Bazen bir şeylerin yolunda gitmediğini hissederiz ama neyin yanlış olduğunu tam söyleyemeyiz. İşimiz vardır, evimiz vardır, gündelik hayatımız büyük ölçüde sürüyordur; yine de içimizde belirsiz bir sıkıntı kalabilir. Bazen de gerçekten kötü bir dönemden geçeriz ama yaşadığımız şeyi tek bir nedene bağlayamayız. Böyle zamanlarda ilk cümlemiz çoğu kez bir soru değil, bir huzursuzluk ifadesidir: “İnsanlar çok değişti”, “Bu şehir artık yaşanmaz oldu”, “Ben neden böyle hissediyorum?”, “Kimse kimseyi anlamıyor”, “Her şey pahalı”, “Gençler çok ilgisiz.”
Bu cümleler önemsiz değildir. Çoğu zaman gerçek bir deneyimin içinden çıkarlar. Fakat henüz üzerinde çalışılabilecek kadar açık olmayabilirler. Bir şey bizi rahatsız ediyor olabilir; ama rahatsızlık ile soru aynı şey değildir. Soru kurmak, o belirsizliği biraz daha görünür hale getirmektir.
Örneğin “Bu şehir artık yaşanmaz oldu” cümlesini ele alalım. Bu güçlü bir ifadedir ama çok geniştir. Ne değişmiştir? Kiralar mı artmıştır? Kalabalık mı çoğalmıştır? Trafik mi kötüleşmiştir? İnsanların birbirleriyle ilişkisi mi değişmiştir? Kamusal alanlar mı azalmıştır? Kişinin kendi hayatı mı değişmiştir? Bütün bunların bir bölümü aynı anda doğru olabilir. İlk cümleyi hemen düzeltmek yerine onun içinden daha küçük sorular çıkarmaya başlayabiliriz.
Soru kurmak, çoğu zaman büyük bir cümleyi parçalamaktır.
“Her şey pahalı” dediğimizde de benzer bir durum vardır. Her şey gerçekten aynı oranda mı pahalılaşmıştır? Gelirimiz mi azalmıştır? Bazı ürünlerin fiyatı diğerlerinden daha mı hızlı artmıştır? Kira ile yiyecek harcamasının ağırlığı aynı mıdır? Aynı fiyat artışı herkes için aynı sonucu mu doğurur? “Her şey pahalı” cümlesi yanlış olmak zorunda değildir; fakat düşünmeye başlayabilmek için onu biraz açmamız gerekir.
İyi bir soru, ilk cümlemizi küçümsemez. Onu daha dikkatli hale getirir.
Bunun tersi de sık görülür. Bir soruyu daha baştan hazır bir cevabın içine kurarız. “İnsanlar neden bu kadar bencil oldu?” dediğimizde, insanların gerçekten daha bencil olduğu sonucunu sorunun içine yerleştirmiş oluruz. “Gençler neden siyasetten uzaklaştı?” derken bütün gençlerin siyasetten uzaklaştığını varsayabiliriz. “Sosyal medya insanları neden yalnızlaştırıyor?” sorusu, sosyal medyanın herkesi yalnızlaştırdığını daha araştırmaya başlamadan kabul etmiş olabilir.
Bu tür sorular bize soru soruyormuşuz hissi verir; ama bazen sadece kendi cevabımızı başka bir biçimde tekrar ederiz.
Bu nedenle bir soru kurarken ilk işlerden biri, içine gizlediğimiz kabulleri fark etmektir.
“İnsanlar neden bencil oldu?” yerine “İnsanların birbirleriyle ilişkilerinde hangi değişimler yaşanıyor?” diye sorabiliriz.
“Gençler neden siyasetten uzaklaştı?” yerine “Gençlerin siyasetle kurduğu ilişki nasıl değişti?” diyebiliriz.
Bu yeni sorular mutlaka daha doğru değildir. Fakat araştıracağımız şeyi henüz baştan kapatmazlar.
Bir başka güçlük, sorunun fazla büyük olmasıdır. “Dünya neden böyle?” gerçek bir sorudur ama nereden başlayacağımızı bilmek zordur. “İnsan neden mutsuzdur?” da aynı biçimde çok geniştir. Bu tür sorular bazen uzun düşüncelerin başlangıcı olabilir; fakat gündelik bir olayı anlamaya çalışırken biraz daraltılmaları gerekir.
Örneğin “İnsan neden mutsuzdur?” yerine “Son aylarda işyerinde kendimi neden daha huzursuz hissediyorum?” diye sorabiliriz. Sonra bunu da açabiliriz: İş yüküm mü arttı? Çalışma saatleri mi değişti? İnsanlarla ilişkim mi bozuldu? Gelecekle ilgili kaygım mı arttı? İş dışında yaşadığım bir şey işe bakışımı mı etkiliyor?
Soruyu daraltmak cevabı küçültmek değildir. Tam tersine, üzerinde gerçekten düşünebileceğimiz bir alan açar.
Burada önemli bir nokta daha vardır: Her soru yalnızca “neden?” diye başlamaz.
“Neden?” çok güçlü bir sorudur ama tek soru biçimi değildir. Bazen önce “ne oluyor?” diye sormamız gerekir. Bazen “ne değişti?”, “kim etkileniyor?”, “ne zamandan beri?”, “nerede?”, “kim karar veriyor?”, “kim kazanıyor?”, “kim kaybediyor?”, “aynı şey herkes için geçerli mi?” gibi sorular daha yararlı olabilir.
Bir kafede fiyatların arttığını gördüğümüzde hemen “Neden pahalı?” diye sorabiliriz. Ama önce neyin pahalılaştığını, fiyatların ne zaman değiştiğini, çevredeki diğer işletmelerde aynı durumun olup olmadığını, kiraların veya maliyetlerin değişip değişmediğini bilmek gerekebilir. “Neden?” sorusuna ulaşmadan önce bazen olayın kendisini daha iyi tarif etmemiz gerekir.
Bu yüzden iyi bir soru çoğu zaman iyi bir gözlemden çıkar.
Bir başka örnek olarak “Kimse kimseyi dinlemiyor” cümlesini düşünelim. Bu cümle bir aile tartışmasından, işyerinden, siyasetten veya sosyal medyadan çıkmış olabilir. Aynı söz farklı yerlerde farklı şeyleri anlatır. “Kimse” kimdir? “Dinlememek” ne demektir? Sözünü kesmek mi, fikrini önemsememek mi, karar verirken hesaba katmamak mı? Soru netleştikçe rahatsızlığın kendisi de daha belirgin hale gelir.
Bazen soruyu kurarken kendi yerimizi de hesaba katmak gerekir. Bir mahallede “Burası çok değişti” diyen kişi orada kırk yıldır yaşıyor olabilir. Aynı mahalleye yeni taşınan biri ise değişimi başka türlü görebilir. “Mahalle değişti mi?” sorusunun yanına “Kimin açısından değişti?” sorusu eklenebilir. Böylece soru yalnızca nesneye değil, onu soran kişinin bulunduğu yere de bakmaya başlar.
Bu, soruların kişisel olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, kendi konumumuzu fark etmek soruyu daha açık hale getirebilir.
Bir soru kurarken hemen büyük kavramlara da ihtiyaç yoktur. “Hegemonya burada nasıl çalışıyor?”, “Bu bir yabancılaşma örneği mi?”, “Bu olay yapısal mı?” gibi sorular ileride işe yarayabilir. Fakat henüz olayı yeterince görmeden kavramı öne koyarsak soruyu kavramın içine sıkıştırabiliriz. Bazen önce çok daha basit bir soru gerekir: “Burada tam olarak ne oluyor?”
Bu derslerin önemli amaçlarından biri de budur. Kavramları soruların yerine koymamak.
Bir kavram bize yeni bir soru gösterebilir, fakat soruyu kapatmamalıdır.
Soru kurmak, her zaman sonunda kesin bir cevaba ulaşacağımız anlamına da gelmez. Bazı sorular değişir. Araştırmaya başladığımızda yanlış yere baktığımızı fark edebiliriz. İlk başta “Bu kişinin problemi ne?” diye sorarken, bir süre sonra “Bu işyerinde neden herkes aynı sorunu yaşıyor?” diye sormaya başlayabiliriz. Sorunun değişmesi başarısızlık değildir. Bazen düşünmenin ilerlediğini gösterir.
Bu nedenle iyi bir soru, yalnızca doğru cevabı bulmaya yarayan bir anahtar değildir. Bazen bize nerede yanlış baktığımızı gösterir.
Bir soruyu kurarken birkaç basit adım yardımcı olabilir. Önce bizi rahatsız eden ilk cümleyi olduğu gibi tutabiliriz: “Bu mahallede artık kendimi rahat hissetmiyorum.” Sonra cümlenin içindeki belirsiz kelimelere bakabiliriz: “Artık” ne zamandan beri? “Rahat hissetmemek” ne demek? Gürültü mü arttı, tanıdık insanlar mı azaldı, fiyatlar mı yükseldi, sokakta geçirilen zaman mı değişti? Ardından bu değişimin yalnızca bize mi ait olduğunu, başkalarının da benzer bir şey yaşayıp yaşamadığını sorabiliriz.
Böylece ilk cümle kaybolmaz. Yalnızca açılır.
Bu önemli, çünkü düşünmeye başlamak için gündelik dilimizi terk etmek zorunda değiliz. İlk cümlemiz eksik, dağınık veya abartılı olabilir. Yine de gerçek bir deneyimin izini taşıyabilir. Ama onu olduğu haliyle son açıklama kabul etmek yerine, içinden sorular çıkarabiliriz.
İlerleyen derslerde neden, örnek, birey, toplum, tarih, ilişki, yapı, özne, ideoloji ve söylem gibi kavramlarla karşılaşacağız. Bunların her biri yeni sorular kurmamıza yardım edecek. Fakat hiçbirinin görevi bizim yerimize düşünmek değildir.
Başlangıç için birkaç soru yeterlidir:
Beni rahatsız eden şey tam olarak ne?
Bu cümlenin içinde doğru kabul ettiğim ama henüz sınamadığım ne var?
Soruyu biraz daraltırsam neyi daha açık görebilirim?
Bu durum yalnızca benim deneyimim mi, yoksa başkaları için de benzer bir şey var mı?
Ve belki en önemlisi:
Şu anda gerçekten bir soru mu soruyorum, yoksa cevabımı soru biçiminde mi söylüyorum?
Düşünme çoğu zaman cevabı bulduğumuz anda değil, ilk kez gerçekten ne sorduğumuzu fark ettiğimiz anda başlar.
Ayvalık Akademisi Ders Notları
Ön Okuma
- Kavram Nedir?
- Bir Şeyi Açıklamak ile Adlandırmak Arasındaki Fark
- Bir Soru Nasıl Kurulur?
- Nedenler Neden Tek Başına Yetmez?
- Bir Örnek Ne Kadar Şey Gösterir?
- Bireysel Olan ile Toplumsal Olan Nasıl Ayrılır?
- Bir Şeyin Tarihi Olması Ne Demektir?
- İlişki Nedir? Bir Nesneyi İlişkileri İçinde Düşünmek
- Çelişki Nedir?
- Yapı Nedir?
- Özne Nedir?
- İdeoloji Nedir?
- Söylem Nedir?
- Bağlam Nedir?
- Bir Metin Nasıl Okunur?
- Bir Kavramı Günlük Dile Çevirmek Neyi Kaybettirir?
- Aynı Olay Neden Farklı Kuramlarda Farklı Görünür?



