Bir arkadaşımız yıllardır çalıştığı işten ayrılıyor. Maaşı kötü değildir, işyerinde açık bir çatışması da yoktur. Yine de “Artık orada duramıyordum” diyor. Bu olayı dinlediğimizde pek çok soru sorabiliriz. Çalışma koşulları mı ağırlaştı? Yaptığı iş üzerinde söz hakkı mı yoktu? Yöneticisiyle ilişkisi mi bozuldu? Başarılı olma baskısından mı yoruldu? Çocukluğundan beri otoriteyle kurduğu ilişkide tekrar eden bir şey mi vardı? İşyerinde kullanılan dil, kendisini sürekli “yetersiz çalışan” olarak mı kuruyordu? Bunların hepsi aynı olayın çevresinde sorulabilecek sorulardır. Fakat aynı sorular değildir.
Bir olayın farklı kuramlarda farklı görünmesi, çoğu zaman kuramların aynı gerçeğe farklı cevaplar vermesinden önce başlar. Farklı kuramlar aynı olaya farklı sorular sorar.
Bu ayrım önemlidir. Kuramı yalnızca hazır cevaplar deposu olarak düşünürsek Marx’a, Freud’a, Lacan’a, Gramsci’ye veya Foucault’ya aynı soruyu sorup farklı cevaplar aldığımızı sanabiliriz. Oysa çoğu zaman düşünürlerin yaptığı bundan daha köklüdür. Başlangıçta neyin açıklanması gerektiğini farklı biçimde kurarlar.
İşten ayrılan kişi örneğine yeniden bakalım. Bir ekonomi politik yaklaşım ücret, çalışma süresi, mülkiyet, iş güvencesi ve işyerindeki karar yetkisi gibi ilişkilere dikkat edebilir. Psikanalitik bir yaklaşım kişinin neden belirli ilişkileri tekrar tekrar yaşadığını, işyerindeki bazı sözlerin neden diğerlerinden daha güçlü etki yarattığını veya ayrılmanın onun için hangi arzulara ve korkulara bağlandığını sorabilir. Söyleme odaklanan bir çalışma ise “başarı”, “profesyonellik”, “verimlilik” ve “kariyer” gibi kelimelerin işyerindeki davranışları nasıl düzenlediğine bakabilir.
Olay aynıdır.
Fakat görünür hale gelen ilişkiler değişmiştir.
Bunu bir ev örneğinde de görebiliriz. Bir mahallede kiralar hızla yükseliyor olsun. İlk bakışta soru basittir: “Kiralar neden yükseldi?” Ekonomik bir inceleme konut arzına, mülkiyet yapısına, turizme, kredi koşullarına ve gelir dağılımına bakabilir. Kent çalışmaları aynı sürecin mekânı nasıl değiştirdiğini, hangi grupların mahallede kalabildiğini ve hangilerinin uzaklaştığını sorabilir. Kültürel bir yaklaşım mahallenin nasıl “çekici”, “otantik” veya “yatırım yapılabilir” bir yer olarak anlatıldığını inceleyebilir. Bir tarihçi ise bugünkü mülkiyet düzeninin hangi geçmiş süreçler içinde oluştuğunu araştırabilir.
Bunlardan biri zorunlu olarak diğerlerinin alternatifi değildir.
Çünkü aynı olayın farklı ilişkileri olabilir.
Bir insanın evinden taşınması ekonomik bir olaydır; aynı zamanda mekânsal, tarihsel, ailevi ve kişisel bir deneyimdir. Tek bir kuram bütün bu düzeyleri aynı açıklıkla görmek zorunda değildir. Bir kuram belirli bir ilişkiyi çok güçlü biçimde görünür hale getirirken başka bir ilişkiyi geri plana bırakabilir.
Burada önceki derslerde konuştuğumuz kavram fikrine geri dönebiliriz. Bir kavram yalnızca bir şeye isim vermiyordu; daha önce ayrı gördüğümüz bazı şeyleri birbirine bağlıyordu. Kuram da benzer biçimde çalışır. Tek bir kavramdan daha geniş bir ilişkiler düzeni kurar. Hangi şeylerin birlikte düşünülmesi gerektiğine ilişkin bir öneride bulunur.
Bu yüzden kuramı bir gözlük gibi düşünmek cazip olabilir. Farklı gözlükler taktığımızda aynı şeye farklı biçimde bakarız. Fakat bu benzetmenin bir sınırı vardır. Çünkü kuram yalnızca görüntünün rengini değiştirmez. Bazen daha önce nesne olarak bile görmediğimiz bir şeyi ortaya çıkarır.
Örneğin bir fabrikaya baktığımızda makineleri, çalışanları ve üretilen malları görebiliriz. Marx’ın kavramlarıyla baktığımızda ücretli emek, emek gücü, mülkiyet, değer üretimi ve sermayenin hareketi görünür hale gelmeye başlayabilir. Bunlar fabrikaya sonradan hayalimizde eklediğimiz şeyler değildir. Zaten oradaki ilişkileri belirli biçimde ayırmayı öğrenmiş oluruz.
Benzer biçimde bir aile tartışmasını dinlerken yalnızca iki insanın anlaşmazlığını görebiliriz. Psikanalitik bir kavram bize aynı sahnenin neden tekrar tekrar kurulduğunu, bazı kelimelerin neden olağanüstü bir ağırlık taşıdığını veya kişinin karşısındakinden gerçekten ne istediğini sormamızı sağlayabilir.
Kuram burada yeni bir dünya icat etmez.
Aynı dünyada başka ilişkileri seçilebilir hale getirir.
Fakat bu noktada kolayca başka bir hataya düşebiliriz: “Demek ki herkes dünyayı kendi kuramına göre görüyor; o halde bütün açıklamalar eşittir.”
Bu sonuç doğru değildir.
Farklı kuramların farklı şeylere bakması, her yorumun aynı ölçüde geçerli olduğu anlamına gelmez. Bir açıklama elimizdeki verilerle uyuşmayabilir. Kavramlarını yanlış kullanabilir. Olguları görmezden gelebilir. Bir olay için gerçekten önemli olmayan ilişkileri merkeze alabilir. Başka bir açıklama ise daha fazla ilişkiyi daha az varsayımla açıklayabilir.
Bir köprü çöktüğünde bunu yalnızca “toplumun modernleşme arzusunun sembolik krizi” diye açıklamak mümkün olabilir; fakat mühendislik hatası, malzeme kalitesi ve bakım kayıtları dururken böyle bir kuram olayın asıl açıklayıcı ilişkilerini kaçırabilir.
Kuram kullanmak, gerçeğin yerine kuram koymak değildir.
Gerçeğe daha iyi soru sorabilmek için kuram kullanmaktır.
Bu nedenle bir kuramın değerini yalnızca ne kadar etkileyici olduğuna veya ne kadar çok olaya uygulanabildiğine göre değerlendirmemek gerekir. Bazen bir kavramı her yerde kullanabiliyor olmak onun gücünü değil, fazla gevşek hale geldiğini gösterebilir.
Her davranışı “ideoloji” ile açıklarsak ideoloji kavramı bir süre sonra hiçbir özel şey söylemez.
Her ilişkiyi “narsisizm” ile açıklarsak insanların birbirinden neden farklı davrandığını açıklamak zorlaşır.
Her toplumsal sorunu “kapitalizm” diyerek kapatırsak kapitalizmin o olayda hangi ilişki üzerinden çalıştığını göstermek zorunda kalmayız.
Her konuşmayı “söylem” diye adlandırmak da aynı sorunu yaratır.
Bir kuramın güçlü olması, her yerde görünmesi değildir.
Nerede çalıştığını gösterebilmemizdir.
Burada “Bir şeyi açıklamak ile adlandırmak arasındaki fark” dersine yeniden dönüyoruz. “Bu kapitalizmdir”, “bu ideolojidir”, “bu bilinçdışıdır”, “bu söylemdir” demek henüz açıklama değildir. Kavramı çağırdıktan sonra neyin değiştiğini gösterebilmemiz gerekir.
Hangi ilişki görünür hale geldi?
Hangi neden daha anlaşılır oldu?
Hangi olaylar birbirine bağlandı?
Daha önce açıklayamadığımız neyi şimdi açıklayabiliyoruz?
Eğer bu sorulara cevap veremiyorsak kuram, dünyayı düşünmek için kullanılan bir araç olmaktan çıkıp bir etiket haline gelmiş olabilir.
Bir başka sorun, kuramı doğrulamak için örnek toplamaktır. Bir düşünürü çok sevdiğimizde etrafımıza onun haklı olduğunu kanıtlayacak olayları toplamaya başlayabiliriz. Marx okuyorsak her yerde sınıf ilişkisi, Freud okuyorsak her yerde bastırma, Foucault okuyorsak her yerde iktidar, Lacan okuyorsak her yerde Büyük Öteki görmeye başlayabiliriz.
Bu ilk aşamada şaşırtıcı değildir. Yeni bir kavram öğrendiğimizde onun örneklerini fark etmek, kavramın çalışmasını anlamamıza yardım eder.
Fakat bir süre sonra ters soruyu da sormalıyız:
Bu kavramın burada çalışmadığı ihtimalini nasıl anlayacağım?
Bu soru çok değerlidir. Çünkü hiçbir olgu, karşı örnek, tarihsel farklılık veya kavramsal sınır tarafından zorlanamayan kadar geniş bir kuram, bir süre sonra dünyadaki her şeyi içine alabilir. O zaman hiçbir olay onu zorlayamaz. Kuram bize sürekli haklı olduğunu söyler ama yeni bir şey öğretmez.
İyi bir okuma yalnızca kuramın açıklama gücünü değil, geri çekilmesi gereken yeri de görmeye çalışır.
Bir aile tartışmasını ele alalım. Evin ekonomik sıkıntı içinde olması tartışmayı etkiliyor olabilir. Fakat bundan her söylenen sözün ekonomik çıkarla açıklanacağı sonucu çıkmaz. İki kişi arasındaki geçmiş, kırgınlıklar, arzular ve kişisel tekrarlar da önemli olabilir. Bunun tersine, yalnızca çocukluk deneyimlerine bakıp ailenin borç içinde olduğunu görmezden gelmek de başka bir eksiklik yaratabilir.
İşte farklı kuramların yan yana gelmesi burada işe yarayabilir.
Ama “yan yana gelmek” ile “hepsini birbirine karıştırmak” aynı şey değildir.
Marx’ın sermaye kavramını, Freud’un bilinçdışını, Lacan’ın arzusunu ve Foucault’nun söylemini tek bir büyük açıklamanın içinde eritmeye çalışırsak kavramlar arasındaki farkları kaybedebiliriz. Her biri başka bir düzeyde çalışan kavramlar olabilir. Aralarındaki gerilim bazen onları birleştirmekten daha öğreticidir.
Bir olay hakkında Marx başka bir şey, Freud başka bir şey gösteriyorsa hemen “ikisi de aslında aynı şeyi söylüyor” dememiz gerekmez.
Belki aynı şeyi söylemiyorlardır.
Ve bu kötü bir şey değildir.
Çünkü farklılık, bize olayın tek bir ilişkiden oluşmadığını gösterebilir.
Bu nedenle kuramlar arasında seçim yapmak ile kuramları birbirine düşman etmek de aynı şey değildir. Bir soruda bir kuram diğerinden daha işe yarar olabilir. Bir başka soruda durum tersine dönebilir. Önemli olan hangi düşünürün “doğru tarafta” bulunduğunu belirlemek değil, hangi sorunun hangi araçla daha iyi açılabildiğini görmektir.
Bir marangozun çekicinin işe yaradığını bilmesi, her şeyi çivi sanması gerektiği anlamına gelmez.
Kuram da araçtır; fakat sıradan bir araçtan biraz farklıdır. Çünkü kullandığımız araç yalnızca nesneyi değiştirmez, hangi şeyi nesne olarak gördüğümüzü de etkileyebilir.
Bu nedenle kuram öğrenirken kendimize dikkat etmek gerekir. Bir düşünürü uzun süre okuduğumuzda onun kelimeleri gündelik dünyamıza yerleşebilir. Önceden “işyerinde sürekli aynı şeyi yaşıyorum” dediğimiz yerde “yabancılaşma”, “özneleşme”, “hegemonya” veya “tekrar” demeye başlayabiliriz. Yeni kavram gerçekten daha fazla şey görmemizi sağlıyorsa bu değerlidir.
Ama bazen yeni kelime bize yalnızca daha bilgili olduğumuz hissini verebilir.
Aradaki fark şurada ortaya çıkar:
Yeni kavram, eski sorumuzu değiştirdi mi?
Örneğin “Patronum kötü biri” diyen biri Marx okuduktan sonra “Bu yalnızca patronumun karakteriyle mi ilgili, yoksa işyerindeki yetki ve mülkiyet ilişkisi burada nasıl çalışıyor?” diye sormaya başlarsa kavram bir şey yapmıştır.
“Kimse beni anlamıyor” diyen biri psikanaliz okuduktan sonra “Ben neden anlaşılmayı sürekli bu kişilerden bekliyorum ve ‘anlaşılmak’ benim için tam olarak ne demek?” diye soruyorsa kavram bir şey yapmıştır.
“Bu mahalle bozuldu” diyen biri kent çalışmalarıyla karşılaştıktan sonra “Kim açısından bozuldu, kim açısından değer kazandı ve bu değişim hangi mülkiyet ilişkileriyle birlikte gerçekleşti?” diye soruyorsa yine bir hareket vardır.
Kuramın etkisini yeni kelimelerden çok, yeni sorularda arayabiliriz.
Bu nedenle farklı kuramlarla karşılaşmak zihnimizi cevaplarla doldurmak zorunda değildir. Tam tersine, aynı olayın tek bir açıklamaya çok hızlı kapanmasını engelleyebilir.
Bir insan işsiz kaldığında ekonomik yapı önemlidir.
Ama işsizliğin onun için neden utanç verici olduğunu anlamak için başka sorular gerekebilir.
Bu utancın “çalışkan ve başarılı insan” hakkındaki toplumsal kabullerle ilişkisi başka bir düzeydir.
İşsiz kişinin kendi geçmişinde başarı ve onayla kurduğu ilişki ise yine başka sorular açabilir.
Bunları tek bir açıklamaya çevirmek zorunda değiliz.
Aynı olayın birden fazla ilişkisi olabilir.
Fakat burada kuramsal çoğulluğu “her şeyi biraz açıklayalım” anlayışına dönüştürmemek gerekir. Bir olay karşısında mümkün olan bütün düşünürleri sıraya dizmek iyi analiz değildir. Bazen basit bir neden yeterlidir. Musluk akmıyorsa ilk işimiz Lacan veya Marx okumak değil, suyun kesilip kesilmediğine bakmaktır.
Kuram, ihtiyaç duyulduğu yerde çağrılmalıdır.
Bu basit kural düşünsel çalışmayı önemli ölçüde korur.
Çünkü bazen dünyanın kendisi, bizim çok sevdiğimiz açıklamadan daha basittir. Bazen de tam tersine, basit görünen bir olayın altında çok sayıda ilişki vardır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu önceden bilemeyiz.
Kuram olayı ikame etmemelidir. Fakat olay da bize kuramdan, dilden ve bağlamdan bütünüyle bağımsız verilmez. Mesele, kuramın olayı kendi kalıbına kapatmadan onun direncine açık kalmasıdır.
Bu bölümün başından beri yaptığımız şey aslında bizi buraya hazırlıyordu. Önce kavramın ne olduğunu sorduk. Adlandırmak ile açıklamak arasındaki farkı ayırdık. Soru kurmayı, örneklerin sınırını, bireysel ile toplumsal olanı, tarihi, ilişkiyi, çelişkiyi, yapıyı ve özneyi ele aldık. İdeoloji, söylem ve bağlam sayesinde gördüğümüz şeylerin hangi anlam alanları içinde oluştuğunu düşünmeye başladık. Ardından bir metni nasıl okuyacağımızı ve kavramı gündelik dile çevirirken neleri kaybedebileceğimizi konuştuk.
Şimdi bütün bunları birlikte kullanabiliriz.
Bir olay karşısında artık yalnızca:
“Bunun nedeni nedir?”
diye sormak zorunda değiliz.
“Burada ne oluyor?”
“Ben hangi örnekten hareket ediyorum?”
“Bu yalnızca bireysel bir durum mu?”
“Bunun bir tarihi var mı?”
“Hangi ilişkiler burada önemli?”
“Bu ilişkilerin içinde bir çelişki var mı?”
“Nasıl bir yapı içinde gerçekleşiyor?”
“Kişi burada hangi özne konumunda?”
“Bu durum neden doğal görünüyor?”
“Hangi söylem içinde anlatılıyor?”
“Bağlam değişirse anlamı değişiyor mu?”
gibi farklı sorularımız var.
Kuramlar bu soruların bazılarını daha ileri götürecek.
Fakat hiçbir kuramın bizim yerimize düşünmesi gerekmiyor.
Bir düşünürle karşılaştığımızda başlangıç için şu soruları sorabiliriz:
Bu kuram hangi problemi görmemi sağlıyor?
Aynı olaya hangi yeni soruyu soruyor?
Hangi ilişkileri öne çıkarıyor?
Bunun karşılığında hangi ilişkileri geri plana bırakıyor?
Bu olay gerçekten bu kavramı gerektiriyor mu?
Kuramı olaya mı uyguluyorum, yoksa olayı kurama uydurmaya mı başladım?
Başka bir kuram aynı yerde neyi farklı görebilir?
İki kuram arasındaki farkı korumak bana ne kazandırıyor?
Ve belki bu ön okuma bölümünün tamamını taşıyabilecek son soru şudur:
Bir kavram bana dünyayı daha fazla mı gösteriyor, yoksa dünyayı kendi kavramıma benzetmeye mi başladım?
Kuram öğrenmenin amacı, dünyada karşılaştığımız her şeyin doğru adını bulmak değildir. Daha dikkatli bakabilmek, daha iyi sorular kurabilmek ve gerektiğinde kendi kullandığımız kavramdan da kuşku duyabilmektir.
Çünkü bazen düşüncenin ilerlemesi yeni bir kuram bulduğumuz anda değil, elimizdeki kuramın artık geri çekilmesi gerektiğini fark ettiğimiz anda başlar.
Ayvalık Akademisi Ders Notları
Ön Okuma
- Kavram Nedir?
- Bir Şeyi Açıklamak ile Adlandırmak Arasındaki Fark
- Bir Soru Nasıl Kurulur?
- Nedenler Neden Tek Başına Yetmez?
- Bir Örnek Ne Kadar Şey Gösterir?
- Bireysel Olan ile Toplumsal Olan Nasıl Ayrılır?
- Bir Şeyin Tarihi Olması Ne Demektir?
- İlişki Nedir? Bir Nesneyi İlişkileri İçinde Düşünmek
- Çelişki Nedir?
- Yapı Nedir?
- Özne Nedir?
- İdeoloji Nedir?
- Söylem Nedir?
- Bağlam Nedir?
- Bir Metin Nasıl Okunur?
- Bir Kavramı Günlük Dile Çevirmek Neyi Kaybettirir?
- Aynı Olay Neden Farklı Kuramlarda Farklı Görünür?



