Asit oranı yükseldikçe hakikat görünür olur
Mümtaz Efendi (d. tahminen 1894, İzmir – k. meçhul, muhtemelen Midilli açıkları), Ayvalık’ın geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemine ait en sıra dışı simalarından biri olarak kabul edilir. Halk arasında “Sabunhane Müderrisi”, “Kuantumcu Hoca”, “Macaronlu Mümtaz” ve kimi Rumca kaynaklarda karşılığı kesinleştirilemeyen “yeşil ışıklı adam” benzeri adlarla anılmıştır.
Hakkındaki bilgiler büyük ölçüde sözlü anlatılar, kahvehane rivayetleri, sabunhane işçilerinin aktarımları ve 1931 tarihli kayıp Macaron Zabıt Defterinden derlenmiştir. Resmî kayıtlarda adına yalnızca bir kez, “tehlikeli derecede mürekkep ve asit taşıyan şahıs” ibaresiyle rastlanır. Bu kaydın gerçekten Mümtaz Efendi’ye mi, yoksa aynı dönemde Ayvalık sokaklarında dolaşan başka bir kimyevî meczuba mı ait olduğu hâlen tartışmalıdır.
Berlin Yılları
Rivayete göre Mümtaz Efendi genç yaşta Almanya’ya gitmiş, dönemin önemli fizik çevrelerinde bulunmuş ve kısa süreyle Max Planck ile Niels Bohr çevresindeki tartışmalara katılmıştır. Ancak akademik çevrelerle sık sık ihtilafa düştüğü, özellikle “fazla steril düşünce”, “ruhsuz matematik” ve “laboratuvara kapatılmış evren” eleştirileri nedeniyle üniversite kürsülerinde huzursuzluk yarattığı aktarılır.

Berlin Üniversitesi’nde verdiği son konuşmada şu cümleyi sarf ettiği söylenir:
“Evren laboratuvara sığmaz; zira hayat biraz pas, biraz keder ve biraz da zeytinyağı ister.”
Bu olaydan sonra görevine son verildiği yahut kendi iradesiyle ortadan kaybolduğu düşünülmektedir. Bazı kaynaklar, üniversitenin kara tahtasına karmaşık diyagramlar çizip tebeşiri dinleyicilere fırlattığını aktarır. Bu diyagramlar daha sonra halk arasında “Akademik Tıraş Şeması” adıyla anılmıştır.
Berlin dönemine ilişkin elde kalan en sorunlu belge, kenarında Almanca, Osmanlıca ve anlaşılmaz bazı kimyevî işaretlerin bulunduğu yarım bir defter sayfasıdır. Sayfanın alt kısmında yalnızca şu cümle okunabilmektedir:
“Madde, kendisini açıklamaktan sıkıldığında köpürür.”
Bu cümlenin Mümtaz Efendi’ye ait olup olmadığı kesin değildir. Ancak Ayvalık Akademisi çevresinde uzun süre onun erken dönem düşüncesinin özeti olarak kabul edilmiştir.
Ayvalık’a Gelişi
Mümtaz Efendi’nin 1928 sonbaharında İzmir üzerinden Ayvalık’a geldiği bilinmektedir. Özellikle Macaron Mahallesini tercih etmesinin nedeni konusunda farklı görüşler vardır. Kimilerine göre sabunhanenin nemli havası “düşünceyi elektriklendirmekteydi”; kimilerine göreyse Mümtaz Efendi yalnızca ucuz rakı, zeytinyağı kokusu ve yeterince sessizlik arıyordu.
Yerleştiği eski sabunhane kısa sürede tuhaf deneylerin merkezi hâline geldi. Mahalle sakinleri geceleri yapıdan yeşil fosforlu ışıklar yükseldiğini, içeriden bazen Almanca bazen Rumca bağırışlar duyulduğunu anlatmıştır. Sabunhanenin çevresinde bulunan kedilerin hareketsizleşmesi de uzun süre halk arasında konuşulmuştur. Bu hareketsizliğin kimyevî bir tesir mi, metafizik bir sarsıntı mı, yoksa yalnızca sabunhane civarındaki balık artıklarının azalmasıyla mı ilgili olduğu açıklığa kavuşmamıştır.
Mümtaz Efendi’nin Ayvalık’a gelişiyle birlikte kentteki kimi gündelik nesnelere de olağanüstü anlamlar yüklediği söylenir. Bakır kazanları “düşüncenin rahmi”, zeytin çekirdeklerini “yerel atom”, eski daktilo parçalarını ise “bürokratik kaderin fosili” olarak nitelendirdiği rivayet edilir.
Sabun Kazanı Hadisesi
Mümtaz Efendi’nin adı en çok 1929’daki meşhur Sabun Kazanı Vakası ile anılır. O gece lodosun şiddetli estiği, trafoların arızalandığı ve Ali’nin çay ocağındaki bardakların kendi kendine titrediği kaydedilir.
Tanıklara göre Mümtaz Efendi, büyük bakır kazanın içine zeytinyağı, pirina, daktilo parçaları ve ne olduğu bilinmeyen bazı kimyevî maddeler dökmüş; ardından saatlerce denklemler okumuştur. Sabaha karşı kazanın içinden yeşilimsi bir ışık yükseldiği ve içeride kısa süreli “deniz kokulu bir girdap” oluştuğu iddia edilir.
Hadiseden hemen sonra Mümtaz Efendi ortadan kaybolmuştur. Sabunhanede yalnızca şu nesneler bulunmuştur:
- On iki adet zeytin çekirdeği
- Yarım bir uzo fişi
- Kenarları yanmış bir Berlin tramvay bileti
- Üzerinde yalnızca “0.8” yazılı isli bir not kâğıdı
Bu son nesne, Mümtaz Efendi araştırmalarında özel bir yer tutar. 0.8 meselesi, kimi yorumculara göre başarısız bir deney oranını, kimilerine göre evrenin Ayvalık şartlarında aldığı eğrilik katsayısını, bazılarına göreyse yalnızca yarım kalmış bir içki hesabını ifade eder. Ayvalık Akademisi’nde uzun süre bu rakamın “hakikatin tam ortaya çıkmadan önceki son eşiği” olduğu ileri sürülmüştür.
Midilli Vakası
Molivos kıyısında denizden çıktığı ileri sürülen Mümtaz Efendi’nin, ilk günlerde bazı ada sakinleri tarafından “ahir zaman habercisi” yahut “denizden gelen bilge” sanıldığı rivayet edilir. Özellikle üstündeki yırtık Berlin cübbesi, ağır zeytinyağı kokusu ve anlaşılması güç konuşmaları, yerel halk arasında mistik yorumlara yol açmıştır.
Bir dönem liman kahvehanelerinde kendisine “Yeşil Mehdi” denildiği, hatta birkaç balıkçının peşine takılarak onun denizi ikiye ayırmasını beklediği anlatılır. Ancak Mümtaz Efendi’nin beklenen kerametleri göstermek yerine günlerinin çoğunu uzo içip peçetelere denklem karalayarak geçirmesi, söylencenin kısa sürede sönmesine sebep olmuştur.
Bazı anlatılara göre Midillili balıkçılar bir süre sonra onun “mehdi” değil, olsa olsa “çok yorulmuş bir hoca” olduğuna kanaat getirmiştir. Bunun üzerine Mümtaz Efendi’ye gösterilen mistik ilgi azalmış; kendisine yalnızca liman kahvesinin arka masasında, sobaya yakın bir yer ayrılmıştır.
Mümtaz Efendi’nin bir süre daha Midilli’de kaldığı, ardından yeniden kaybolduğu rivayet edilir. Bazı anlatılarda onu Sisam’da, bazılarında ise Dikili açıklarında eski bir tekneyle dolaşırken gördüklerini iddia edenler vardır. Ancak bu kayıtların hiçbiri doğrulanamamıştır.
Kişiliği ve Tesiri
Mümtaz Efendi’nin çağdaş anlamda bir bilim insanı mı, yoksa dönemin politik ve kültürel bunalımlarından etkilenmiş eksantrik bir düşünür mü olduğu hâlen tartışmalıdır. Ayvalık folklorunda ise daha çok “aklın sınırlarını zorlayan münzevi” olarak yaşamaya devam eder.
Onun düşüncesinde bilim, mistisizm ve yerel zanaat birbirinden kesin çizgilerle ayrılmaz. Sabun kazanı, laboratuvar tüpü kadar ciddidir; kahvehane masası, üniversite kürsüsünden aşağı değildir; zeytinyağı tortusu ise kimi zaman fiziksel bir artık değil, düşüncenin dibe çökmüş hâlidir.
Özellikle sabunhane işçileri arasında yayılan şu sözü uzun yıllar duvarlara yazılmıştır:
“Asit oranı yükseldikçe hakikat görünür olur.”
Bugün Macaron civarında bulunan harap bir duvarda silik biçimde görülen “0.8” rakamının da Mümtaz Efendi’ye ait olduğu kabul edilir. Ancak bazı araştırmacılar bu rakamın daha geç bir döneme, hatta mahallede yapılan badana hesaplarına ait olabileceğini ileri sürmüştür.
Ayvalık Akademisi’ndeki Yeri
Mümtaz Efendi, Ayvalık Akademisi tarafından doğrudan kurucu figür olarak değil, daha çok “geriye dönük manevi öncül” olarak kabul edilir. Akademi arşivlerinde adına düzenlenmiş resmî bir kayıt bulunmamakla birlikte, bazı metinlerde onun “sabun kazanında düşüncenin yerel formunu arayan ilk kişi” olduğu belirtilir.
Akademi çevresinde Mümtaz Efendi’nin önemi, tarihsel doğruluğundan çok temsil ettiği düşünsel tavırdan kaynaklanır. O, Ayvalık’ın yalnızca güzel sokaklar, taş evler ve zeytinyağıyla değil; aynı zamanda bozulmuş makineler, nemli defterler, yanlış anlaşılmış bilim ve yarım kalmış fikirlerle de düşünülebileceğini gösteren figürlerden biridir.
Bu nedenle Mümtaz Efendi maddesi, Ayvalık Ansiklopedisi’nin en tartışmalı kayıtlarından biri sayılır. Çünkü onun hayatı, belgeden çok rivayete; rivayetten çok lekeye; lekeden çok da köpüğe dayanır.
Yanlış Atıflar
Mümtaz Efendi’ye yıllar içinde çok sayıda söz, formül ve tuhaf davranış atfedilmiştir. Bunların bir kısmının aslında Macaronlu bir nalbura, bir kısmının sabunhane ustalarına, bazılarının ise rutubet lekelerine ait olduğu ileri sürülür.
Özellikle şu sözün Mümtaz Efendi’ye ait olmadığı düşünülmektedir:
“Zeytinyağı olmayan yerde fizik de olmaz.”
Bu cümlenin daha geç dönemde, bir zeytinyağı kooperatifi toplantısında ortaya çıktığı ve sonradan Mümtaz Efendi’ye yakıştırıldığı sanılmaktadır. Buna rağmen söz, halk arasında onun adıyla dolaşmaya devam eder.



