Bir arkadaşımız iş bulamadığını söyler. Bir başkası hemen cevap verir: “Benim kuzenim iki haftada iş buldu.” Bir dükkân sahibi turizm sezonunun iyi geçtiğini anlatır: “Bu yaz işlerimiz çok iyiydi.” Başka biri mahallesindeki üç evin yabancılara satıldığını görür ve “Artık bütün evleri yabancılar alıyor” der. Gündelik konuşmalarımız böyle örneklerle doludur. Başımızdan geçen, gözümüzle gördüğümüz veya güvendiğimiz birinden duyduğumuz olaylar bize güçlü görünür. Çünkü soyut değillerdir; karşımızda gerçekten yaşanmış bir şey vardır.
Fakat bir şeyin gerçekten yaşanmış olması, onun bize her şeyi gösterdiği anlamına gelmez.
Bir örnek öncelikle şunu gösterir: Böyle bir şey olmuştur. Kuzen gerçekten iki haftada iş bulmuşsa, iki haftada iş bulmanın mümkün olduğunu biliyoruz. Fakat bundan iş arayan herkesin kolayca iş bulabileceği sonucunu çıkaramayız. Bir esnaf turistlerden iyi para kazanmışsa turizmin bazı işletmelere gelir sağladığını söyleyebiliriz; fakat bu bilgi tek başına turizmin kentte yaşayan herkes üzerindeki etkisini göstermez. Aynı dönemde başka birinin kirası yükselmiş, bir çalışan daha uzun saatler çalışmaya başlamış veya başka bir esnaf iş yapamamış olabilir.
Sorun örneğin yanlış olması değildir. Sorun, örneğe taşıyabileceğinden daha fazla yük yüklemektir.
Bu ayrım gündelik hayatta kolayca kaybolur. “Ben gördüm”, “Ben yaşadım”, “Benim çevremde böyle” dediğimizde tartışmanın bittiğini düşünebiliriz. Oysa kişisel deneyim çok değerli olsa da gördüğümüz alanın bir sınırı vardır. Bir insan yüzlerce kişiyle karşılaşmış olabilir; yine de toplumun tamamıyla karşılaşmış değildir. Bir mahallede kırk yıl yaşamış olabilir; yine de aynı mahallede yaşayan herkesin deneyimini yaşamış değildir. Deneyim bize dünyadan bir parça verir. O parçanın dünyanın bütünüyle nasıl ilişkili olduğunu ayrıca düşünmemiz gerekir.
Örneğin biri “Gençler artık kitap okumuyor” diyebilir. Gerçekten çevresindeki gençlerin kitap okumadığını gözlemlemiş olabilir. Burada ilk yapılması gereken, “Hayır, gençler çok okuyor” diyerek karşı örnek bulmak değildir. Önce cümlenin ne kadar genişlediğine bakmak gerekir. Hangi gençler? Kaç kişi? Hangi dönemde? Kitap derken yalnızca basılı kitap mı kastediliyor? Önceki kuşaklarla karşılaştırma neye dayanıyor? Başlangıçtaki gözlem doğru olabilir ama “çevremdeki birkaç genç” ile “gençler” arasında büyük bir mesafe vardır.
Bir örneğin sınırını görmek, yaşanmış deneyimi değersizleştirmek değildir. Tam tersine, onu daha dikkatli kullanmaktır.
Karşı örnekler de benzer biçimde çalışır. “Yoksul ailelerin çocukları iyi eğitim alamıyor” diyen birine, yoksul bir aileden çıkıp üniversite profesörü olmuş birisini göstermek ilk cümleyi kendiliğinden geçersiz kılmaz. O kişi gerçekten vardır ve önemli bir örnektir. Fakat burada sorulması gereken şey, bunun mümkün olup olmadığı değil, hangi koşullarda ne kadar sık gerçekleştiğidir. Bir istisna bazen bir genellemeyi çürütebilir; bazen ise tam tersine, o genellemenin hangi koşullarda işlemediğini anlamamıza yardım eder.
Bu nedenle “örnek var” ile “kanıtlandı” aynı şey değildir.
Bazen bunun tersi olur: Bir örneği yalnızca bize uymadığı için değersiz sayarız. Bir kadın işyerinde sürekli küçümsendiğini anlatır ve çevresinden “Ben hiç böyle bir şey yaşamadım” cevabını alır. İkinci kişinin yaşamamış olması, ilkinin yaşadığını ortadan kaldırmaz. Kendi deneyimimiz de diğer bütün örnekleri geçersiz kılan bir ölçü değildir. “Ben görmedim” ile “yoktur” arasında da en az “ben gördüm” ile “her yerde böyledir” arasındaki kadar büyük bir mesafe vardır.
Örneklerin gücü başka bir yerde ortaya çıkar. Bazen büyük bir ilişkiyi ilk kez küçük bir olay sayesinde fark ederiz. Bir kiracının hikâyesi bize konut piyasasına ilişkin bir soru düşündürebilir. Bir öğrencinin okul deneyimi eğitim sistemindeki bir sorunu görünür hale getirebilir. Bir işçinin anlattığı vardiya düzeni çalışma hayatına ilişkin daha geniş bir araştırmanın başlangıcı olabilir. Burada örnek cevap değildir; soru üretir.
Bu, önceki dersle doğrudan bağlantılıdır. “Bir Soru Nasıl Kurulur?” dersinde belirsiz bir rahatsızlıktan araştırılabilir bir soruya geçmeye çalışmıştık. Örnek de aynı sürecin parçasıdır. Bir olay dikkatimizi çeker ve şöyle sorarız: Bu yalnızca burada mı oluyor? Başka yerlerde de görülüyor mu? Kimlerde görülüyor? Ne zamandan beri var? Hangi koşullarda ortaya çıkıyor? Aynı koşullarda neden herkeste aynı sonucu vermiyor?
Bu sorular çoğaldığında örnek kendi sınırlarının dışına çıkmaya başlar ve bizi ilişkilere götürür.
Mesela bir kafede çalışan genç, sezon boyunca günde on iki saat çalıştığını söylüyor. Bu tek başına Ayvalık’taki bütün çalışanların on iki saat çalıştığını göstermez. Ama göz ardı edilmesi gereken bir ayrıntı da değildir. Başka çalışanlarla konuşabiliriz. Çalışma saatlerine, ücretlere, sezonluk istihdama ve işletmeler arasındaki farklılıklara bakabiliriz. İlk örnek böylece daha geniş bir sorunun giriş kapısı olur.
Burada dikkat edilmesi gereken başka bir şey daha vardır: Hangi örneklerin karşımıza çıktığı da rastlantısal olmayabilir. Sosyal medyada çok sıra dışı bir olay binlerce kez paylaşılabilir. Birkaç video izledikten sonra bu olayın her yerde gerçekleştiğini düşünmeye başlayabiliriz. Haberler de çoğunlukla sıradan olanı değil, dikkat çekici olanı gösterir. On binlerce kişinin hiçbir olay yaşamadan sürdürdüğü bir gün haber olmaz; olağanüstü tek bir olay olabilir. Böylece nadir olan, gözümüzün önünde çok sık görünmeye başlayabilir.
Bu durumda gördüğümüz şey uydurma değildir. Fakat görünürlüğü ile yaygınlığı aynı şey olmayabilir.
Aynı sorun çevremizde de vardır. İnsanlar genellikle kendilerine benzeyen kişilerle konuşur. Benzer mesleklerde çalışan, benzer mahallelerde yaşayan, benzer ekonomik koşullara sahip insanların deneyimleri birbirine yaklaşabilir. Beş arkadaş aynı şeyi söylüyorsa bu dikkate değerdir; ama onların aynı çevrede bulunması da dikkate değerdir. “Herkes böyle düşünüyor” dediğimizde bazen aslında “Konuştuğum herkes böyle düşünüyor” demiş oluruz.
Bu ayrım yalnızca araştırma yaparken değil, kendimizi anlamaya çalışırken de önemlidir. Bir ilişkide iki kez benzer bir sorun yaşamışsak “Benim bütün ilişkilerim böyle” diyebiliriz. Birkaç kişi bizi hayal kırıklığına uğratmışsa “İnsanlara güvenilmez” sonucuna varabiliriz. Yaşadığımız olaylar gerçektir; hatta acı verici olabilirler. Ama onların anlamını kurarken yaptığımız genelleme ayrıca incelenebilir. Belki tekrar eden gerçekten bir ilişki vardır; belki de birkaç olaydan bütün geleceğimizi tarif eden bir sonuç çıkarmışızdır. Bunu önceden bilemeyiz.
Dolayısıyla örneği hemen kabul etmek de hemen reddetmek de yeterli değildir. Örneğin ne gösterdiğini sormak gerekir.
Bir örnek bize bir şeyin mümkün olduğunu gösterebilir. Bir ilişkinin varlığına dair işaret verebilir. Daha önce fark etmediğimiz bir mesele hakkında soru doğurabilir. Büyük bir sürecin insanların hayatında nasıl yaşandığını somutlaştırabilir. Bazen bir genellemenin işlemediği yeri göstererek düşüncemizi değiştirebilir. Fakat çoğu zaman tek başına bir olayın ne kadar yaygın olduğunu, neden gerçekleştiğini veya toplumun bütünü için ne anlama geldiğini söyleyemez.
Bu yüzden örnekten vazgeçmeyiz. Onu yerine yerleştiririz.
İlerleyen derslerde bireysel olan ile toplumsal olanı, tarihi, ilişkileri, çelişkileri ve yapıları konuşacağız. Bunların hepsinde örneklere ihtiyacımız olacak. Fakat kavramları örneklerin üzerine zorla geçirmek kadar, örnekleri de genel hükümlerin yerine koymaktan kaçınmamız gerekecek. Bir insanın hikâyesi toplum değildir; ama toplumun o insanın hayatında nasıl yaşandığına açılan bir pencere olabilir.
Bir örnekle karşılaştığımızda başlangıç için şu sorular yeterlidir:
Bu örnek tam olarak neyi gösteriyor?
Buradan çıkardığım sonuç, örneğin gösterdiğinden daha büyük mü?
Bu olayın başka kişilerde veya başka koşullarda nasıl gerçekleştiğini biliyor muyum?
Bana uymayan örnekleri de hesaba katıyor muyum?
Bu örneği cevap olarak mı kullanıyorum, yoksa yeni bir soru kurmak için mi?
Çünkü düşünmenin önündeki sorun her zaman örneğimizin az olması değildir. Bazen elimizdeki küçük parçayı, fark etmeden dünyanın tamamı sanmamızdır.
Ayvalık Akademisi Ders Notları
Ön Okuma
- Kavram Nedir?
- Bir Şeyi Açıklamak ile Adlandırmak Arasındaki Fark
- Bir Soru Nasıl Kurulur?
- Nedenler Neden Tek Başına Yetmez?
- Bir Örnek Ne Kadar Şey Gösterir?
- Bireysel Olan ile Toplumsal Olan Nasıl Ayrılır?
- Bir Şeyin Tarihi Olması Ne Demektir?
- İlişki Nedir? Bir Nesneyi İlişkileri İçinde Düşünmek
- Çelişki Nedir?
- Yapı Nedir?
- Özne Nedir?
- İdeoloji Nedir?
- Söylem Nedir?
- Bağlam Nedir?
- Bir Metin Nasıl Okunur?
- Bir Kavramı Günlük Dile Çevirmek Neyi Kaybettirir?
- Aynı Olay Neden Farklı Kuramlarda Farklı Görünür?



