00.02 00 — Ön Okuma
Bir şeyin adını bilmek, onu açıkladığımız anlamına gelmez.
Bu ayrım çok basit görünür. Fakat düşünürken en sık karıştırdığımız şeylerden biridir.
Bir insanın davranışına “bencillik” diyebiliriz. Bir toplumdaki duruma “eşitsizlik” diyebiliriz. Bir kişinin sürekli aynı davranışı tekrarlamasına “takıntı” diyebiliriz. Bir yönetimin uygulamasına “otoriterlik” diyebiliriz.
Bunların hepsi bir şeyi adlandırır.
Adlandırmak işe yarar. Karşımızdaki şeyi diğer şeylerden ayırmamızı, onun hakkında konuşmamızı ve benzer durumları yan yana getirmemizi sağlar. Fakat adın kendisi bize henüz o şeyin neden ortaya çıktığını, nasıl sürdüğünü veya hangi ilişkiler içinde bulunduğunu söylemez.
Örneğin bir mahallede kiralar hızla yükseliyorsa buna “pahalılık” diyebiliriz.
Bu yanlış değildir.
Ama “kiralar neden yükseliyor?” diye sorduğumuzda “çünkü pahalılık var” cevabı bize fazla bir şey söylemez. Sorunun adını tekrar etmiş oluruz.
Açıklama burada başlar.
Mahalleye yeni bir talep mi oluşmuştur? Ev sayısı mı azalmıştır? Turizm mi artmıştır? Büyük yatırımcılar mı konut toplamaktadır? Gelirler aynı kalırken mülk fiyatları mı yükselmektedir? Belediyenin veya merkezi yönetimin aldığı kararların bunda etkisi var mıdır?
Bir şeyi açıklamak, onun çevresindeki ilişkileri araştırmayı gerektirir.
Bu nedenle açıklama genellikle adlandırmadan daha yavaştır.
Adlandırmak hızlıdır. Bir kelime buluruz ve olayın üzerine koyarız.
Açıklamak ise bizi biraz daha beklemeye zorlar.
Bir işyerinde çalışanların sürekli yorgun olduğunu düşünelim. Buna “tükenmişlik” diyebiliriz. Bu ad, yaşanan durumu tarif etmek için yararlı olabilir. Fakat burada durursak bütün yükü çalışan kişinin üzerine bırakma tehlikesi ortaya çıkar.
Neden tükeniyor?
Çalışma süresi mi uzun? Ücret mi düşük? İş güvencesi mi yok? Sürekli ulaşılabilir olması mı bekleniyor? Aynı işi daha az insan mı yapıyor? İşyerindeki denetim biçimi mi değişti?
Bu sorular sorulduğunda olay artık yalnızca kişinin özelliği olmaktan çıkar. İçinde bulunduğu ilişkiler de görünmeye başlar.
Adlandırmanın tehlikesi kelimelerde değildir. Tehlike, adı açıklamanın yerine koyduğumuzda ortaya çıkar.
“Bu kişi tembel.”
“Bu toplum kutuplaşmış.”
“Bu gençler apolitik.”
“Bu mahalle soylulaşıyor.”
“Bu insan narsist.”
Bu cümlelerin bazıları doğru olabilir. Bazıları yanlış olabilir. Fakat doğru olmaları bile onları açıklama haline getirmez.
“Tembel” dediğimiz kişinin hangi koşullarda çalıştığını bilmiyoruz.
“Kutuplaşma” dediğimiz şeyin nasıl üretildiğini bilmiyoruz.
“Apolitik” dediğimiz insanların siyasetten neden uzak durduğunu bilmiyoruz.
“Soylulaşma” dediğimiz süreçte kimin geldiğini, kimin gittiğini, mülkiyetin nasıl değiştiğini henüz bilmiyoruz.
Bir kelime bize araştırmanın nereden başlayabileceğini gösterebilir. Fakat araştırmanın kendisi değildir.
Bu ayrım özellikle kavramlarla çalışırken önemlidir.
Bir olayın üzerine “hegemonya”, “yabancılaşma”, “ideoloji”, “bilinçdışı” veya “sınıf” kelimesini koymak, o olayı açıklamış olduğumuz anlamına gelmez.
Bazen tam tersine olur.
Yeni öğrendiğimiz bir kavramı gördüğümüz her şeye uygulamaya başladığımızda, kavram bize düşünme kolaylığı sağlar. Fakat bu kolaylık yanıltıcı olabilir. Artık sorular sormak yerine isimler koymaya başlayabiliriz.
Bir işçinin patronunun kararını kabul etmesine hemen “hegemonya” diyebiliriz.
Bir insanın yaptığı hataya “bilinçdışı” diyebiliriz.
Bir alışveriş tercihine “ideoloji” diyebiliriz.
Böyle yaptığımızda güçlü görünen kelimeler kullanmış oluruz. Ama olay hakkında daha fazla şey görmüş olmayabiliriz.
Bu yüzden bir kavramla karşılaştığımızda iki ayrı şeyi birbirinden ayırmak gerekir:
Bu kavram neyi adlandırıyor?
ve
Bu kavram neyi açıklamamı sağlıyor?
İkisi aynı soru değildir.
Adlandırmak bazen çok değerlidir. Daha önce dağınık biçimde hissettiğimiz bir şeye isim verdiğimizde onu ilk kez açık biçimde görebiliriz. “Yabancılaşma” kelimesiyle karşılaşan biri, uzun zamandır yaşadığı bir durumu ilk kez tarif edebildiğini hissedebilir.
Bu önemlidir.
Fakat burada durmak zorunda değildir.
Sonraki soru şudur: Bu yabancılaşma nereden geliyor? Hangi ilişkiler içinde ortaya çıkıyor? Her durumda aynı biçimde mi çalışıyor? Başka insanlar bunu farklı mı yaşıyor?
Ad, düşünmenin sonu değil başlangıcı olabilir.
Bu derslerde bir kelime öğrendiğimizde onu mümkün olduğunca hızlı kullanmaya çalışmayacağız. Önce neyi gösterdiğine, sonra hangi ilişkileri görünür kıldığına bakacağız.
Çünkü bazen bir şeyin adını bilmeden de onu oldukça iyi görebiliriz.
Bazen de adını çok iyi bildiğimiz halde onu hiç açıklamamış olabiliriz.
Bu nedenle kendimize sık sık şu soruyu sorabiliriz:
Şu anda bir şeyi açıklıyor muyum, yoksa yalnızca ona bir isim mi veriyorum?
Ayvalık Akademisi Ders Notları
Ön Okuma
- Kavram Nedir?
- Bir Şeyi Açıklamak ile Adlandırmak Arasındaki Fark
- Bir Soru Nasıl Kurulur?
- Nedenler Neden Tek Başına Yetmez?
- Bir Örnek Ne Kadar Şey Gösterir?
- Bireysel Olan ile Toplumsal Olan Nasıl Ayrılır?
- Bir Şeyin Tarihi Olması Ne Demektir?
- İlişki Nedir? Bir Nesneyi İlişkileri İçinde Düşünmek
- Çelişki Nedir?
- Yapı Nedir?
- Özne Nedir?
- İdeoloji Nedir?
- Söylem Nedir?
- Bağlam Nedir?
- Bir Metin Nasıl Okunur?
- Bir Kavramı Günlük Dile Çevirmek Neyi Kaybettirir?
- Aynı Olay Neden Farklı Kuramlarda Farklı Görünür?



