Fail Nerede? 9 Temiz Yaşam Kimin Kirliliğini Temizliyor?
Wellness, arınma ve toplumsal kirliliğin bedenin kişisel sorumluluğuna çevrilmesi
“Temiz besleniyorum.” “Şekeri bıraktım.” “Doğal ürün kullanıyorum.” “Hayatımdaki toksik şeyleri azaltıyorum.” Bu cümlelerin hepsi aynı şeyi söylemez. İnsan daha dengeli beslenebilir, sigarayı bırakabilir, daha çok hareket edebilir, uyku düzenini iyileştirebilir, kendisine zarar veren alışkanlıkları azaltabilir. Sağlığı korumak için kişinin yapabileceği şeyler vardır. Sorun, sağlıkla ilgili bu makul müdahalelerin “temiz” ile “kirli” arasındaki daha geniş bir hayat tasnifine dönüşmesiyle başlar. Dışarıdaki karmaşık dünya giderek bedenin içinde çözülecek bir probleme çevrilebilir.
Kirli hava, işlenmiş gıda, pestisit maruziyeti, plastik kullanımı, çalışma stresi, uyku düzensizliği, kent gürültüsü, uzun ulaşım süreleri ve sürekli ekran kullanımı birbirinden farklı sorunlardır. Aynı kaynaktan doğmazlar, aynı ölçüde risk üretmezler ve aynı müdahaleyle çözülemezler. Yine de gündelik sağlık ve wellness söyleminin bazı biçimleri bu dağınıklığı kişisel bir programa çevirebilir: daha iyi ye, daha çok su iç, hareket et, uyku düzenini düzelt, ekranını azalt, nefes egzersizi yap, evindeki ürünü değiştir. Sorunun kaynağı ne kadar farklı olursa olsun, müdahale alanı tekrar tekrar bireyin kendi bedenine ve gündelik rutinine döner.
Bu hareket ilk bakışta son derece makuldür. İnsan hava kirliliği politikasını tek başına değiştiremiyorsa evinde önlem alabilir. Çalışma saatlerini belirleyemiyorsa uyku düzenini iyileştirmeye çalışabilir. Gıda sistemini dönüştüremiyorsa ne satın aldığını seçebilir. Bireysel müdahaleyi küçümsemek kolay ama yanlış olur. Bir insan gerçekten kendi riskini azaltabilir, kendisini daha iyi hissedebilir ve yaşam kalitesini artırabilir. Mesele, müdahale edilebilir küçük alanın zamanla sorunun tamamının adresi haline gelmesidir.
Bir şeyin kaynağı dışarıda olabilir, çözüm yükü içeride toplanabilir. Kent havası yeterince temiz değilse kişi hava temizleyici alır. Güvenli yürüyüş alanı azsa spor salonuna gider. Ağır iş yükü devam ederken stres yönetimi öğrenir. Gıda üretiminin bütün zincirini değiştiremiyorsa etiketi okumaya başlar. Bunların hiçbiri tek başına yanlış değildir. Fakat aynı hareket sürekli tekrarlandığında şu soru ortaya çıkar: Kişi kendisini mi koruyor, yoksa çözülemeyen dış koşulların sonuçlarını kendi üzerinde yönetmek zorunda mı kalıyor?
“Temiz yaşam” dili tam bu noktada güçlüdür. Dağınık ve zor sorunların karşısına yapılabilir küçük işler çıkarır. Market rafında ürün seçilebilir, telefon başka odaya bırakılabilir, yürüyüşe çıkılabilir, öğün değiştirilebilir, sabah rutini kurulabilir. Dünyanın bütünü kontrol edilemezken kişinin kendi çevresinde dar bir müdahale alanı oluşur.
İnsan yeniden fail olur.
“Fail Nerede?” sorusu burada ilginç biçimde tersine döner. Kirlenmenin faili çoğu zaman dışarıda ve dağınıktır; temizlenmenin faili ise kolayca bireyin kendisine dönüşebilir.
Bu tersine dönüş yalnızca beslenmeyle sınırlı kalmaz. “Toksik” sözcüğünün yiyecekten ilişkiye, iş ortamından düşünce biçimine kadar farklı alanlarda kullanılabilmesi dikkat çekici bir benzerlik yaratır. Toksik insan, toksik iş, toksik düşünce ve toksik ürün aynı mekanizmanın kanıtı değildir; fakat ortak bir gündelik sezgiyi paylaşabilirler: zarar veren şeyi hayatın dışına çıkarırsan daha temiz bir alan kurarsın.
Bu dil bazı durumlarda oldukça işlevseldir. Zararlı bir ilişkiyi sonlandırmak ya da sağlığa olumsuz etkisi olduğu bilinen bir alışkanlığı bırakmak gerçekten koruyucu olabilir. Sorun “çıkarma” mantığı bütün karmaşık ilişkilerin ana açıklamasına dönüştüğünde belirir. Çalışma ortamındaki problem yalnızca toksik bir kişiye, sağlık problemi tek bir yiyeceğe, mutsuzluk tek bir alışkanlığa bağlandığında sorun yönetilebilir hale gelir ama aynı zamanda daralır.
“Temiz” ile “kirli” arasındaki ayrım da zaman zaman sağlık bilgisinin ötesine taşabilir. Bazı yiyecekler yalnızca daha az uygun değil “kirli”, bazı alışkanlıklar yalnızca sağlıksız değil “zehirli”, bazı yaşam biçimleri yalnızca farklı değil “yanlış” hale gelebilir. Buna karşılık doğru beslenen, bedenini dinleyen, rutinini yöneten ve kendisine iyi gelen şeyleri seçen kişi daha disiplinli, daha bilinçli, hatta daha sorumlu biri gibi görülebilir.
Bu ahlakileşmenin ne kadar yaygın olduğunu ayrıca araştırmak gerekir. Yine de dilin kendisi buna elverişlidir. Olasılıklarla konuşan sağlık bilgisinden çok daha net bir ayrım sunar. Bir davranışın belirli bir riski ne kadar artırdığını değerlendirmek zordur; “bunu hayatından çıkar” çok daha kolay bir komuttur.
“Kimyasal” ve “doğal” karşıtlığı bu sadeleştirmenin tanıdık örneklerinden biridir. Gündelik dilde “kimyasal” çoğu zaman yapay ve zararlı, “doğal” ise güvenli ve temiz anlamında kullanılabilir. Oysa “doğal” ya da “sentetik” olmak tek başına bir maddenin sağlık etkisini belirlemez. Risk doz, maruziyet, kullanım biçimi ve başka koşullarla birlikte değerlendirilir. “Doğal olan iyidir” biçimindeki temiz/kirli ayrımı bu karmaşıklığı daha kolay yönetilebilir iki kutba çevirir.
Detoks söylemi de benzer bir açıklık sunar: önce birikme, sonra arınma. Hangi detoks uygulamasının hangi fizyolojik etkisinin bulunduğu ayrı ayrı bilimsel olarak değerlendirilmelidir. Fakat kültürel olarak detoks fikrinin çekiciliği yalnızca biyolojiyle sınırlı değildir. Fazlalığın bedenden çıkarılabileceği, düzensiz bir dönemin küçük bir arınma programıyla geride bırakılabileceği hissini verir.
Tatilden sonra, bayramdan sonra, yoğun bir dönemden sonra “yeniden düzene girmek” için bir program başlatılır. Bu bazen yalnızca iyi bir rutin kurmaktır. Bazen de suçluluk ve telafi arasında gidip gelen küçük bir döngüye dönüşebilir: önce sınır aşılır, sonra beden yeniden disipline edilir.
Sağlıkla ilgili bireysel müdahalelerin pazarla karşılaşması da tek yönlü değildir. İnsanlar ihtiyaç duydukları için ürün arayabilir; ürünler de yeni ihtiyaç biçimleri yaratabilir. Organik gıda, doğal kozmetik, takviye, uyku cihazı, spor uygulaması, hava temizleyici, akıllı saat gibi çok farklı ürünleri tek bir nedene bağlamak doğru olmaz. Yine de ortak bir soru ortaya çıkıyor: Sağlıklı yaşamın giderek daha büyük bir bölümü satın alınabilir hizmet ve ürünlere bağlandığında, sağlık hakkı ile tüketim kapasitesi arasındaki sınır ne olur?
Temiz yaşamın sınıfsal tarafı tam burada görünür hale gelir. Daha iyi gıdaya, daha sessiz eve, daha temiz havaya, spor için zamana, doğaya erişime ve sağlık hizmetine herkes aynı ölçüde sahip değildir. Bir kişinin “iyi yaşam tercihi” başka biri için ekonomik olarak mümkün olmayabilir. Aynı hava kirliliğini yaşayan iki kişiden biri filtre cihazı satın alabilir, diğeri alamaz. Aynı yoğun çalışma düzeninde birinin spor salonuna, terapiye veya dinlenmeye ayıracak zamanı vardır; diğerinin yoktur.
Sağlık tavsiyesi maddi koşulları hesaba katmadığında kolayca kişisel performans diline kayabilir. “Daha iyi beslen”, “daha çok hareket et”, “iyi uyu”, “stresi azalt” önerileri soyut olarak yanlış değildir. Fakat çalışma saatleri, gelir, konut koşulları, bakım yükü ve erişim olanakları aynı değilse bu tavsiyeleri yerine getirme kapasitesi de eşit değildir. Yapamayan kişi sağlığına yeterince önem vermeyen biri gibi görünmeye başlayabilir.
“İstersen Olur” mantığının beden üzerindeki karşılığı da burada belirir. Başarısızlık yeterince istememeye bağlanıyorsa, sağlıktaki her sorunun da yaşam tarzıyla açıklanması kolaylaşabilir. Oysa hastalıkların ve sağlık sonuçlarının nedenleri çok farklıdır. Genetik, enfeksiyonlar, çevresel maruziyet, mesleki koşullar, yaş, biyolojik rastlantılar ve başka birçok etken devreye girebilir. Yaşam tarzı bunlardan biri olabilir; tamamı değildir.
Hastalık yaşayan kişiye yöneltilen bazı sorular bu sorumluluk genişlemesini görünür kılar: “Kendine bakmadın mı?”, “Çok stres yaptın mı?”, “Ne yedin?” Sorular her zaman suçlama amacıyla sorulmaz. Bazen açıklama arayışıdır. Fakat hastalık kişinin geçmiş yaşam yönetiminin bilançosuna çevrildiğinde fail yeniden bulunmuş olur: bedenin sahibi.
Bu sonuç ilginçtir, çünkü temiz yaşam söyleminin bir kısmı tam tersine dış dünyaya duyulan güvensizlikten beslenir. Gıda şirketleri, kozmetik ürünler, endüstriyel üretim, hava kirliliği, plastik kullanımı veya yanıltıcı pazarlama hakkında gerçek sorular vardır. Kurumsal güvensizliğin tamamını irrasyonel saymak mümkün değildir. Fakat dış sistemlere duyulan kuşkunun otomatik olarak kolektif siyasete yönelmesi de gerekmez. Kişi bazen sistemi değiştirmek yerine sistemin içinden kendisine daha güvenli bir koridor seçmeye çalışır.
Market rafı bunun küçük bir örneğini sunar. Üretim rejimini değiştiremezsiniz ama başka ürünü seçebilirsiniz. Tarım politikasına doğrudan müdahale edemezsiniz ama belirli etikete sahip ürünü tercih edebilirsiniz. Plastik üretimini tek başınıza durduramazsınız ama cam ambalaj satın alabilirsiniz. Bu tercihler etkisiz değildir. Tüketicinin talebi üreticinin davranışını belli ölçülerde etkileyebilir.
Yine de tüketici tercihi ile yurttaş talebi aynı şey değildir.
Güvenli gıdaya erişim yalnızca daha pahalı ürünü satın alabilenlerin meselesine dönüşüyorsa, riskin yönetimi sınıfsal olarak özelleşir. Temiz hava kamusal bir mesele olmaktan çıkıp kişisel cihazla çözülebilir bir hizmet gibi görülmeye başlanıyorsa ölçek değişir. Bireysel koruma kolektif talebi zorunlu olarak ortadan kaldırmaz; aynı kişi hem filtre kullanabilir hem temiz hava politikası talep edebilir. Mesele bu iki hareketin birbirine eşlik edip etmemesi değil, birinin diğerinin yerine geçip geçmediğidir.
Marx’ın meta dünyasında tarif ettiği ilişkiyi burada doğrudan “sağlıklı ürün kötüdür” biçiminde kullanmak gereksiz olur. Daha ilginç olan, toplumsal ilişkinin ürünün üzerinde görünür hale gelmesidir. Bir ürün temiz, doğal, yerel, sürdürülebilir veya etik olarak tanımlanır. Bu sıfatların bazıları gerçek üretim farklarını gösterebilir. Fakat üretim ilişkisinin tamamı satın alma anındaki doğru seçimle çözülebiliyormuş gibi görünmeye başladığında yurttaşın sorusu tüketicinin kararına sıkışabilir.
Kişinin kendi bedenini izlemesi de aynı biçimde çift anlamlıdır. Adım saymak, nabız izlemek, uyku düzenini takip etmek veya düzenli egzersiz yapmak sağlık açısından yararlı olabilir. Ölçme faaliyetinin kendisi sorun değildir. Beden sürekli optimize edilmesi gereken bir projeye dönüştüğünde ise farklı bir ilişki ortaya çıkar.
Foucault’nun kendini yöneten öznesi tam bu sınırda anlam kazanır. Kurumun kişiyi sürekli denetlemesine gerek kalmadan kişi kendi davranışlarını ölçebilir ve düzeltebilir. Fakat bu kavramı her sağlık takibine uygulamak da kolay bir kapanma olur. Bir diyabet hastasının değerlerini takip etmesiyle, sağlıklı bir kişinin hayatının her ayrıntısını performans göstergesine çevirmesi aynı şey değildir. Ayrım ölçümün varlığında değil, hayatın ne kadarının ölçüm rejimine dönüştüğünde aranmalı.
Bedenin bütünüyle yönetilememesi de bu ilişkinin sınırını gösterir. İnsan bütün tavsiyelere uyduğu halde hastalanabilir. Bir sağlık sonucu hiçbir zaman tümüyle davranıştan çıkarılamaz. Bilgi bazı riskleri azaltabilir, fakat hayatı garanti etmez.
Lacan’ın eksik Büyük Öteki fikri “doğru yaşam protokolü” arzusunu düşünmek için tam bu noktada işe yarar. Bir yerde, bütün kuralları doğru uygularsak bedenin bize doğru sonucu vereceğini bilen eksiksiz bir bilgi bulunduğunu varsaymak rahatlatıcı olabilir. Uzman, uygulama, diyet, rutin veya ölçüm sistemi bu kesinliği zaman zaman vaat edebilir. Fakat beden bir sözleşme gibi çalışmaz.
Bu durum wellness pazarının zorunlu olarak kötü niyetli olduğu anlamına gelmez. İyileştirme vaadinin kendisi zaten bitmeyen bir alan açar. Daha iyi uyku, daha fazla enerji, daha düşük stres, daha iyi kondisyon gibi hedeflerin kesin bir son noktası yoktur. Sağlık böylece yalnızca hastalığın yokluğu değil, sürekli geliştirilebilir bir performansa dönüşebilir.
Buradan bütün wellness dünyasını tek bir “neoliberal özne” etiketiyle açıklamak da aynı hatayı tekrarlar. İnsanların spor yapması, daha iyi beslenmesi, sigaradan uzak durması, dinlenmeye çalışması veya kendilerini gözlemlemesi gerçek yararlar sağlayabilir. Bedenle ilgilenmek otomatik olarak kolektif siyasetten uzaklaşmak değildir. Sorulması gereken şey pratiğin kendisinden çok, hangi sorunun yerine geçtiğidir.
Bir çalışan ağır iş yüküne karşı yoga yapıyorsa yoga sorun değildir. Yoga, iş yükünün konuşulmamasının koşuluna dönüşüyorsa başka bir ilişki ortaya çıkar. Kentte güvenli yürüyüş alanı olmadığı için spor salonuna gitmek anlamsız değildir. Spor salonunun varlığı kamusal hareketlilik problemini çözmüş sayılıyorsa ölçek değişir. Organik ürün satın almak yanlış değildir; güvenli gıdaya erişimin yalnızca satın alabilenin sorunu haline gelmesi başka bir şeydir.
“Temiz yaşam kimin kirliliğini temizliyor?” sorusu tam olarak bu ölçek farkını görünür kılıyor. Kişi kendi bedeninde gerçek bir iyileşme sağlayabilir ve aynı anda daha geniş bir riskin maliyetini üstleniyor olabilir. İş düzeni stres üretir, kişi meditasyonla baş etmeye çalışır. Kent hareketsizlik üretir, kişi spor salonu satın alır. Çevresel risk artar, kişi daha fazla korunma ürünü kullanır.
Bunların hiçbiri bireysel önlemi anlamsız hale getirmez.
Bireysel çözüm hem çözüm hem semptom olabilir. Gerçekten işe yarayabilir ve aynı anda sorunun neden kişisel alanda kaldığını gösterebilir. Bu ikisini ayırmazsak iki kolay cevaptan birine düşeriz: ya insanların kendilerine bakma çabasını küçümseriz ya da bütün sorumluluğu onların üzerine bırakırız.
Fail de tek yerde değildir. Zararlı bir ürünü bilerek piyasaya süren şirket varsa somut sorumluluk vardır. Yetersiz düzenleme varsa kurumsal sorumluluk tartışılabilir. Tüketicinin de gerçek tercihleri bulunur. Bazı sağlık ve çevre riskleri ise herhangi bir kişinin tek başına niyetinden bağımsız, üretim ve yaşam biçimlerinin toplamından çıkabilir. Aynı sonuçta bunların ağırlığı eşit olmak zorunda değildir.
“Temiz yaşam”ın vaat ettiği şey belki yalnızca sağlık değildir. Karmaşık ve kontrol edilmesi güç bir dünyada küçük bir müdahale alanı kurma imkânıdır. Mutfak düzenlenebilir, tabak seçilebilir, yürüyüş yapılabilir, sabah rutini kurulabilir, beden takip edilebilir. Büyük sistem değişmese de kişinin çevresinde belli bir sınır oluşur.
Bu sınırı küçümsemek gereksiz. İnsanların yaşayabilmek için kontrol edebildikleri alanlara ihtiyacı vardır. Sorun kişisel korunma alanı büyüdükçe dışarıdaki riskin nasıl üretildiğine ilişkin sorunun ortadan kalkmasıdır. “Neden böyle üretiliyor?” sorusu yerini yalnızca “ben bundan nasıl korunurum?” sorusuna bırakıyorsa sorumluluk ölçeği değişmiştir.
İki soru birbirinin düşmanı değildir.
Bazen ikisine de ihtiyacımız vardır. Kişi bugün kendisini korurken yarın daha iyi çalışma koşulu, temiz hava, güvenli gıda veya erişilebilir kamusal alan talep edebilir. Kişisel bakım ile kolektif müdahale birbirini dışlamak zorunda değildir.
“Fail Nerede?” sorusu temiz yaşamda bu yüzden bedene kadar geliyor ama bedende bitmiyor. İnsan yapabildiğini yapabilir. Sorun, yapamadıklarının da hesabının ona kesilmesidir.
Temiz yaşamak mümkün olabilir. Temiz bir hayat garanti etmek ise başka bir iddiadır.
Belki ayrılması gereken şey tam olarak bu: Kendimizi korumak başka, bizi kirleten koşulların sorumluluğunu üstlenmek başka.
Fail Nerede?


