümü görünmeyebilir. Hepsi aynı kapıdan girebilir, aynı havayı soluyabilir ve aynı ürünlerin arasında dolaşabilir.

Fakat mekân içindeki konumları aynı değildir.

Müşteri bir ürün satın almak için gelir. Çalışan belirli bir süre boyunca çalışma kapasitesini işletmeye sunar. Müdür üretim ve çalışma sürecinin belirli bölümlerini denetler. Şirket sahibi ise işletmenin mülkiyeti ve gelirleriyle başka bir ilişki içindedir.

Bu insanların arasındaki farkı yalnızca gelirleriyle açıklarsak önemli bir şeyi kaçırabiliriz.

Mağaza müdürü bazı çalışanlardan çok daha fazla kazanabilir. Küçük bir işletmenin sahibi bazı dönemlerde çalışanından daha az gelir bile elde edebilir. Yine de üretim içindeki toplumsal konumları aynı değildir.

Bu nedenle Marx’ın sınıf anlayışına ilerlediğimizde gelir tek başına yeterli olmayacaktır.

Sınıf meselesini henüz ayrıntılı biçimde tartışmayacağız. Fakat üretim ilişkileri kavramı bizi şimdiden önemli bir noktaya hazırlıyor:

Toplumsal konum, yalnızca kişinin ne kadar parası olduğuyla değil, üretim ilişkileri içinde nerede bulunduğuyla ilgilidir.

Bu nedenle üretim ilişkileri kavramını anlamadan sınıf kavramına geçmek kolayca yanıltıcı olur.

Eğer sınıfı yalnızca insanların gelirlerine göre oluşturduğumuz gruplar olarak düşünürsek düşük gelir, orta gelir ve yüksek gelir gibi kategoriler elde edebiliriz. Bunlar bazı araştırmalar için yararlı olabilir. Fakat Marx’ın sorduğu soru bundan farklıdır. İnsanların üretim araçlarıyla ve birbirleriyle kurduğu ilişkiler nasıl farklı toplumsal konumlar yaratmaktadır?

Bu soruya ileride yeniden döneceğiz.

Üretim ilişkilerinin tarihsel olması da önemlidir.

Bugün bize doğal görünen çalışma biçimleri insan toplumlarının değişmez özellikleri değildir. Ücretli çalışma, modern şirket, fabrika, büyük ölçekli tarım işletmesi veya bugünkü özel mülkiyet biçimleri her yerde ve her dönemde aynı şekilde bulunmamıştır.

İnsanlar farklı dönemlerde üretimi farklı toplumsal ilişkiler içinde örgütlemişlerdir.

Bazı toplumlarda toprağa erişim köy toplulukları veya aile ilişkileri üzerinden düzenlenebilir. Başka bir yerde toprak belirli bir soylu sınıfın denetiminde olabilir. Köle emeğinin kullanıldığı toplumlarda insanların üretim içindeki konumu bambaşka biçimde kurulabilir. Kapitalist toplumlarda ise ücretli emek ve sermaye ilişkisi merkezi hale gelir.

Bu örneklerin her birinde insanlar üretmektedir.

Fakat üretirken birbirleriyle aynı ilişkiyi kurmamaktadırlar.

Dolayısıyla Marx’ın “üretim” dediği şeyi yalnızca insanlığın değişmez faaliyetlerinden biri olarak düşünürsek eksik kalırız. Üretim her zaman belirli tarihsel üretim ilişkileri içinde gerçekleşir.

Burada Ön Okuma’daki “Bir Şeyin Tarihi Olması Ne Demektir?” sorusu yeniden önem kazanır.

Bir ilişkinin tarihsel olduğunu söylemek, onun gerçek olmadığını söylemek değildir.

Tam tersine, bugün çok doğal görünen bir ilişkinin nasıl ortaya çıktığını sormamızı sağlar.

Ücret karşılığında çalışmak bugün milyonlarca insan için yaşamın olağan bir parçasıdır. Sabah işe gitmek, belirli saatlerde çalışmak ve ay sonunda ücret almak bize o kadar sıradan gelebilir ki bunu insanların her zaman böyle yaptığı bir faaliyet gibi düşünebiliriz.

Oysa bu ilişkinin bugünkü yaygın biçimi tarihsel olarak oluşmuştur.

İnsanların büyük bölümü her zaman yaşamlarını başkasına emek gücünü satarak sürdürmemiştir.

Bu noktada Marx’ın toplumu okuma biçiminin neden tarihle birlikte düşünülmesi gerektiği ortaya çıkar. Toplumsal ilişkiler doğal yasalar değildir. Ortaya çıkar, dönüşür, mücadelelere konu olur ve bazen ortadan kalkarlar.

Fakat tarihsel olduklarını söylemek, bireylerin onları istedikleri anda değiştirebileceğini de göstermez.

Burada önemli bir gerilim vardır.

İnsanlar üretim ilişkilerini gerçekten yaşatırlar. Çalışmaya giderler, malları üretirler, sözleşmeler yaparlar, ücret öder veya ücret alırlar, işletmeleri yönetirler ve ürünleri satarlar. Bütün bu faaliyetler olmadan üretim ilişkileri yaşayamaz.

Fakat tek tek insanlar bu ilişkileri her sabah yeniden icat etmezler.

Bir çalışan işe başladığında ücretli emek ilişkisini sıfırdan kurmaz. Bu ilişki ondan önce vardır.

Bir işletme sahibi şirket kurduğunda özel mülkiyet sistemini kendisi yaratmaz. Hukuki ve ekonomik kurumlar ondan önce vardır.

Bir çiftçi toprağını miras aldığında miras ve mülkiyet ilişkilerinin kurallarını kendisi belirlememiştir.

İnsanlar hazır ilişkilerin içine girerler.

Ama bu ilişkiler de insanların faaliyetlerinden bağımsız olarak gökyüzünde duran görünmez yapılar değildir.

İnsanlar onları her gün yeniden gerçekleştirir.

Üretim ilişkilerini düşünürken iki uçtan da kaçınmak gerekir.

Birinci uçta toplum yalnızca bireysel kararların toplamı gibi görünür. İnsanlar ne yapmak isterse onu yapar ve bütün toplumsal düzen bu kararların sonucunda ortaya çıkar.

İkinci uçta ise toplum dev bir makineye dönüşür. İnsanlar hiçbir etkisi olmayan kuklalara benzer ve yapı her şeyi kendi başına belirler.

Marx’ın açtığı problem bu iki kolay açıklamanın arasındadır.

İnsanlar tarihsel ilişkiler içinde hareket ederler. Bu ilişkiler onların karşılaşacağı olanakları ve sınırları etkiler. Fakat ilişkiler de insanların faaliyetleri olmadan varlığını sürdüremez.

Bu nedenle üretim ilişkileri hem insan faaliyetlerinin koşuludur hem de o faaliyetler aracılığıyla yeniden üretilir.

“Yeniden üretim” kelimesinin burada tekrar ortaya çıkması tesadüf değildir.

Bir üretim düzeninin yalnızca bugün çalışması yetmez. Yarın da çalışabilmesi gerekir.

Bir fabrikanın makineleri yarın yeniden çalışmalıdır.

Ham madde yeniden gelmelidir.

Çalışanlar yeniden işe gelmelidir.

Mülkiyet hakları tanınmalıdır.

Sözleşmeler geçerli olmalıdır.

Paranın ödeme aracı olarak kabul edilmesi gerekir.

Ürünlerin satılabileceği bir pazar bulunmalıdır.

Yani üretim ilişkileri kendilerini sürekli yeniden kurmak zorundadır.

Burada sorun artık fabrikanın kapısının dışına taşmaya başlar.

Çalışanlar çalışabilmek için nerede yetişir?

Gerekli becerileri nerede öğrenir?

İnsanlar işyerindeki zaman düzenine, kurallara ve otorite biçimlerine nasıl alışır?

Mülkiyet neden meşru kabul edilir?

Sözleşmenin geçerliliğini hangi kurumlar korur?

Çalışma ilişkilerini hangi hukuk düzenler?

Bütün bunlar üretim sürecinin doğrudan içinde gerçekleşmeyebilir. Fakat üretim ilişkilerinin sürekliliği açısından önemsiz değildir.

Althusser’in daha sonra üzerinde özellikle duracağı sorunlardan biri burada belirginleşir: Bir toplum yalnızca ürünleri değil, üretim ilişkilerinin devam koşullarını da yeniden üretmek zorundadır.

Fakat buradan hızlı bir sonuca gitmemek gerekir.

Okulun, ailenin, hukukun veya kültürün yalnızca ekonomiye hizmet eden araçlar olduğunu söylersek yeniden basit bir ekonomik determinizme düşeriz. Bu kurumların kendi tarihleri, çatışmaları ve işleyiş biçimleri vardır. Üretim ilişkileriyle bağlantılı olmaları, onların yalnızca üretimin pasif sonuçları olduğu anlamına gelmez.

Bu ayrımı ilerleyen derslerde daha dikkatli kuracağız.

Şimdilik üretim ilişkileri kavramının bize kazandırdığı bakış yeterlidir.

İnsanların üretim sırasında hangi toplumsal konumlarda bulunduğunu görmeye başlıyoruz.

Bu konumları kişilerin karakterleriyle karıştırmıyoruz.

Bu ilişkilerin tarihsel olduğunu görüyoruz.

Ve bu ilişkilerin yalnızca insanların zihninde bulunan düşünceler olmadığını, her gün gerçek faaliyetler içinde yeniden kurulduğunu fark ediyoruz.

Bir zeytinlikte çalışanlara yeniden bakalım.

Hasat yapan işçinin eli gerçekten zeytine dokunur.

Toprak gerçekten vardır.

Makine gerçekten çalışır.

Yağ gerçekten üretilir.

Fakat üretim ilişkisi bu nesnelerin hiçbirinin içinde tek başına bulunmaz.

Toprak kendi başına “özel mülkiyet” değildir.

Makine kendi başına “sermaye” değildir.

Bir insanın bedeni kendi başına “işçi” değildir.

Bunlar belirli toplumsal ilişkiler içine girdiklerinde başka anlamlar kazanırlar.

İşte üretim ilişkileri kavramının bizi götürdüğü temel noktalardan biri budur:

Toplumsal konumlar nesnelerin veya insanların içinde saklı duran doğal özellikler değildir. İlişkiler içinde kurulurlar.

Bu nedenle Marx’a bakarken sürekli insanların kim olduğundan çok, hangi ilişkilerin içinde bulunduklarını sormaya başlarız.

Bir insanın çalışması önemlidir.

Fakat hangi koşullarda çalıştığı da önemlidir.

Bir insanın bir şeye sahip olması önemlidir.

Fakat bu sahipliğin başkalarının üretim içindeki konumuyla nasıl ilişkilendiği de önemlidir.

Bir ürünün ortaya çıkması önemlidir.

Fakat ürün ortaya çıkarken insanların birbirleriyle nasıl bağlandığı da önemlidir.

Marx’ın toplumu bireylerden ilişkilere doğru okumasının anlamı tam olarak burada görünmeye başlar.

Birey ortadan kaybolmaz.

Fakat artık açıklamanın başlangıcında tek başına durmaz.

Onu başka insanların, kurumların, üretim araçlarının ve tarihsel ilişkilerin içinde görmeye başlarız.

Bu noktadan sonra yeni bir soru ortaya çıkar.

Üretim ilişkilerinin içinde insanlar farklı konumlarda bulunuyorsa ve bütün üretim süreci insanların faaliyetleri sayesinde gerçekleşiyorsa, bu faaliyetin kendisini nasıl düşünmeliyiz?

Gündelik dilde “çalışmak” dediğimiz şey ile Marx’ın emek dediği şey aynı mıdır?

Bir sonraki derste bu soruya geçeceğiz:

Emek nedir?

İlgili

Etiketler: Althusserüretim araçlarıüretim ilişkileriemekkapitalizmKarl MarxMarxmülkiyetsınıftarihsel materyalizmtoplumsal yapıyeniden üretim

Menü

  • Künye
  • Sıkça Sorulduğu İddia Edilen Sorular
  • İletişim

Son Yazılar

Kurumsal toplantı masasında, kendi küçük otorite figürleriyle çevrili düşünceli bir çalışan.

Mehdi Enflasyonu ve Kurumsal Tevazu

Dar ve araçlarla dolu bir kent sokağında alışveriş poşetiyle duran yaşlı bir kadın, değişen mahalle dokusuna bakıyor.

Şehir Bunu Bana Neden Yapıyor?

Televizyon yayın kontrol odasında çok sayıda monitörün önünde çalışan bir kurgu operatörü.

Algoritma Beni Görmüyor

Güneş paneli ve yedek enerji ekipmanları arasında alışveriş yapan bir müşteri, bireysel hazırlığın maddi maliyetini gösteriyor.

Sistem Çökerse Ben Hazırım

Kategoriler

  • 00 — Ön Okuma
  • 05 — Evren, Madde ve Yaşam
  • 10 — Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
  • Ders Notları
  • Dijital Özne
  • Kavramlar
  • Kültür ve Estetik
  • Seyir Dairesi
  • Toplum ve İktidar

Etiket

Althusser Ayvalık Ayvalık Akademisi bağlam Bağlam Borcu ders notları eleştirel düşünme emek ideoloji kapitalizm Karl Marx Kavramsal Sterilizasyon Lacan Marx tarihsel materyalizm temel kavramlar toplumsal ilişkiler yapay zekâ yöntem özne
  • Akademi
  • Müfredat
  • Künye
  • Sıkça Sorulduğu İddia Edilen Sorular
  • Çerez Politikası (AB)
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim

2026 Ayvalık Akademisi

Welcome Back!

Login için hesap below

Forgotten şifre?

Şifrenizi geri alın

Lütfen Girin kullanıcı adı veya e-posta address için sıfırla şifre.

Log içinde
Onayı Yönet
En iyi deneyimleri sunmak için, cihaz bilgilerini saklamak ve/veya bunlara erişmek amacıyla çerezler gibi teknolojiler kullanıyoruz. Bu teknolojilere izin vermek, bu sitedeki tarama davranışı veya benzersiz kimlikler gibi verileri işlememize izin verecektir. Onay vermemek veya onayı geri çekmek, belirli özellikleri ve işlevleri olumsuz etkileyebilir.
Fonksiyonel Her zaman aktif
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından açıkça talep edilen belirli bir hizmetin kullanılmasını sağlamak veya bir elektronik iletişim ağı üzerinden bir iletişimin iletimini gerçekleştirmek amacıyla meşru bir amaç için kesinlikle gereklidir.
Tercihler
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından talep edilmeyen tercihlerin saklanmasının meşru amacı için gereklidir.
İstatistik
Sadece istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim. Sadece anonim istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim. Mahkeme celbi, İnternet Hizmet Sağlayıcınızın gönüllü uyumu veya üçüncü bir taraftan ek kayıtlar olmadan, yalnızca bu amaçla saklanan veya alınan bilgiler genellikle kimliğinizi belirlemek için kullanılamaz.
Pazarlama
Teknik depolama veya erişim, reklam göndermek için kullanıcı profilleri oluşturmak veya benzer pazarlama amaçları için kullanıcıyı bir web sitesinde veya birkaç web sitesinde izlemek için gereklidir.
  • Seçenekleri yönet
  • Hizmetleri yönetin
  • {vendor_count} satıcılarını yönetin
  • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Tercihleri görüntüle
  • {title}
  • {title}
  • {title}
No sonuç
Tümünü Gör sonuç
  • Akademi
  • Ders Notları
    • Ön Okuma
    • Tarihsel Materyalizm ve Ekonomi Politik
  • Defterler
    • Dijital Özne
    • Kültür ve Estetik
    • Toplum ve İktidar
  • Kavramlar
  • Seyir Dairesi

2026 Ayvalık Akademisi

Ayvalık Akademisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin