00.03 00 — Ön Okuma
Bir olay olduğunda çoğu zaman ilk sorumuz “Neden oldu?” olur. Bu soru gereklidir; fakat bizi bazen fazla hızlı bir cevaba götürür. Bir öğrenci derse geç kalmıştır, çünkü uyuyakalmıştır. Bir işçi işinden ayrılmıştır, çünkü patronuyla anlaşamamıştır. Bir mahallede kiralar yükselmiştir, çünkü talep artmıştır. Bir insan tartışmada bağırmıştır, çünkü öfkelenmiştir. Bunların hepsi doğru olabilir. Fakat doğru bir neden bulmuş olmak, olayı bütünüyle açıkladığımız anlamına gelmez.
Bunun basit bir nedeni vardır: aynı neden, farklı koşullarda farklı sonuçlar doğurabilir. İki insan da öfkelenebilir; biri bağırır, diğeri susar. İki mahallede de talep artabilir; birinde kiralar hızla yükselirken diğerinde yükseliş daha sınırlı kalabilir. İki çalışan da patronuyla anlaşamayabilir; biri işten ayrılırken diğeri kalabilir. Demek ki neden önemlidir, fakat nedenin hangi ilişkiler içinde etkili olduğu da önemlidir. Bir olayın ortaya çıkışını anlamak için yalnızca sebebe değil, o sebebin içinde çalıştığı koşullara da bakmak gerekir.
Örneğin bir kişinin işten ayrıldığını düşünelim. “Patronuyla tartıştı” açıklaması doğru olabilir. Fakat kişinin başka bir iş bulma ihtimali, kenarda parasının olup olmaması, bakmakla yükümlü olduğu insanlar, çalışma saatleri, aldığı ücret ve işyerindeki diğer sorunlar da kararın biçimini etkiler. Aynı koşullarda çalışan diğer insanların neden ayrılmadığını sormak da önemlidir. Bu sorular patronla yaşanan tartışmayı önemsizleştirmez; tersine, onu başka ilişkilerin içine yerleştirir. İlk neden ortadan kalkmaz, fakat tek başına duran bir sebep olmaktan çıkar.
Gündelik dilde sık sık tek nedenli açıklamalar kullanırız: “İnsanlar böyle davranıyor çünkü cahiller”, “Gençler siyasete ilgisiz çünkü rahatlarına düşkünler”, “Bu işletme battı çünkü kötü yönetildi”, “Bu çocuk başarısız çünkü çalışmıyor”, “Bu şehir bozuldu çünkü çok turist geldi.” Bu cümlelerin her biri olayın gerçek bir parçasını yakalayabilir. Sorun, yakaladıkları parçayı bütün açıklama haline getirdiğimizde başlar. “Çalışmıyor” dediğimiz öğrenci gerçekten az çalışıyor olabilir; fakat evde çalışabileceği bir ortamının olup olmadığı, gününün ne kadarını başka işlere ayırdığı, okulda anlatılanlarla kendi hayatı arasında ilişki kurup kuramadığı ve “başarı” dediğimiz şeyin nasıl ölçüldüğü hâlâ açıklanmayı bekler.
Bu nedenle toplumsal olaylarda “asıl neden budur” cümlesine dikkat etmek gerekir. Elbette bazı nedenler diğerlerinden daha belirleyici olabilir; her şeyi eşit derecede önemli saymak da açıklama değildir. Fakat belirleyici olmak ile tek başına açıklamak aynı şey değildir. Bir fabrikanın kapanmasında ekonomik kriz belirleyici olabilir; fabrikanın sektörü, borçları, mülkiyet yapısı, devlet politikaları, işgücünün niteliği ve bulunduğu bölge ise krizin o fabrikada hangi sonucu doğuracağını etkiler.
Deprem bunun daha açık bir örneğidir. Deprem fiziksel bir olaydır ve yıkımın ortaya çıkmasının temel nedenidir. Fakat aynı büyüklükteki iki deprem iki yerde aynı toplumsal sonucu doğurmayabilir. Binaların nasıl yapıldığı, denetimin nasıl işlediği, insanların hangi yapılarda yaşadığı, gelir dağılımı, ulaşım olanakları ve kamu kurumlarının hazırlığı sonucu değiştirir. Depremi ortadan kaldırmadan da şu ayrımı yapabiliriz: Bir olayın başlamasına neden olan şey ile olayın aldığı biçimi açıklayan şey aynı olmak zorunda değildir.
Bu ayrım toplumsal düşüncenin birçok alanında karşımıza çıkar. Ekonomik kriz insanları etkiler, fakat herkesi aynı biçimde etkilemez. Bir yasa herkese uygulanabilir, fakat herkes için aynı sonucu üretmeyebilir. Aynı söz iki kişiye söylenebilir, fakat ikisi tarafından aynı biçimde duyulmayabilir. Aynı teknoloji milyonlarca insan tarafından kullanılabilir, fakat kullanım biçimleri birbirinden farklı olabilir. Ortak bir nedenin bulunması, farklı sonuçların neden ortaya çıktığını açıklama yükünü ortadan kaldırmaz.
Bunun tersi bir hata da vardır. Tek nedenden kaçarken her şeyi sonsuz bir ilişkiler ağına çevirmek mümkündür. “Her şey her şeyle bağlantılıdır” demek de bir açıklama değildir. Düşünmenin amacı bir olayın çevresine mümkün olan en uzun etken listesini yerleştirmek değil, hangi ilişkilerin gerçekten belirleyici olduğunu ayırt edebilmektir. Bu nedenle “Bunun nedeni nedir?” sorusunun yanına başka bir soru koymak gerekir: Hangi ilişkiler bu olayın tam da bu biçimde ortaya çıkmasını mümkün kıldı?
Örneğin “İnsanlar neden düşük ücrete rağmen bu işte çalışmaya devam ediyor?” sorusuna “Çünkü paraya ihtiyaçları var” diye cevap verebiliriz. Bu yanlış değildir, fakat henüz çok az şey söyler. Başka işlerin bulunup bulunmadığı, işsizliğin düzeyi, ailenin geliri, borçlar, hukuki güvence, sendikal örgütlenme ve kişinin yaşadığı yerdeki iş olanakları, “ihtiyaç” dediğimiz şeyin somut biçimini belirler. İhtiyaç ortadan kalkmaz; tersine, ilişkileri görüldükçe daha anlaşılır hale gelir.
Bu derslerde bir olayın karşısına geçtiğimizde tek bir büyük neden aramakla yetinmeyeceğiz. Nedenlerin hangi koşullarda çalıştığına, hangi ilişkiler tarafından güçlendirildiğine veya sınırlandığına ve neden aynı etkenin farklı yerlerde farklı sonuçlar doğurduğuna bakacağız. Çünkü bazen doğru nedeni bulup yine de yanlış bir açıklamaya ulaşabiliriz.
Bu nedenle iki soruyu birbirinden ayırmak yararlı olacaktır:
Bu olayın ortaya çıkmasında ne etkili oldu?
Bu etki neden burada, bu kişiler için ve bu biçimde bir sonuç doğurdu?
İkinci soruyu sormaya başladığımızda, nedenlerden ilişkilere doğru ilerlemeye başlarız.
Ayvalık Akademisi Ders Notları
Ön Okuma
- Kavram Nedir?
- Bir Şeyi Açıklamak ile Adlandırmak Arasındaki Fark
- Bir Soru Nasıl Kurulur?
- Nedenler Neden Tek Başına Yetmez?
- Bir Örnek Ne Kadar Şey Gösterir?
- Bireysel Olan ile Toplumsal Olan Nasıl Ayrılır?
- Bir Şeyin Tarihi Olması Ne Demektir?
- İlişki Nedir? Bir Nesneyi İlişkileri İçinde Düşünmek
- Çelişki Nedir?
- Yapı Nedir?
- Özne Nedir?
- İdeoloji Nedir?
- Söylem Nedir?
- Bağlam Nedir?
- Bir Metin Nasıl Okunur?
- Bir Kavramı Günlük Dile Çevirmek Neyi Kaybettirir?
- Aynı Olay Neden Farklı Kuramlarda Farklı Görünür?



