Gündelik hayatta birçok kelime kullanırız. Ev, iş, para, aile, mahalle, sınıf, özgürlük, devlet, kültür… Bunların ne anlama geldiğini çoğu zaman ayrıca düşünmeyiz. Birisi “işe gidiyorum” dediğinde önce “iş nedir?” sorusunu çözmemiz gerekmez. Kelime, gündelik hayatın içinde yeterince iyi çalışır.
Bir kavram ise yalnızca bir şeye verilen isim değildir. Bir şeyi başka şeylerle birlikte düşünmemizi sağlayan bir araçtır.
Örneğin “masa” dediğimizde genellikle önümüzde duran bir nesneyi gösteririz. Ama “sınıf” dediğimizde durum değişir. Sınıfı elimizle gösteremeyiz. İnsanların gelirlerini, yaptıkları işleri, sahip oldukları şeyleri, birbirleriyle kurdukları ilişkileri ve tarih içindeki konumlarını birlikte düşünmeye başlarız. Kavram, tek bir nesneyi göstermekten çok birtakım ilişkileri görünür hale getirir.
Bu nedenle bir kavramın anlamı her zaman sözlük tanımından biraz daha fazladır.
“İdeoloji”, “özne”, “sermaye”, “kültür” veya “arzu” gibi kelimelerin sözlükte karşılıklarını bulabiliriz. Fakat bir düşünür bu kelimelerden birini kavram olarak kullandığında, kelimenin çevresinde başka ilişkiler de kurar. Marx’ın “sermaye” dediğinde yalnızca paradan söz etmemesi bunun basit bir örneğidir. Para sermayenin bir parçası olabilir; ama sermayeyi anlayabilmek için üretimi, emeği, mülkiyeti ve insanlar arasındaki ilişkileri de görmek gerekir.
Kavramların işe yaradığı yer tam burasıdır. Daha önce ayrı ayrı gördüğümüz şeyler arasında bir bağlantı kurarlar.
Bir insan her sabah aynı saatte işe gidiyor, gününün büyük bölümünü çalışarak geçiriyor ve ay sonunda ücretini alıyor olabilir. Bunların her biri gündelik hayatın sıradan parçalarıdır. “Emek”, “ücret”, “sınıf” veya “yabancılaşma” gibi kavramlarla karşılaştığında hayatında daha önce bulunmayan yeni olaylar ortaya çıkmaz. Aynı hayat oradadır. Değişen şey, o hayatın içindeki bazı ilişkilerin artık görülebilmesidir.
Bu yüzden kavram öğrenmek, dünyaya yeni kelimeler yapıştırmak değildir.
İyi bir kavram bazen bildiğimiz bir şeyi biraz yabancılaştırır. Çok doğal görünen bir durumun başka türlü de düşünülebileceğini gösterir. “İnsanlar neden böyle davranıyor?” diye sorduğumuz yerde, “Bu davranışı mümkün kılan ilişkiler nelerdir?” diye sormaya başlayabiliriz. “Bu insan böyle biri” dediğimiz yerde, onun bulunduğu koşullara da bakabiliriz.
Fakat burada başka bir tehlike ortaya çıkar. Kavramlar düşünmeye yardım ettikleri kadar düşünmenin önüne de geçebilirler.
Yeni bir kavram öğrenen kişi bazen onu her yerde görmeye başlar. Her davranışı aynı kavramla açıklamaya, her olayı aynı kalıba sokmaya çalışabilir. O zaman kavram bir araç olmaktan çıkar ve cevaba dönüşür. Dünyayı açması gerekirken kapatmaya başlar.
Bu nedenle bir kavramı bilmek, onu mümkün olduğunca çok kullanmak değildir. Bazen hangi durumda kullanılmaması gerektiğini bilmek daha önemlidir.
Kavramlar bir düşünürün özel mülkü değildir; fakat her kavramın kuramsal bir tarihi, ilişkiler ağı ve kullanım sınırı vardır. Bir kavramın belirli bir düşünürle güçlü bir ilişkisi olabilir. Marx’ın, Freud’un, Gramsci’nin, Althusser’in, Lacan’ın veya başka birinin onu nasıl kullandığını öğrenmek önemlidir. Fakat amaç onların dilini taklit etmek değildir. Bir kavramı anlamış olmak, o düşünür gibi konuşabilmek anlamına gelmez.
Hatta bazen tam tersi doğrudur.
Bir kavramı kendi gündelik dilimizle anlatabiliyorsak, onunla kendi deneyimimiz arasında bir ilişki kurmaya başlamışız demektir. “Artı-değer”, “Büyük Öteki” ya da “hegemonya” kelimelerini kullanmadan da bu kavramların gösterdiği bir ilişkiyi fark edebiliriz.
Bu yüzden yeni bir kavram öğrendiğimizde eski cümlelerimizi çöpe atmamız gerekmez.
Örneğin daha önce “Patron çok para kazanıyor, işçi ise az kazanıyor” demiş olabiliriz. Daha sonra sömürü, ücret ve artı-değer üzerine okuyunca bu ilişkinin kişilerin iyi veya kötü olmasından daha geniş bir yapıya sahip olduğunu görebiliriz. Fakat ilk cümlemiz anlamsız hale gelmez. O cümle gördüğümüz bir eşitsizliğin ilk ifadesidir. Yeni kavram onu susturmak yerine neden öyle gördüğümüzü daha ayrıntılı düşünmemize yardım eder.
Öğrenmenin amacı eski dilimizden utanmak değildir.
Kavramlar bize daha düzgün konuşmayı öğretmek için değil, daha önce göremediğimiz ilişkileri görebilmemiz için vardır. Bazıları zamanla işe yaramaz hale gelebilir. Bazıları başka kavramlarla çatışabilir. Bazılarının sınırlarını ancak onları kullandıkça fark ederiz.
Bu nedenle bu derslerde karşılaşacağımız kavramları ezberlenecek doğru cevaplar olarak değil, denenebilecek düşünme araçları olarak ele alacağız.
Her kavramın başında aynı soruyu sorabiliriz:
Bu kavram, daha önce göremediğim neyi görmemi sağlıyor?
Ve hemen arkasından ikinci soruyu:
Bunu görürken başka neyi gözden kaçırıyorum?
Ayvalık Akademisi Ders Notları
Ön Okuma
- Kavram Nedir?
- Bir Şeyi Açıklamak ile Adlandırmak Arasındaki Fark
- Bir Soru Nasıl Kurulur?
- Nedenler Neden Tek Başına Yetmez?
- Bir Örnek Ne Kadar Şey Gösterir?
- Bireysel Olan ile Toplumsal Olan Nasıl Ayrılır?
- Bir Şeyin Tarihi Olması Ne Demektir?
- İlişki Nedir? Bir Nesneyi İlişkileri İçinde Düşünmek
- Çelişki Nedir?
- Yapı Nedir?
- Özne Nedir?
- İdeoloji Nedir?
- Söylem Nedir?
- Bağlam Nedir?
- Bir Metin Nasıl Okunur?
- Bir Kavramı Günlük Dile Çevirmek Neyi Kaybettirir?
- Aynı Olay Neden Farklı Kuramlarda Farklı Görünür?



